Ayette geçen “niza’”ın Türkçesi, çekişmek, gürültü ve patırtıyla ağız kavgası yapmak.

Sohbetlerde ve televizyon kanallarında dört-beş uzman, dört saat çekişiyorlar ve bir karara da varamadan yarın tekrar buluşmak üzere dağılıyorlar.

Dört hoca da oturmuşlar, saatlerce üçü tartışmışlar, her biri “Bana göre” diyerek konuşmuşlar ve sonuca varamayınca konuşmayan hocaya neden konuşmadığı sorulduğunda “Ben, o ‘Bana göre’ kitabını okumadığımdan bir şey demedim ama bu konuda Rabbimiz şöyle buyuruyor” deyip ayeti okuyunca bulanık sular durulmuş.

Çekişmeyi yasaklayan ve çekişmenin neye mal olacağını Rabbimiz haber veriyor:

وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ وَاصْبِرُوا إِنَّ اللَّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ

“Allah'a ve Rasülü’ne itaat ediniz. Birbirinizle çekişmeyiniz. Yoksa korkuya kapılırsınız ve kuvvetiniz gider. Sabrediniz; şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.”

Çekişirseniz korkuya kapılırsınız.

Rüzgârınız; gücünüz, kuvvetiniz gider.

“Çekişmek zorunda kalıyoruz” dersek, yine Rabbimiz yolunu gösteriyor:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَأُولِي الْأَمْرِ مِنْكُمْ فَإِنْ تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللَّهِ وَالرَّسُولِ إِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآَخِرِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلًا

“Ey iman edenler, Allah'a itaat ediniz; Rasülü’ne itaat ediniz; ve sizden olan emir sahiplerine de (itaat ediniz.) Herhangi bir şeyde çekişirseniz, eğer Allah'a ve âhiret gününe iman ediyorsanız onu Allah'a ve Rasülü’ne havale ediniz. Bu daha hayırlı ve sonuç itibarıyla daha güzeldir.” (Nisa Süresi ayet 4/59)

Ömrümüzü çekişmekle bitiriyoruz, bir sonuca da varamadan, sevenlerimizi de ikna edemeden bu dünyadan göçüp gideceğe benziyoruz.

Rabbimizin buyruğuna uyalım, konuyu Rabbimizin Kitab’ına ve Rasülü’nün Sünnetine havale edelim.

Ayette geçen ve yasaklanan “niza’”ın Türkçesi, çekişmek, gürültü ve patırtıyla ağız kavgası yapmak.

Fuzuli:

“Canı canan dilemiş vermemek olmaz ey dil

Ne niza’ eyleyelim ol ne senindir ne benim”

Canı verenle niza/çekişmek olmaz diyor.

“Ben yaparım, bana kimse karışamaz” dersen, yaparsın ama ölümsüz ola özgürlüğün olmadığından O’nun huzuruna varacaksın ve hiçbir konuda O’nun ve O’nun gönderdiği elçiyle çekişmeye girmeyeceksin, girersen cezasına katlanacaksın.

Niza/çekişmenin cezasını bu dünyada korku içinde yaşayarak ve etrafta gül kokusu gibi esen bir rüzgârın da olmadan, küllük havası estirerek hem kendimize hem başkalarına zehir yutturmuş olabiliriz.

Aile ocaklarını söndüren, çekişme.

Şirketle batıran ortakların ağız kavgası.

Devletleri zayıflatan sonu gelmez çenebazlık.

Allah celle celalühün kitabına ayet ayet uyan Sevgili Peygamberimiz’in ayak basmadığı yerlere gül kokulu rüzgârı ulaşmıştı.

Kudüs’te, Şam’da, Yemen’de, Rey’de, ateşe tapanlar da Hristiyanlarda, Yahudilerde bütün halk “Mekke’de bir adam çıkmış, kendi sofrasında ne varsa halkın sofrasında da o varmış” diyorlar.

Köle sayısının özgür insan sayısından fazla olduğu o günlerde köleler, “Bizi kurtaracak adam çıkmış” diyerek kulakları hep Mekke’den gelecek seste imiş.

İşte güç ve kuvvet anlamında kullanılan “rüzgâr” gül kokulu İslam havasıdır.

Bu havayı estirmek bizim elimizde.

Bugünden itibaren yönünü Kâbe’ye dönen, Kelime-i Şehadet’i getiren herkesle tartışmadan Allah’a ve Rasülü’ne itaate davet etmeye bugün başlayıverelim.

Bir günde ağzımızdan çıkan kelimeleri saymak mümkin olsa Müslümanlardan bir veya birkaç cemaat hakkında mı daha fazla laf çıkmıştır ağzımızdan,

Yoksa her tarafta küfür ve inkâr karışımından üretilmiş sam yellerini estiren o zehirli havayı evlerimize, beyinlerimize kadar sokan ve her türlü sapık yoldan saldıranlara karşı söylediğimiz kelimeler mi daha fazla olduğuna dikkat edelim.

Mahmut Bayram Hoca merhumun kendisinden dinlemiştim:

“İstanbul Fatih Çarşamba’da açılan İmam Hatip’te hocayım. Öğrencilerim beni yine aynı okulda hoca olan ve benim de hocam olan Hüsrev Efendi’ye, notları az verdiğimden şikâyet etmişler.

Bir gün Hüsrev Hoca, ben derste iken sınıfa giriverdi ve benden not defterimi istedi.

Defteri açtı, ilk baştaki öğrencinin adını okudu ve, “Kelime-i Şehadet nedir, söyle” dedi.

Öğrenci kalktı ve doğru olarak söyledi ve hocam defterime 10 dedi ve yazdı.

Öğrencilerin hepsine bunu uyguladı ve bana dönerek, “Bu Kelime-i Şehadet’i, ABD başkanı bilmez, Vietnam papası söyleyemez iken bunlar bunu biliyor da sen neden bunların notunu az veriyorsun?” dedi ve sınıftan çıktı.” demişti.