Toplumsal vicdanın kanatıldığı, ahlâki değerlerin siyasi ya da idari ikballer uğruna feda edildiği karanlık zamanlardan geçiyoruz. Anadolu insanı asırlar ötesinden süzülüp gelen irfanıyla ne güzel söylemiş: “Hırsız evden olunca öküz bacadan çıkarmış.”
Bugün etrafımıza baktığımızda karşılaştığımız manzara tam olarak budur. Memlekette ne zaman bir yolsuzluk, usulsüzlük ya da tüyü bitmemiş yetimin hakkına girildiği iddiası ayyuka çıksa, hemen tanıdık bir tiyatro sahneleniyor. Kediye ciğeri teslim ediyorsunuz, sonra kedi ciğeri yiyince sanki fail o değilmiş gibi karşısına geçip hesap sorar gibi yapıyorsunuz. Milletin gözünün içine bakıla bakıla oynanan bu illüzyon numaraları, halkın aklıyla ve ferasetiyle alay etmekten başka bir şey değildir. Bu kadar sihirbazlığı bu millete yutturmaya çalışmak, açıkça pişkinliğin ve arsızlığın ta kendisidir.
İktidar temsilcilerinin çıkıp yüksek perdeden, “Biz temiz toplum ve temiz siyasetin adresiyiz” demagojisine sığınmalarını dinledikçe insan gülmekten kendini alamıyor. Keşke dediğiniz gibi olsaydı ama insan sormadan da edemiyor: Eğer temiz siyasetin ve temiz toplumun adresi iddia ettiğiniz gibi sizseniz ve sizin döneminizde bu kadar hırsızlık, yolsuzluk, haksız kazanç hevesi ortalıkta saçılıyorsa; varın siz söyleyin, adresi siz olmasaydınız bu ülkenin, bu garip gurabanın hali ne olurdu?
Gerçek manada temiz toplumun adresi olan bir irade; milletin cebinden, sırtından soyanların değil, o soyguna engel olanların yanında durur. Toplanan kamu kaynaklarını, haksız kazanç havuzlarında veya birilerinin rant hesaplarında değil; bu ülkenin yoksullarının, kimsesizlerinin, engellilerinin ve dezavantajlı kesimlerinin insanca yaşaması için seferber eder.
Bakınız bugün sahada ne var?
- Engelli vatandaşımız: ÖTV muafiyeti sınırlarıyla, ellerinden alınan kazanılmış haklarla, bin bir zorlukla bağlanan üç kuruşluk yardımlarla yaşam mücadelesi veriyor. İnsanları lütuf gibi sunulan sadaka kültürüne mahkûm etmek sosyal devlet anlayışına sığar mı?
- Emeklilerimiz: Yıllarca bu ülkeye alın teriyle hizmet etmiş, primini ödemiş büyüklerimiz bugün pazarda pazar artığı toplar, evine bir kilo et götüremez hale gelmiş durumda. Çaresizlikten, geçim sıkıntısından canına kıyan, hayat küskünü milyonlarca emekli var bu ülkede.
- Gazilerimiz ve dar gelirlilerimiz: Vatan uğruna gövdesini siper etmiş gazilerin hak arayışı, mutfağındaki tenceresi kaynamayan asgari ücretlinin çığlığı hep aynı perdenin arkasına saklanılmak isteniyor.
Sistem şöyle işliyor: Gerçekleri toplumdan gizlemek, daha büyük vurgunların, devasa rantların üzerini kapatmak adına her defasında birilerini günah keçisi ilan ediyorlar. Kendi siyasi ikballerini, koltuklarını ve geleceklerini kurtarmak adına bu yola başvurmak onlar için artık kaçınılmaz bir reflekse dönüştü.
Ancak bu tablonun en acı, en can yakıcı tarafı ne biliyor musunuz?
Geçmişte bakanlık yapmış, muhafazakâr, inançlı ve ihlaslı kimliğiyle öne çıkmış bir hanımefendinin ve benzer profillerin bu tür iddialarla, skandallarla gündeme gelmesidir. Bizim gibi İslami hassasiyeti olan, dindar, muhafazakâr insanları en çok yaralayan, kalbini kıran işte bu manzaradır. Müslüman profiliyle kamu gücünü elinde tutanların adının böyle işlerle anılması; sadece toplumsal güveni sarsmakla kalmıyor, açıkça İslam düşmanlarının eline koz veriyor, inancımıza ve değerlerimize yöneltilen o haksız oklara hedef oluyor. Dinî değerleri dilinden düşürmeyip kul hakkına riayet etmeme görüntüsü vermek, bu millete yapılabilecek en büyük kötülüktür.
Eski insanımız bu durumlardaki çürümeyi ve sitemi ne güzel dökmüş maniye:
“Gül kurudu dalında,
Gözüm kaldı malında.
Hırsız evden olunca,
Kilit tutmaz kapı da.”
Evet, kilit kapı tutmuyor çünkü anahtarı teslim ettiklerimiz sadakat sınavında sınıfta kalıyor. Günah keçileri üreterek, halının altına süpürerek veya hamaset dolu sloganlar atarak bu vebalden kaçamazsınız. Bu millet her şeyi görüyor, not ediyor ve günü geldiğinde vicdan terazisinde herkesin hakkını teslim etmesini çok iyi bilecektir, vesselam…