Sizlere, Sabra ve Şatilla kamplarındaki vahşeti anlatmaya çalışacağız ama bunu becerebileceğimizi hiç sanmıyoruz. Bunun için şuraya bir söz bırakıyoruz.
Ülkemiz ve başkent Ankara sokakları NATO’ya hazırlanırken bizler İMG Türkiye Uluslararası Yardım Kuruluşu’nun Lübnan’da yaptığı hizmetlere şahitlik ettik. İMG Genel Başkanı Akif Çoban Bey’in daveti ile Millî Gazete İmtiyaz Sahibi Ömer Yüksel Özek Bey ile birlikte vakıf adına farklı illerde başarı gösteren arkadaşların da katıldığı ekibe dâhil olduk.
Beyrut yoluna koyulmadan önce böylesi bir manzara ile karşılaşacağımızı asla tahayyül edemezdik.
Çeyrek asrı aşkın bir zamandır Beyrut’taki Sabra ve Şatilla kamplarına ilişkin sayısız haber yaptık ve yine sayısız haber okuduk.
Ama gözlerimizle gördüklerimiz, inanın kelimelerle anlatılacak gibi değil.
Kaleminiz ne kadar güçlü olursa olsun, bu iki kampta yaşanan vahşeti tasvir etmeniz imkânsız.
Zira, dünyanın en âlâ şairinin mısralarında yer verilse, en etkili kaleminin hikâyesine konu edilse bu vahşeti okuyarak özümsemek inanın hiç ama hiç mümkün değil.
Aslında ziyaretimiz oldukça keyifli başladı.
İMG Türkiye, henüz çiçeği burnunda bir yardımlaşma kuruluşu.
Genç ve vizyon sahibi arkadaşların yönettiği İMG, farklı ama bir o kadar da önemli hizmetlere imza atıyor.
Bizzat şahit olduğumuz bu önemli hizmetleri isterseniz bir sonraki yazımıza bırakalım.
Ana konumuza, Sabra ve Şatilla kamplarında yaşanan vahşete dönelim.
Biliyorsunuz, bu kamplar yaklaşık 75 yıl önce kurulmak zorunda kaldı.
Siyonizm’in en şiddetli zulmüne maruz kalan bu insanlar evlerinden çıkartılırken ellerinde evlerinin anahtarları ile yola çıkmışlar ve hatta evlerin hanımları yoğurdukları hamurları geride bırakmış, tekrar dönmek umuduyla tabii. Ama ne mümkün!
Hatta Filistin’den, evlerinden yanlarında getirdikleri anahtarları hâlâ yanlarında taşıyanlar mevcut.

-Sabra ve Şatilla demek katliam demek-
Aslında Sabra ve Şatilla kampları, içerisinde yaşayanlardan çok maruz kaldığı katliamla bilinir.
Millî Gazete’nin “Ve geberdi” manşetiyle cehenneme gidişini duyurduğu Ariel Şaron’un komutasındaki İsrail ordusu önce “uluslararası sözleşme ile koruma altına alınmış” Sabra ve Şatilla kamplarını kuşatma altına alarak kamplardaki Filistinlilerin kaçmalarına engel olmuştu. Daha sonra da İsrail’in desteklediği aşırı sağcı Hristiyan Falanjist vahşiler Sabra ve Şatilla Filistin mülteci kamplarına saldırarak çoğu kadın ve çocuk savunmasız 2.000 Filistinliyi cesetleri tanınmaz hale gelecek şekilde vahşice katletmişti. Katliamın ertesi sabahı, cesetler, Sabra ve Şatilla sokaklarında üst üste yığılmışlardı.
Artık her şey için çok geçti ve kimsenin yapabileceği bir şey de yoktu.
Aslında “bir şey yapacak kimse yoktu” desek daha doğru olur…
16-18 Eylül 1982’de gerçekleştirilen bu katliamdan hemen sonra gazeteci Robert Fisk, olay yerinde gördüğü manzarayı, The Independent gazetesinde yazdığı bir makalede şöyle aktarmıştı: “18 Eylül 1982’de Sabra ve Şatilla kampında bulunanlar için Şaron, ardında şişmiş cesetler, tecavüz edilmiş, işkenceye uğramış ve sonra da katledilmiş kadınlar ve bebekler bırakan bir kasaptır.
Olaydan 18 yıl sonra bugün bu caddelerde dolaşırken katliam manzaraları hâlâ gözlerimin önünden gitmiş değil. Biraz ötede Sabra Camisi’ne giden yolda 90 yaşında, beyaz sakallı ve pijamalarıyla Nuri Bey’i görüyorum.
Ölü bedeninin yanı başında yün başlığı ve bastonu duruyor. İlerideki dar sokakta yemek tencerelerinin yanında yatan iki kadın cesedi var… Cesedin birkaç metre ötesinde çürüdüğü için bedenleri morarmış, bir çöp gibi oraya fırlatılmış bebekler...”
-Asıl soru; ölenler öldü de kalanlar kurtuldu mu?-
Bilmeyenler ya da unutanlar için bu hatırlatmayı da yaptıktan sonra gelelim günümüze...
Peki 1982’de katledilenler yani ölenler öldü de kalanlar kurtuldu mu?
Bizim gördüğümüz manzaraya gören; ölenler kurtulmuş, kurtulanlar ölmüş…
Uluslararası Millî Görüş Yardım Organizasyonu İMG tarafından yürütülen "Filistinli Kardeş Ailem" Projesi, Türkiye'deki hayırsever birey, aile ve kurumlarla Lübnan'daki Filistinli mülteci kamplarında yaşayanları buluşturuyor.
Bizler de bu program çerçevesinde Türkiye’deki yardımseverlerin kardeş ailelerine gönderdikleri emanetlerin dağıtımına iştirak ettik.

