Müslümanlar her yatsı namazından sonra Bakara Sûresi’nin son iki ayetini okuyarak yatarlar.

Camilerde imam ve müezzinlerimiz bu “Amene’r-Rasulü” diye başlayan ayetleri cemaat de ezberlesin diye sesli okurlar ve uluslararası siyaset yaparlar.

“Biz bütün peygamberlere ve bütün kitaplara iman ederiz” diyerek bütün insanlık ailesine iyi ve barışçıl gözle bakarlar ve barışçıl sözle hitab ederler.

Yalnız Türkiye’de yüz bine yakın camide imamlarımız her yatsı namazından sonra milyonlarca insanımıza, Rabbimizin gönderdiği her peygambere ve indirdiği her kitabın aslına iman ettiğimizi duyururlar.

Dünya siyasetini ve dünya ticaretini tek elden yönetmek için iki bin insanı eğitmenin yeterli olacağına inananlardan değiliz.

Dünyada yaşayan her insanın gücü oranında buna katkıda bulunması gerektiğine inanırız.

Onun için Iimam, cemaatine, “Gönderilen her peygambere ve indirilen her kitabın aslına inanırız” ayetini ezberletir. Ve bunu D.E.F (Dünya Ekonomik Form) adına değil, kâinatı yaratan Allah (cc) adına yaparak bağımsızlığını ilan eder.

Bu inançla yetişen Müslümanların yönetiminde, diğer dinlere mensup insanlar 1400 yıl güven içinde yaşamışlar ama çağdaş dünyamızda Amerika, Filipinler’de yaşayan Müslüman’dan da rahatsız ki, onları yok etmek için oraya da asker gönderdi.

Ataları da İspanya’daki Müslümanlardan bir tane dahi bırakmamakla iftihar ediyorlar.

İsrailliler, Filistin’deki Müslümanların evini, bağını, dükkânını işgal ettikten sonra sokak ortasında yatıp kalkmasına bile tahammül edemiyorlar.

Çağımızda ulaşım ve haberleşme araçlarının baş döndürücü bir süratle gelişmesi, dünyayı bir şehir haline getirdi.

Bazı yazarlara göre dünya bir köy gibi oldu.

Bana göre ise 200 daireli apartman gibi oldu.

Üst katta biri, duvara bir çivi çaksa alt kattaki gürültüsünü duyar ya, işte aynen öyle.

Dünyanın bir ucundaki devletin biri uzaya bir uydu çıkarsa veya denize bir bomba atsa, öbür ucundaki hemen duyar ve binlerce kilometre uzağındaki denizin balıklarını sanki kendi akvaryumunun balıklarıymış gibi korumaya kalkar veya protesto eder.

“Şimdi bu apartman yönetmeliği kime göre olsun?” sorusu insanları meşgul ediyor.

Yahudi’ye göre olsun diyenler var.

Ama muharref Tevrat’ta: “Ve milletlerin sütünü emeceksin ve kralların memesini emeceksin. (İşaya 60/16) derse küreselleşen dünyada bütün milletler gelip Yahudilere sütünü sağdırır mı?

Yıllarca Almanların sütünü sağmışlar ama tekmeyi çok şiddetli yemişler.

200 daireli bir apartmanda oturur gibi her şeyiyle birbirine yaklaşan milletlerin apartman yönetmeliği, Yahudi’ye göre olmaz. Çünkü bunlar milyarlarca Hıristiyan’ın ve Müslüman’ın iman ettiği Hz. İsa’nın peygamberliğini kabul etmediği gibi, Hz. Meryem validemize de iyi söz söylemezler. Üstüne üstlük bütün milletleri sağmal inek gibi görürler.

Hıristiyanlar ise Yahudilere: “Ey engerek, ey yılan nesli...” diyerek başlar. (Matta 12/34, 23/33)

Böylece Yahudileri dışlar. Hz. Muhammed’i ve Kur’an’ı inkâr ederek milyarlarca Müslüman’ı da dışlar.

Kur’an-ı Kerim ise on sekiz ayetinde “Ey insanlar...” diye başlar.

5 ayetinde “Ey Âdem’in çocukları...” diye başlar ve bugün sekiz milyar insanı Âdem aleyhisselâmın çocuğu olarak görür ve insan olarak hitap eder.

“Ey engerek yılanları, maymun çocukları, sağmal inekler” demez.

On iki ayette “Ey ehl-i kitap” diyerek Yahudi ve Hıristiyanlara kitabı seven, sayan, sahip olan insanlar olarak bakar.

Altı ayette “Ey İsrailoğulları...” diyerek başlar. İsrail, Ya’kub aleyhisselâmın adıdır. Yani Kur’an bize edeb öğretir. Yahudilere ve bir kısım Hıristiyanlara “Ey Peygamber çocukları” diyerek çağırmamızı ister.

Aynı apartmanda oturan komünist, “Mal mülk hepimizin olsun. Karıncaya da file de, çalışana da çalışmayana da aynı oranda dağıtılsın” derken…

Kapitalist, “Mal mülk kapanın olsun, kimseye nereden bulduğu sorulmasın, kazanmak için isterse kişi kendini satsın” diyor.

Müslüman bu iki görüşün ortasını bulacaktır. “Herkese çalıştığının karşılığı vardır.

Çalışmalar ve kazançlar İslam’a uygun olacaktır.

Çalışamayanları kendi canınız gibi bilip yardım edeceksiniz” diyecektir.

İşte bu inanç iki taraftan da kabul görecektir.

“İşittik ve itaat ettik” derken imanımızı dille ikrar ederken bedenle de tatbikatını yaparak amele dönüştürdüğümüzü söylüyoruz. Gönüldeki iman amel suyuyla sulanmazsa kuruma tehlikesiyle karşı karşıya kalır.

Amele dönüşmeyen imanın altı şartı altı mermili tabancaya benzer.

Şeytanı korkutabilir. Ama şeytan saldırıya geçerse, tabanca durduğu yerden iş yapmadığı gibi, amele dönüşmeyen müminin imanına şeytan zarar verebilir.

Rabbimin Kur’an’ında ehl-i kitap bilginlerini sırtında kitaplar taşıyan eşeğe benzetir. (Cuma Sûresi ayet 62/5)

Sırtında silah taşıyan eşeği kurtlar yer de silahın ona hiçbir faydası olmaz.

Biz, iman ettiğimiz Kur’an’ın emir ve yasaklarını hayatımızda Sevgili Peygamberimiz gibi yaşayarak canlılık kazanalım yeter.