Faşistlik, şimdilerde kokarca ismini verdikleri başta fındık olmak üzere bütün tarımsal üretimi tehdit eden böcek gibidir. Kuluçkaya yatar ve uzun süre kendini belli etmez. Yok gibidir. Kime sorsan inkâr etmek suretiyle üstesinden gelebileceğini zanneder. Kış mevsiminde kuytuya çekilir, ilkbaharda sezona hazırlık yapar, yazları işini görür ve sonbaharda verdiği hasarın tespitini yapanları keyifle seyreder. Zarar tespiti bile net olarak yapılamaz. Bu bakımdan modern İslamcı görünümlü liberallere de benzer; üstünden kâr-zarar hesabı yapmak beyhudedir. Daha doğrusu verdiği hasarın haddi hududu olmadığından sadece bir ara kendi kendine bırakıp gitmesi umulur. O da nafiledir, yerleştiği yeri öyle kolaylıkla bırakmaz. İşte inançlı insanların ortasında kuluçkaya yatırılmış faşistler de böyledir. Hakikaten var mıdır, yok mudur o bile tespit edilemez. Ancak zor zamanda, at ve diğer hayvanların ayaklarından kalan artık birbirine karışmayı aşıp aynileşmiş izlerin orta yerinde, kötülüğe ilişkin meselelerin konuşulacağı zeminde 'böyle yapacaksanız ben oynamıyorum arkadaş' atarlarıyla kendini gösterir. Çünkü liberallerin iktidarında kısıtlanmışlığın etkisiyle pek makes bulan Kemalizm’in modası geçiverir ve yerini bir şekilde daha genel geçer, her dönemin baş belası faşizme bırakmak zorundadır.

Onlara, 'Siz yerli ve belki de milli bir bisiklete tutunup bu geçici dünyayı turlamaya çıktınız. Zaman sonra bindiğiniz ama tanımadığınız bisikletin zincir atması kaçınılmazdı. İlkel aracınız arızalanınca başta sizi yola çıkaran niyetlerden de vazgeçtiniz. Gerçekten anlasaydınız ayağınıza değen taşlar sizi vazgeçirmezdi' gibi hakikate yönelik sözler söylense, sanki bir fırsat yakalamış gibi davrandıklarından ve nefislerine ağır geleni anlamlandıramadıklarından, kulaklarının üstüne yatarlar. Bu sebepten, sebep arayanlara fırsat, vazgeçmek isteyenlere izin, mazeret bildirenlere tazminat, boş vermek isteyenlere yol vermek gerekir. Belki de haklarında hayırlısı budur!

Her dönem... Zira çok ilginçtir; şimdiki asrın tüm absürtlüğünü, maruz kalınan zulümleri, gönüllü iştirak edilen mezbeleliği göre göre büyüyen bir nesil, pekâlâ bir buçuk asır evvelinin ittihatçı hezeyanlarını, kıroluğu en az Stalin kadar tescilli paşaların arşa dayanan zulmünü, tüm ezik taraflarını görmezden gelip ırk adına hareket etmenin meşruiyetini savunmaktan, uydurulmuş hikâyelerini dinledikleri dönemleri güzellemekten çekinmez. Üstelik bunun Kemalist putçuluktan bile vahim olduğunu fark edebilecek bir idrakten tamamen yoksun olarak... Başarısızlığı tümden kendilerinden öncekilere, üzerlerine titreyen anne babalarına, geçmiş çağın imkânsızlıklarına yorarak... Zekâ ve idrak sorunu dolayısıyla kaynaştırma öğrencisi olarak ilk ve orta öğrenimlerini bir şekilde tamamlayıp bin bir zahmetle özel okullara yerleştirilmelerine rağmen...

Faşizmin ayyuka çıktığı yerde züğürt tesellisi niyetine ortaya saçılan demokrasi teraneleri dikkate alınmaz. Görmezden gelmek ve doğru olanı yapmak gerekir. Bir yerdeki varlığını faşistlik unsurlara bağlayanlar şüphesiz vaveyla koparır, yırtınır, veryansın eder. Aldırmamak gerekir ki kervan yürürken dahilden ve hariçten gazel okuduğunu sanan sesleri bastırmak zaten mümkün değildir.

Meselenin uzmanlarından sayılan biri tarafından faşizmin hoyrat kurallarının sökmediğinin söylendiği tarih 1969'dur. Kalp aşktan çatlayıp yarılmasa da ona giden damarlar tıkanır; hayata bazen stentlerle devam etmek iktiza eder. Diğer yandan kuralları, hoyratlığı, hadsizliğiyle faşizm kök söktürür. Onun için bir tedavül sorgulamak, zaman ve de kefen biçmek ne mümkün... Burunların dibinde, gözlerin bebeğinde, insanların ortasında büyür. Keşkeler, kahretsinler, aklıselimler beyhudedir. Belki kalbi selim, yerleştiği birkaç kuytuluğu kendine getirir. O kadar...

...

Çok daha anlaşılır bir güzel adamın, izan ve vicdan sahibinin deyişinden teville; saban toprakta, zaman suratta olumsuz iz bırakır. Bir yandan bin bir surat aç kurtlar seyrederken, diğer tarafta pek yakınlardan geçen, değilebilen, işteşlikler kurulabilen iyi adamlara rastlanır. Onlar da geçip gider. Biraz hüzün, biraz sorumluluk bırakarak ve biraz keder... Onlarla çoğu zaman en üzgün, en çaresiz, en müşkül anlarda buluşmak iktiza eder. Dingin ve tedirgin; yordam konuşulur. Ve her defasında iyi ki varsın Sezai amca, iyi ki sen kaldın Ali Haydar abi denir. Sonra onlar da gider. Hatıralar kalır, cümleler, sözcükler... Telefon kayıtlarından silinmeyen. Sonra eskiyen her şey gibi hatırlar, hatırlayışlar, kayıtlar da yiter. Fakat şehadet edilir ki onlar üstüne hiçbir bilinen, faşizmin kıyısına uğramaz. Bu bilinene dair hatırayı daha anlamlı, daha güzel, gizemsiz kılar. Ve şu emniyetle gülümsemek iktiza eder ki; Allah elbette güzel insanları rahmetiyle karşılar.