-Sadece evlerinden, yurtlarından değil, bu dünyadan da edilmişler-
Nasıl yazılır, nasıl anlatılır, inanın kelimeler kifayetsiz kalıyor.
Hani bizler sürekli Allah’tan sağlık sıhhat isteriz ya!
Yani bir gün, belki de bir saat olsun sağlıksız bir an geçirmek istemeyiz ya!
Buradaki insanlar için ise sağlıklı bin an pek mümkün görünmüyor.
Şahit olduğumuz manzara, tüm benliğimizi şiddetli bir şekilde sarstı.
Hadi dünyayı boş verin, 2 milyarlık Müslüman âleminin her biri bir damla su, bir dilim ekmek gönderse bu insanlar en azından gündelik ihtiyaçlarını karşılar.
Yaklaşık 400 bin insan, 1 kilometrekarelik alana sıkıştırılmış, sağlıksız ve vahşice bir hayatın tam ortasında kalmış durumdalar.
Sadece evlerinden, yurtlarından değil, bu dünyadan da edilmişler.
İroni değil, gerçekten bu dünyada fiziken varlar ama ne bir ülke adına kayıtları var, ne pasaportları var ne de bir mülkleri.

-Hastalar, engelliler ve çokça akıl sağlığını kaybetmiş insanlar-
Abartmıyoruz!..
Mübalağa yapmıyoruz!..
Bir kıyaslama yapacak olursak bu satırları okuyan herkes ama herkes sarayda yaşıyor.
Ne demek istediğimizi anlamak için Sabra ve Şatilla kamplarındaki Filistinlilerin yaşadıkları vahşetin canlı halini görmelisiniz.
Her kapının ardında tek göz oda.
Tek odada sayısız dram.
Hastalar, engelliler ve çokça akıl sağlığını kaybetmiş insanlar.
Varsa aileden aklı başında kalan birisi, diğerlerine bakmaya çalışıyor.
Ama ne yiyip içecekler?..
Nerede pişirecekler, nerede uyuyacaklar….
Say sayabilirsen…
Bir kişinin güçlükle geçebildiği daracık sokaklar.
Sokak dedik ama siz patika da diyebilirsiniz.
Gökyüzünde neyin olduğunun bu insanlar için hiç ama hiç anlamı yok.
Zira gökyüzünü dahi göremiyorlar.
Ama kafalarına aralıksız sular damlıyor.
Her damlası işkence gibi olan ve ne barındırdığı bilinmeyen sular.
Ama hangisine sorsan; bir ihtiyacın var mı diye.
Hepsinden aynı cevabı alıyorsunuz.
İstisnasız hepsi haline şükrediyor ve sizden asla bir şey talep etmiyor.
Ama manzara içler acısı.
Peki “Bizler ne yapabiliriz?” derseniz, inanın çok kolay.
En azından bireysel olarak.
Ve bu, asla bir reklam değil.
Biz üzerimize düşeni yapalım.
Zira gördüklerimiz karşısında boynumuza asılan bir vazife oldu artık.
İMG Türkiye, çok güzel bir çalışma başlatmış.
“Kardeş Ailem” projesi ile yalnızca aylık 6 bin lira ile bir ailenin ayağa kalkmasına yardımcı olabilirsiniz.
İMG Başkanı Akif Çoban Bey ile görüştük, uygulamalarında gerekirse birkaç kişinin bir araya gelerek aylık 6 bin lira temin ederek göndermesinin de mümkün olduğunu öğrendik.
İster iki kişi ister on kişi aylık 6 bin lirayı denkleştirip edineceğimiz kardeş aile ile en azından bizler üzerimize düşen görevi yerine getirmiş olalım.
Bir adım daha atıp İMG Türkiye’nin iletişim numarasını da buraya ekleyelim.
Belki vebalimiz hafifler...
0 212 909 00 20