El, gönlün tercümanıdır.
Gönlün içerde besleyip büyüttüğü dostluğu, barışı, dayanışmayı dille, elle veya hem dil hem de elle ilan eder.
Onun için Sevgili Peygamberimiz:
İki mü’min bir araya geldiklerinde birbirlerinin ellerini tutarak kucaklaşırlarsa ağacın yapraklarının döküldüğü gibi hataları da dökülür” buyurur. (Beyhaki, Şuabü’l iman Hadis 8553)
Bazı dervişler, bu musafaha/tokalaşmayı biraz daha abartırlar ve hemen elini bırakmaz günah daha fazla dökülsün diye tokalaştığı kişiyi biraz sallar. Olsun.
Sözleşmelere imza attığınızda şunu iyi bilin ki, o imza sizin özünüzdür.
Karşı tarafı aldatma işi değildir.
Onun için her neye imza atıyor, “Evet” diyorsanız karşı taraf sizin içinizi de okuyabileceği şekilde yüzünüz ona gülsün, eliniz bir sıcaklık versin, gözünüzden hıyanet değil emanet fışkırsın.
Güzel günler hayal edelim.
Uğursuzluk tellallarına kulak vermeyelim.
Irkımız, dilimiz, rengimiz farklı olsa da dinimiz birdir bizim.
Bütün müezzinlerimiz günde beş defa “haydin felaha/kurtuluşa” diye bağırıyor.
Filanın dediklerine, buyurduklarına, emirlerine gelin demiyor.
İnsanı, insanın emrine çağıranların hepsi hayatta başarılı olamamışlardır.
Devrilip defolup gitmişlerdir.
Cemaatle namazı düşünün, ilk gelen birinci safa, son gelen son safa oturur.
Generalle er, patronla işçi, aynı hizada omuz omuza, Rabbin huzurunda dururken “yat-kalk” emirleriyle değil, “Allahü ekber/En büyük Allah’tır” tekbiriyle birlikte, Rabbin emrettiği, Sevgili Peygamberimiz’in uyguladığı şekilde Allah’a kulluklarını yerine getirilirken kula kul olmaktan kurtulurlar.
Ya İslam’ın bütün emir ve yasakları toplum olarak hep birden yerine getirebilecek bir hale dönüşsek, dünyamız güzelleşirken kâfirler bile dünyada insan kanı akmasının tiksinerek görmek zorunda kalmaz.
Göz göze gelmek, elle tokalaşmak, omuz omuza vermek, gülle balın birleşmesinden meydana gelen, “ballı gülsuyu” gibi olsun.
Düşmanlar gülü baldan, balı gülden ayıramaz hale gelsin.
Gülün üzerine sinek konmazmış.
Sistemleri sinek gibi bütün ülkelerin değerli madenlerinde olanların, sömürerek semirenlerin gözünde güllü bal gibi görünelim de içimizden beynini sömürecek Müslüman aramaya bile çalışmasınlar.
Yapmacık değil, bütün genlerimizi temsilen uzanan el, elle atılan imzanın arkasında gönlümüzün kararı vardır.
Gönlümüz ferman dinlemez.
Gönlümüzün gıdası, gönlü yaratanın gönderdiği Kur’an’dır.
Kur’an’a 1400 yıldır şeytan ve şeytanlaşmış insanlar zarar vermek istemmişler ama bir tek hafinin yerini değiştirememişler.
İşte öyle bir kitap etrafında birleşen insanlara düşmanların hepsi bir olup saldırsalar tek taşımızı sökemezler.
Güneydoğu illerimizde, yüz yıllardır süregelen medreselerin yeniden diriltilmesi, bizim birbirimizle kaynaşmamızı sağlayacaktır.