İnsanların ayıplarını arayanlar, bulamazsa uyduranlar, herkese bir kulp takmaya çalışanlar… Aslında kendi zindanlarının karanlığını artırırlar ve kendilerine düşman sayısını çoğaltırlar.

İslam’a göre doğan her çocuk İslam fıtratı üzerine doğar ve sonra anne-babası onu ya Yahudi, ya Hristiyan ya da Mecusi yapar.

Her doğan çocuk suçsuzdur.

Ergenlik çağıyla başlar sorumluluk.

Biz bütün Müslümanlar, suçu sabit olmayan her insan hakkında, onun temizliğini esas alırız.

Bu konuda Muhakeme Usulü kitaplarında “Beraeti zimmet” asıldır kuralı, İspanya, Portekiz ve Fransa’nın batı taraflarında yedi yüz yıl Endülüs İslam Devleti olarak yaşayan Müslümanlar aracılığıyla Avrupa’ya geçmiş ve şimdi uluslararası hukuk kuralı olarak işlevini yerine getirmektedir ama Yahudilere göre Yahudi olmayan herkes Yahudi’ye hizmet etmek için yaratıldığına inandıklarından iki bin yıldır ve şu modern dünyada bile yeraltında yaşamaya devam ediyorlar.

Netanyahu nerede geceler?

Atom bombasının bile giremeyeceği toprağın altında ölmeden önce ölmüş gibi kabirde yaşamaktadır.

Gündüzleri güneş, geceleri ay ve yıldızlar, başı göğü deldiği halde insanı sırtında taşımaktan ve onu sulamaktan mutlu dağlar, yemyeşil ovalar, mavi mavi gök ve denizler arasında yaşayan sekiz milyar insana bakarken tanımadığı o insan hakkında bundan “Ne Ebu Bekir gibi bir Müslüman olur ya, veya bundan Abdullah bin Mesud gibi bir Müslüman olur ya” diyerek tebliğ ve tebyinimize başlasak daha başarılı oluruz.

Aklınızda olsun yol kenarında duran bir köpek gördüğünüzde, oradan geçmek zorunda olduğunuzda içinizden “bu köpek bana saldırmaz, duruşu onu gösteriyor” diyerek geçerseniz genel kanaate göre saldırmaz.

Ama “Bu köpek bana saldıracak” diye korkarak bakarsanız, sizden giden korku sinyali onu size karşı kışkırtır.

Hiç sevmediğiniz adamı gözünüzün önüne getiriniz.

Onun hakkında aklınıza gelenleri yazınız.

Sonra bu yazdığınız ithamların, kimler tarafından size kaydedildiğine bakınız.

Bazıları beynimizi kira vermeden kullanıyor ve kirletiyor.

Onun bunun, şunun demesiyle bir insanı kötülemek, onun etini yemekten beterdir.

Bu konuda İslami mahkeme kararı bile olsa, yaptığına pişman olanların yaptıklarını yayanlar ve bundan zevk alanlar şunu bilsinler ki; bir gün gelir Allah o adamı da ele güne rüsva eder.

Sevgili Peygamberimiz buyurur:

“Ey diliyle iman edip de gönlüne iman girmeyenler, Müslümanların ayıplarının peşine düşmeyiniz. Kim Müslümanların ayıplarının peşine düşerse Allah o adamı evinin içinde iken bile rüsva eder.” (Ebu Davud, Sünen, Hadis No: 4880)

Ayıpları araştırmadığımız gibi işlenmiş günahları da söz olarak bile tekrarlamayacağız.

Sevgili Peygamberimiz:

“Aişe, Hafsa annemizin boyunun kısalığını söyleyince, “Sen, öyle bir kelime söyledin ki, eğer denize karışsaydı orayı bulandırırdı” buyurmuş. (Ebu Davud, K. Edeb, Bab 40)

“Gıybet için yapılan söz denize karışsa denizi bulandırır” buyurmuş. (Ebu Davud Edeb 40, Hadis: 4875)

Gıybetin rüzgârların kokusunu bile değiştireceğine işareten bir gün, rüzgârda kötü bir koku hissedilince Efendimiz:

“Cabir r.a. anlatıyor: Biz, Rasülüllah ile beraberdik. Pis kokulu bir rüzgâr yükseldi. “Bu koku nedir biliyor musunuz? Bu koku, mü’minlerin gıybetini yapanların kokusudur” buyurdu...” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, Cabir Hadisi)

Efendimize “Gıybet nedir?” denildiğinde, “Kardeşinin hoşlanmadığı şekilde onu anmandır.” buyurdu.

Söylediğim şey onda varsa?..

O zaman gıybet olur, yoksa iftira uydurmuş olursun.” (Ebu Davud, Edeb, 40 Hadis: 4874)

Yani gıybet etmenin ve de iftira atmanın ne kadar kötü ve iğrenç bir karşılığı olacağının ifadesidir.

Hüsnüzandan ayrılmayalım; bu dünyada gönül rahatlığından, ahirette mükafatından mahrum olmayalım.