Ekonomideki kötü gidişata bahane aramak, bazı olayların arkasına sığınmak başta ekonomi yönetimi olmak üzere ekonomi kurmaylarının alışılmış teraneleri hâline geldi.
Depremdi, savaştı, küresel krizdi, kur korumalı mevduattı…
Elbette bütün bu gelişmeler ekonomiyi etkiler. Ancak sanki yalnızca Türkiye'nin başına gelmiş olaylarmış gibi sürekli aynı gerekçelerin arkasına sığınmak artık inandırıcılığını yitirmiştir.
Çünkü asıl mesele, yaşanan krizlerin varlığı değil; bu krizlere karşı ne kadar hazırlıklı olunduğudur.
Ekonomi yönetimlerinin görevi mazeret üretmek değil, öngörmek, planlamak ve tedbir almaktır.
Bugün ise açıklanan hedeflerin önemli bir bölümü tutmadı. Enflasyon hedefleri değişti, ekonomik programlar revize edildi, vatandaşın alım gücü geriledi. Emekli geçim sıkıntısı yaşarken, asgari ücretlinin de kazancı karşısında giderleri büyüdü.
Bütün bunlara rağmen ciddi bir özeleştiri göremiyoruz.
Yanlış hesapların sorumluluğunu üstlenmek, gerektiğinde görevden ayrılmak ise adeta unutulmuş bir devlet yönetimi erdemi hâline geldi.
Şimdi de kamu varlıkları gündemde…
Ekonomide kaynak ihtiyacı arttıkça gözler bu kez devletin gelir getiren varlıklarına çevriliyor.
15 Temmuz Şehitler Köprüsü ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ile çok sayıda otoyol ve bağlantı yolunun 30 yıllık işletme hakkının devredilmesine yönelik süreç bunun son örneği.
Burada özellikle belirtelim: Söz konusu işlem doğrudan mülkiyet satışı değil, mülkiyet devlette kalmak üzere işletme hakkının belirli süreyle devredilmesi şeklinde planlanıyor.
Ancak ekonomik açıdan sorulması gereken soru değişmiyor:
Devlete düzenli gelir sağlayan varlıkların uzun süreli işletme haklarını devretmek, günü kurtarmak mıdır; yoksa geleceğin gelirlerinden vazgeçmek mi?
Devletin sürekli gelir getiren bir varlığını kullanarak bugünkü finansman ihtiyacını karşılamak, ancak geçici bir çözüm olabilir. Kalıcı çözüm ise üretimden, ihracattan, yatırımdan ve verimlilikten geçer.
Aksi hâlde bugün köprü ve otoyollar konuşulur, yarın başka kamu varlıkları gündeme gelir.
Dün söylenenler, bugün yapılanlar
Bir dönem köprü ve otoyolların satılacağı yönündeki iddialara iktidar tarafından sert tepki gösterilmiş, muhalefet "yalan söylemekle" suçlanmıştı.
Bugün ise aynı köprü ve otoyolların işletme haklarının uzun süreli devri için resmî süreç yürütülüyor.
Siyaset elbette şartlara göre politika değiştirebilir. Fakat milletin hafızası da vardır.
Dün söylenen sözlerle bugün yapılan uygulama arasındaki farkı vatandaş kendisi değerlendirecektir.
Mesele para değil, gelecek meselesidir
Bugün asıl üzerinde düşünülmesi gereken, bu işlemlerden ne kadar gelir elde edileceği kadar, devletin gelecekteki gelir kaynaklarının nasıl korunacağıdır.
Bir ülkenin ekonomik gücü yalnızca kasasındaki parayla ölçülmez. Üreten fabrikaları, altyapısı, doğal kaynakları, stratejik kurumları ve düzenli gelir sağlayan kamu varlıkları da o ülkenin ekonomik gücünün parçasıdır.
Bunların işletme haklarını devretmek gerekiyorsa bunun gerekçesi, getirisi, maliyeti ve uzun vadeli sonucu millete açıkça anlatılmalıdır.
Çünkü devletin malı, milletin ortak malıdır.
Erbakan Hoca'nın uyarıları
Bütün bunları düşünürken merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca'nın yıllar önce yaptığı ekonomik bağımsızlık uyarılarını hatırlamamak mümkün değil.
Özelleştirme adı altında ülkenin üretim gücünün ve gelir kaynaklarının zayıflatılmasına yönelik eleştirileri bugün yeniden tartışılıyor.
Elbette her özelleştirme yanlış değildir. Ancak stratejik ve yüksek gelir getiren varlıklar söz konusu olduğunda mesele yalnızca bugünkü bütçe açığını kapatmak değildir.
Mesele, yarının Türkiye'sinin hangi ekonomik imkânlara sahip olacağıdır.
Son söz
Türkiye'nin ihtiyacı yeni bahaneler değil, yeni bir ekonomik akıl ve gerçekçi bir yol haritasıdır.
Depremi de savaşı da küresel krizi de hesaba katabilen; buna rağmen üretimi artıran, israfı azaltan, borç ve faiz yükünü düşüren, vatandaşın alım gücünü yükselten bir ekonomi yönetimine ihtiyaç vardır.
Çünkü devlet yönetmek, zor zamanlarda mazeret bulmak değil; zor zamanlara rağmen çözüm üretebilmektir.
Bugün köprülerin, otoyolların ve diğer kamu varlıklarının işletme hakları tartışılıyor.
Yarın neyin gündeme geleceğini sormak istemiyorsak, bugün şu sorunun cevabını vermek zorundayız:
Türkiye, günü kurtarmak için geleceğinin gelirlerinden daha ne kadar vazgeçecek?
İşte asıl mesele budur.
Bu sorunun cevabı yalnızca bugünkü ekonominin değil, gelecek nesillere nasıl bir Türkiye bırakacağımızın da cevabıdır.
Merhum Erbakan Hocamızı bu vesileyle rahmetle anıyor; yıllar önce yaptığı uyarıların bugün neden yeniden hatırlandığını kamuoyunun takdirine bırakıyoruz.
Vesselam…