Ülkedeki yaygın tıkanmışlık ve belirsizlik ortamı, vatandaşların yetkili makamlardan somut çözümler beklemesine neden oluyor. Hamasi nutukların aksine, sahne arkasındaki hüsran net bir şekilde görülüyor. Ekranlara çıkıp dış politikada ahkâm kesiyorsunuz. "Orta Doğu’yu biz dizayn ediyoruz, tüm barış görüşmeleri bizim iki dudağımızın arasından geçiyor" diye büyük nutuklar atıyorsunuz. Fakat yaldızlı kürsülerden attığınız o hamasi nutuklar, milletin gözünden kaçırdığınız acı gerçekleri örtmeye yetmiyor. Aklıselim her insan, sahnedeki oyunun arkasındaki hüsranı net bir şekilde görmektedir.

Siz küresel aktörlük rolü oynarken, daha dün, 14 Haziran’da Londra’da düzenlenen sözde “Büyük İsrail Gayrimenkul Etkinliği”nde, Müslümanların namusu olan Batı Şeria toprakları haraç mezat satışa çıkarıldı ve satıldı! Ne yazık ki bu olay ülkemizin medya organlarında haber olarak dahi yer almadı. Siyonist rejimin her bir bakanı ağzını her açtığında Müslümanlara küstahça hakaretler yağdırırken, siz bu vahim tablodan adeta bihabersiniz. Şu gerçeği artık idrak edin: Biz kendi özümüze, ruh kökümüze dönmedikten sonra sizin o “lider ülke”, “ekonomik kalkınmışlık” ya da “büyük Türkiye” cümleleriniz, kitleleri uyutma masalından ve bir hikâye anlatımından öteye geçemez, geçemiyor.

Tarih, laf üretenleri değil, insanlığın kurtuluşu için gövdesini taşın altına koyanları yazar. İşte daha dün yıl dönümünü idrak ettiğimiz 15 Haziran 1997... Merhum Erbakan Hoca’mız, emperyalizmin tüm barikatlarını yıkarak D-8’leri kurdu. Gelişmekte olan 8 büyük Müslüman ülkeyi aynı masa etrafında toplayıp tarihi bir ekonomik iş birliği hamlesi başlattı. O tarihlerde bir araya gelmesi imkânsız görülen, diplomatik krizleri had safhada olan ülkeleri bile tek bir ülkü etrafında birleştirdi. İslam dünyasını kalkındıracak, sömürü düzenine dur diyecek müreffeh bir sistemin temellerini attı.

Evet, dönüp bugün size bakıyoruz; siz de bir şeyler yapıyorsunuz. Yapıyorsunuz ama ne yazık ki attığınız her adımda emperyalistlerin ve onların yerli-yabancı yandaşlarının arzularını yerine getirmekle kendinizi vazifeli kılmış bir konumda kalıyorsunuz.

Bizler asil bir inancın ve köklü bir geleneğin evlatlarıyız. Dost canlısı bir milletiz; misafiri baş tacı etmek, dostlarımızı en iyi şekilde ağırlamak bizim hem örfümüzün hem de sarsılmaz itikadımızın bir gereğidir. Lakin hak etmeyen o sözde "dost sandıklarımıza" gereğinden fazla itibar göstermek, onlar rahat etsin diye tonlarca külfeti bu necip milletin sırtına yüklemek ve tüm bunları yaparken kendi ülkenizin yoksulunu, yetimini, engellisini, mağdur insanını ihmal etmek ne şanımıza yakışır ne de örfümüze!

Ekonomide bunca yıllık mutlak gücünüze ve geçmişinize rağmen, maalesef kalıcı bir iyileşme başarısı gösterilemedi. Geldiğimiz noktada serbest piyasayı bile ancak polisiye tedbirlerle, adalet saraylarında dizayn etmeye çalışıyorsunuz. Şirketlere basbayağı müdahale ederek, polisiye baskılarla ekonomiyi doğrultacağınızı sanıyorsunuz. Hâlbuki ekonomi, emir-komuta zinciriyle değil, liyakatli ve profesyonel kadroların eliyle yürür.

Eğer bu konuda bilmediğiniz, tıkandığınız bir yer varsa; kibre kapılmayı bırakın da geçmişteki şanlı örneklere bakın! Gidin, adil ekonomik düzenin tıkır tıkır işlediği 54. Erbakan Hükümeti’ne bakın. Ekonomi çarklarının işçiyi, memuru, emekliyi ve esnafı ezmeden nasıl döndüğünü örnek alın ve ona göre hareket edin.

Biz bunları haykırıyoruz ama heyhat! Sizin zihniyetinizde ne yazık ki danışma, ibret alma ve geçmişten örnek alma kültürü tamamen yok olmuş durumda. Unutmayın; adaletin ve üretimin olmadığı yerde sadece kokuşmuşluk kalır. Ve bu millet, kendisine sırt dönenleri asla unutmaz!

Bu duygu ve düşüncelerle, İslam âleminin ve siz kıymetli okurlarımın yeni Hicri yılını en kalbi duygularımla tebrik eder, yeni yılın tüm insanlığa adalet, barış ve hidayet getirmesini Cenab-ı Allah'tan niyaz ederiz, vesselam…