Adam adil ise ata, binerken de, arabaya binerken de, uçakla gezerken de adilliğine devam eder.
Adam zalimse yine vasıtalar değişir o kadar
Asır/çağ, dünyalıların zaman birimlerinden biridir.
Salise, saniye, dakika, saat, gün, hafta, aya, sene ve Asr.
Hazreti Adem aleyhisselamla birlikte zaman ayarı da başladı.
Güne ve ayın hareketleri, yıldızları doğuşları ve batışları, gündüz eşyanın gölgesi zamanı bilme aleti olarak kullanılmıştır ve bazıları hâlâ kullanılmaya devam etmektedir.
Bir senede 12 ay olduğu bilgisinin yeni olmadığını Rabbimiz şöyle haber verir:
“Gökleri ve yeri yarattığı günden beri Allah'ın kitabında, Allah katında ayların sayısı on ikidir…” (Tevbe Süresi ayet 9/36)
“Biz hâlâ ayları on iki olarak sayıyoruz. Çağımıza uygun aylar olsa ve sayısı da astronomik olsa” diyen yok.
Yine dört mevsimle, on iki ayla, elli iki hafta ile yeni senelere gireceğiz ama saniye değil, salisesini bile değiştiremeden gireceğiz.
Mesela bugün doğan güneşin bir salise önce batmasını sağlamamız mümkün değil.
Allah’ın yarattığı seneler, mevsimler, aylar, haftalar, günler, saatler, dakikalar, saniyeler ve saliseler üzerinde oynamamız mümkün olmadığı gibi Allah’ın indirdiği sureler, ayetler, kelimeler ve harfler üzerinde oynamamız da mümkün değil.
Meclis’in kabul ettiği kanunları cumhurbaşkanı veto edebilir. Ama Allah’ın kitabından bir tek ayeti dünyanın bütün cumhurbaşkanları, kralları, şahları, padişahları veto edemezler.
Saatin üzerinde gezinen akrep, güneşin doğuşuna ve batışına, namaz vakitlerinin giriş çıkışına etki etmez.
Dünya üzerinde dolaşan akrepten daha zehirli insanlar da İslam’ın nurunun yayılmasına engel olamazlar.
Zaman değişmez, zamanda yaşayan insanlar değişir.
Çağlar, mevsimleriyle, aylarıyla, günleriyle aynıdır. Bu çağlarda çağlayan ırmaklar da aynıdır. Ama çağlayanlarda abdest alanlarla, çağlayana işeyenler değişmekte.
Onun içindir ki Rabbimiz asra/çağa yemin ederek bütün insanların zararda olduğunu açıklıyor.
İkindi üzeri eve dönerken eli boş dönen, kazanamayan adamın durumundayız.
Bir testere gibi her nefes alışımızda ömür sermayemiz kesiliyor.
Her nefes verişimizde de kesiliyor.
Nefeslerinize kulak veriniz veya kalbinizin tik taklarını dinleyiniz. Her atışı, sayılı olan kalb atışlarını eksiltiyor ve her insan zarar ediyor.
Ancaak iman edenler, amel-i salih işleyenler, hakkı tavsiye edenler, sabrı tavsiye edenler zarar etmezler, kazanırlar.
Dünyaya geldiği andan başlayarak mümin kâfir her can ömür sermayesini tüketmeye başlıyor. Ancak mümin insan her nefeste Allah için amel-i salih işlerse nefesini verir, karşılığında cennetten yer satın alır.
“Allah, cennet karşılığında müminlerden canlarını ve mallarını satın almıştır. Allah yolunda harp ederler, öldürürler, öldürülürler. Tevrat, İncil ve Kur’ân’da hak olarak yaptığı bir (cennet) va'didir. Allah’tan daha çok sözünü kim yerine getirir? O halde onunla yaptığınız bu alışverişte sevinin. İşte büyük başarı budur.” (Tevbe Süresi ayet 9/111)
Allah tarafından verilen bu ömür sermayesi, Hakkı tavsiye ederek geçirilmelidir. Hakkın çoğulu olan hukuk tavsiye edilmelidir.
Hukuk, Hak’tan gelirse hukuk olur. Halk’tan gelirse kanun olur. Halk ise kan, can, ten, kin taşıyan bir canlı olduğundan kanun kırbacıyla toplumlar inim inim inletilebilir. Onun için çağdaş insan, Hakkı tavsiye eden insandır.
Ömür sermayesini verirken karşılığında iki dünyayı cennete dönüştürerek kârlı çıkabilmek için suredeki sıralamaya da dikkat edeceğiz.
Önce iman, sonra amel-i salih, sonra Hakkı tavsiye, sonra sabrı tavsiye edeceğiz.
“İmanı yok ama çok iyi insan” sözü “temeli yok ama çok iyi çatı” der gibi bir şey.
Yapılması günah veya sevap olmayan işler vardır.
Bu işleri yapanlar da ömür sermayesini karşılıksız harcayanlardır.
Hâlbuki canımız her şeyden tatlı olduğu halde en tatlı şeyimizi karşılıksız olarak harcamış oluyoruz.
Her nefes Hakkın emrettiklerini yerine getirme ve getirtme, yasakladıklarından uzak durup, uzak durdurmadan geçmelidir.
Bu yolda birileri karşısına çıkar acıların her türünü tattırırsa, gücünüz yeterse engeli kaldırmalı, güç yoksa bir tek geri adım atmadan sabırla Rabbin rızasına doğru yürümeli.