Dr. Ahmet Hamdi Savlu merhum, tefsirden doktora yapmış ama Konya Büyük İslam Enstitüsünde bizim felsefe dersimize girerdi.

“Size ben, bu derste “Mayınlı tarladan nasıl geçileceğini öğreteceğim” der ve başlardı.

Özellikle imanın şartlarını, bir senede anlatırken filozofların da sözlerinden nakiller yapardı.

Onun derslerine katılan öğrencilerin teneffüste, eve dönüşlerinde, okula girişlerinde birçok fark hissedilirdi.

Başta her öğrenci, ana ve babasından öğrendiği imanın şartlarını akıl ve nakil yoluyla da gönlünü tatmin edince, öğrencilerin hali değişir, imanının gereği olan amel-i salih ve cihat faaliyetlerine başlarken kendine güveni hareketlerinden belli olurdu.

İmamlar, 365 gün sizin için eğitim devam eder.

Her imam kendi cami civarının şartlarını da gözeterek beş vakit namaz aralarından herhangi bir arayı tespit ediniz.

Mesela öğle ile ikindi arası.

Veya akşamla yatsı arası olur.

Mevsimine göre ikindi ile akşam namazları arası.

Bu vakitlerden biri üzerinde karar kılın ve bunu cemaate bildirin.

Hastalık raporu bile olsa, izne ayrılsanız da namazı camide kılınız ve dersinize devam ediniz.

32 farzı yalnız rakam olarak ezberletme tarafına fazla gitmeyiniz.

İlahiyatı bitirmiş çok değerli bir dostum bir gün bana, “İmanın şartını neden altı olarak öğretiyoruz, bütün ayetlere iman ediyoruz, neden altıda ısrar ediyoruz?” diye sorduğunda, “Bütün kitaplara iman derken Kur’an’ın bütün ayetleri, Tevrat ve İncil’in aslının bütün ayetleri o birin içine girmez mi?” dediğimde “Tamam, girer” demişti.

Öğrenciye Osmanlıca dersi vermiyorsunuz.

Ağır Osmanlıca kelimeler kullanmayınız.

Bilgiçlik taslamayınız.

Hepimizin bilmedikleri, bildiklerimizden fazladır.

Kendi yaşıtlarınıza değil, kardeşiniz, çocuğunuz yaşındakilere ders yapıyorsunuz ve onların anlayabileceği kelimeleri kullanınız.

“Öğretmenler” derken yalnız din dersi ve ahlak bilgisi öğretmenlerini kastetmiyorum.

Her dersin öğretmenlerini kastediyorum.

Çünkü bütün öğretmenler, hangi dersi okutursa okutsun, o dersin ana malzemesini ve o malzemenin kanununu koyan Allah celle celalühtür.

Derse girerken anlattığınız konunun malzemesini yaratanı hatırlatmak gerekir.

Bir tek cümleyi bir başkasından alırken tırnak içine aldıktan sonra o cümleyi kuran kişinin adını da yazıyoruz.

“Muallimim” diyen olmak gerektir îmanlı;

Edebli, sonra liyâkatli, sonra vicdanlı.” Beyti yazdıktan sonra yazarın adının Mehmet Akif Ersoy olduğunu yazıyoruz.

Konuşurken de biliyorsanız sözün veya buluşun sahibini söyleyiniz.

Dersin başlangıcında bu çağda da geçerli olan bu usulü derslerde de yapınız ki geleceğin bilgi ve ilim kahramanlarına örnek olunuz.

Bilgi nakşederken kuyumcu, hattat, müzehhip hassasiyetinden bin defa daha hassas olunuz.

Kuyumcu, altın üzerine, hattat ve müzehhip, işlenmiş kâğıt üzerine nakşediyorlar.

Siz öğretmenler, yaratılanların en güzel ve en kıvamlısı olan altın oranlı insan kalbi üzerine bilgi ve ilim nakşediyorsunuz.

İki bin yıllık tarihi eserleri topraktan çıkarırken kıl kadar ince çizgisine zarar vermemek için en hassas ipekten aletlerle temizliyorlar.

Siz, ipekten daha ince daha nazik, daha yumuşak kelimelerle tatlı dillerle, bal gibi yüzlerle beyinleri Allah’ın dünya dershanesinde, Allah’ın verdiği akıl ve elle işleyeceksiniz.

Okulun dışında da öğrencilerle ilgilenin.

Telefonla bilgi veya ödev verin, öğrenip öğrenmediğini kontrol ediniz.

Benim tanıdığım o sessiz kahramanları, gözümün önüne getirerek yazdım bu makaleyi.