Ülkemizin siyasi yapısı; “dava” partileri ve “şahıs” partileri olarak ikiye ayrılabilir.
Dava partileri; Millî Görüş’ün temsilcisi Saadet Partisi ve geçmiş partileri, MHP, CHP gibi belirli bir düşünceden beslenen ve zeminleri olan partiler olarak sıralanabilir.
Şahıs partilerinin en önemli temsilcisine ise ANAP diyebiliriz.
Özal’ın kurduğu parti, Özal ile birlikte yok olup gitti.
Günümüzde ise AK Parti bu sınıfı temsil ediyor.
Aslında kuruluş aşamasında AK Parti de kısmi olarak şahıs partisiydi.
Millî Görüş’ün bölünme sürecinde Recep Tayyip Erdoğan tek başına hareket edip, Bülent Arınç, Abdullah Gül, Abdüllatif Şener, Mehmet Ali Şahin gibi Erbakan Hoca’nın anlamlar yüklediği isimler topluca hareket etmeseydi AK Parti’nin de ölü doğacağını söyleyebilirdik.
Yani aslında AK Parti başlangıçta bir kadro partisi gibi sunuldu, “kadronun etinden sütünden yararlanıldıktan sonra da” şahıs partisine evrildi.
AK Parti’nin sonunu da yaşayanlar görür “Tayyip Erdoğan sonrası” diye adlandırılan süreç çok uzun sürmez.
Her ne kadar hesap yapan çok sayıda isim olsa da AK Parti artık Tayyip Bey’e göbekten direkt bağlı. Yaşama şansı da Tayyip Bey’in direkt kendisine bağlı.
Benzer bir süreci bu günlerde Yeni Parti de yaşıyor.
CHP’de yaşanan malum süreç sonrası ortaya çıkan ayrışma neticesinde doğan Yeni Parti’nin geleceği tamamen iki ismin geleceğine bağlı.
Yani şahıslara!
Biri Ekrem İmamoğlu, diğeri de Mansur Yavaş.
Ekrem İmamoğlu’nun durumu malum!
Şimdilerde ise Mansur Yavaş’ın “durumu malum” denebilir.
Mansur Yavaş da yavaş yavaş kendisini Yeni Parti’den ve CHP’den soyutlamaya başlıyor.
Geçtiğimiz günlerde bu satırlarda dile getirdiğimiz gibi Mansur Bey, çok uzun sürmeyecek bir zaman zarfında -her ne kadar ilan etmese de- hazırlandığı cumhurbaşkanlığı adaylığından vazgeçtiğini ilan ederse hiç sürpriz olmaz.
Bunun sebebi de gayet açık!
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yapılan görüşme.
Bu görüşme, öyle alelade “Ankara’nın çöp sorununun konuşulduğu” bir görüşme olarak asla yorumlanamaz.
Yorumlayanlar çıkarsa da onlara biraz beklemelerini tavsiye ederiz.
Mansur Yavaş’ın, CHP ve Yeni Parti’ye “Artık sizin çekiştirmelerinizden sıkıldım, aday olmuyorum” demesi siyasi tabloya nasıl bir etki eder, onu anlatmaya çalışalım.
Öncelikle CHP adına son derece sevindirici bir gelişme olur.
Şöyle ki, dikkat edilirse Erdoğan-Yavaş görüşmesi sonrası CHP kanadından Mansur Yavaş’a sert eleştiriler gelirken Yeni Parti’den olumsuz bir eleştiri gelmedi.
Yani CHP kanadı “gerekirse Mansur Yavaş’tan vazgeçebilecek” pozisyondayken Yeni Parti kanadı elindeki tek forvete sıkı sıkıya sarılmış vaziyette.
Bugünlerde zor durumda olan parti CHP olsa da böylesi bir senaryoda daha büyük zorluklar Yeni Parti açısından zuhur eder.
Ekrem İmamoğlu’nun aday olamayacağı bir ortamda Mansur Yavaş da aday olmazsa Yeni Parti’nin hemen hemen siyasi hiçbir iddiası kalmaz.
Bu da Özgür Özel ve ekibinin partiyi bir arada tutmasını bir hayli zorlaştırır.
Yani Mansur Yavaş’ın vereceği karar bir nevi “Yeni Parti’nin geleceğini de tayin edecek” dersek abartmış olmayız.
Yeni Parti’nin siyasi varlığını sürdürebilmesi için mutlak suretle ya kendi adayını ya da desteklediği adayı cumhurbaşkanı seçtirmesi gerekiyor.
Ve hatta Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarının da geleceği tıpkı Yeni Parti gibi kendi destekleyecekleri adaylarının seçilebilmesine bağlı.
Maalesef ülkemizdeki hukuki durum bu!
CHP kanadı her ne kadar ciddi kopuşlar yaşasa da şimdilik daha rahat gibi gözüküyor. Zira onlar kendilerini “illa da bir cumhurbaşkanı seçtirelim” gibi bir zorunlulukla hissetmiyor.
“Zamanla geri dönüşler başlar, biz de eski gücümüze kavuşuruz” rahatlığıyla uzunca bir süre de olsa bekleyecek gibiler.
Bizler ise oluşacak yeni siyasi tablo için çok da beklemeyeceğiz gibi!