Mecelle; İslam hukukunun kanun hâline getirilebileceğini gösterdiği için, İslam âleminde büyük bir hürmet ve saygı uyandırmıştır. İslam hukukçularının rey ve ictihâdlarının bir araya toplanması için yapılan ilk teşebbüstür.
Her mes’ele teferruâtına kadar tanzim edilmiş ve ihtilâfların hallinde indî ve keyfî takdirlere yer bırakılmamıştır. Bu sebepten birbirine zıt hiçbir hükme rastlanmaz. Zamanına göre benzerinin vücuda getirilmesi güç bir eserdir.
Cevdet Paşa’ya ait millî bir tertibi ve sehl-i mümteni (basit görünen, ama söylenmesi zor) denecek kadar parlak bir üslubu vardır. Maddeleri son derece veciz ve açık yazıldığından, tatbikatı rahat olmuştur.
Mecelle’nin üslûb ve hükümlerindeki vuzuh ve kat’iyet, ona mevzuat arasında müstesna bir yer vermiştir. Onun İslam hukukuna ve sadece Hanefî mezhebine dayalı oluşu, HUKÛK TÂRİHİ cihetinden son derece mühim bir kanun oluşunu netîce vermiştir. Dolayısıyla garp hukuk kanunlarıyla orijin olarak doğrudan doğruya bir alâkası yoktur.
Mecelle’nin misalleri ve târifleri, mebzûl bir şekilde hazırlanmış olması büyük bir boşluğu doldurmuş ve hârika hizmetler görmüştür. Zira büyük İslam hukukçularının yazdığı ciltler dolusu ve çoğu da Arapça olan hukuk kitaplarındaki aslî hükümleri okuyup öğrenmek, Arapça bilmeyen NİZÂMİYE MAHKEMELERİ’nde ki hukukçular için oldukça müşkildi.
Mecelle hakkında, evvela hazırlanmasında büyük emeği geçen Ahmed Cevdet Paşa, şu mütâlaada bulunmaktadır.
“- Avrupa kıt’asında en evvel tedvin olunan kanunname, Roma kanunnâmesidir ki şehr-i Kostantiniyye’de bir cemiyet-i ilmiyye tarafından tertip ve tedvin olunmuş idi. Avrupa kanunnamelerinin esâsıdır ve her tarafta meşhur ve mûteberdir. Fakat Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye’ye benzemez. Aralarında pek çok fark vardır. Çünkü o, beş-altı kanunşinas zâtın marifetiyle yapılmıştı. Bu ise, beş-altı fakih zâtın marifetiyle vaz’-ı ilahi olan (Allah tarafından konulan) Şeriat-ı Ğarrâdan ahz ve iltikât edilmiştir. (alınmıştır) İkisi de İstanbul’da oldu. (Bunların) İkincisi, tertibi ve intizamı ve mesâilinin hüsn-i tensik ve irtibâtı (güzel tertibi) hasebi ile evvelkiye çok müreccahtır ve fâiktir…” (üstün ve yeğdir)
Ahmed Cevdet Paşa, Mecelle’nin hazırlanmasında önayak olmakla, yalnız İslam hukukuna değil, dünya hukuk hayatına da büyük hizmette bulunmuş, hem kendi adını hem de hazırladığı bu mükemmel eserin adını ebedîleştirmiştir. İnsan eseri olmak itibariyle elbette Mecelle’de hatâdan âri değildir, ama bu, onun şöhretine gölge düşürmemiş; bilakis oniki asırlık İslam hukukundan, zamanın ihtiyaçlarına uygun kanunlaştırmalar yapılabileceğine bir delil ve kıvılcım teşkil etmiştir.[1]
[1] Şimşirgil, A., & Ekinci, E. B. (2018). Ahmet Cevdet Paşa ve Mecelle’den Düsturlar, 8. Baskı, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul, s,107 vd.
KÜLLİ KAİDE
MADDE: 7
Zarar, kadîm olmaz.
Zarar olan şeye kadîm hükmü verilemez. Zarar, mürûr-ı zamana uğramaz. Gayrimeşru bir iş, kadimden beri yapılagelse de, buna itibar edilmez, fâhiş bir zarar mevzubahis ise izâle edilir. (giderilir) Bu madde, bir evvelki “Kadîm, kıdemi üzere terkolunur.” maddesinin istisnasıdır.
Meselâ, eskiden beri umumî yola akan bir pis su kanalı veya evlerden umumî yola çıkan cumbalar kadîm olsa bile, umuma zarar verdiği için izâle olunur. Kadîmden beri pis su kanalı akıyordu veya kadimden beri bu cumba vardı, o halde kimse dokunamaz, denilemez. Zarar, kadîm de olsa giderilir.
Ancak bu pis su kanalı kadimden beri bir başkasının arsasına akıyorsa, bu arsa sahibi akıtmazlık edemez. Çünkü bu meşru bir irtifak hakkıdır. Bundan anlaşılıyor ki kadîm bir zarar; umuma dâir ise bu 7. madde gereği kıdeme itibar edilmemekte; ancak hususi bir zarar ise 6. madde gereği kıdeme itibar edilmektedir...[2]
[2] Şimşirgil, A., & Ekinci, E. B. (2018). Ahmet Cevdet Paşa ve Mecelle’den Düsturlar, 8. Baskı, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul, s,147 vd.