Sevgili Peygamberimiz, hicret esnasında yolda Kudeyd bölgesinde, Huzaa kabilesine mensup Ümmü Mabed diye bilinen asıl adı Atike olan hanımefendinin (r.a.) ilk defa gördüğü Sevgili Peygamberimiz’e süt ikram eder ve eşi eve geldiğinde ağırladığı müsafirini, eşine şöyle tarif eder:

رَأَيْتُ رَجُلاً ظَاهِرَ الْوَضَاءَةِ ، أَبْلَجَ الْوَجْهِ ، حَسَنَ الْخَلْقِ ، لَمْ تَعِبْهُ ثَجْلَةٌ ، وَلَمْ تُزْرِيهِ صَعْلَةٌ ، وَسِيمٌ قَسِيمٌ ، فِي عَيْنَيْهِ دَعِجٌ ، وَفِي أَشْفَارِهِ وَطَفٌ ، وَفِي صَوْتِهِ صَهَلٌ ، وَفِي عُنُقِهِ سَطَعٌ ، وَفِي لِحْيَتِهِ كَثَاثَةٌ ، أَزَجُّ أَقْرَنُ ، إِنْ صَمَتَ فَعَلَيْهِ الْوَقَارُ ، وَإِنْ تَكَلَّمَ سَمَاهُ وَعَلاَهُ الْبَهَاءُ ، أَجْمَلُ النَّاسِ وَأَبْهَاهُ مِنْ بَعِيدٍ ، وَأَحْسَنُهُ وَأَجْمَلُهُ مِنْ قَرِيبٍ ، حُلْوُ الْمَنْطِقِ فَصْلاً ، لاَ نَزْرٌ وَلاَ هَذْرٌ ، كَأَنَّ مَنْطِقَهُ خَرَزَاتُ نَظْمٍ ، يَتَحَدَّرْنَ رَبْعَةٌ لاَ تَشْنَأَهُ مِنْ طُولٍ ، وَلاَ تَقْتَحِمُهُ عَيْنٌ مِنْ قِصَرٍ ، غُصْنٌ بَيْنَ غُصْنَيْنِ ، فَهُوَ أَنْضَرُ الثَّلاَثَةِ مَنْظَرًا وَأَحْسَنُهُمْ ، قَدْرًا لَهُ رُفَقَاءُ يَحُفُّونَ بِهِ ، إِنْ قَالَ : سَمِعُوا لِقَوْلِهِ ، وَإِنْ أَمَرَ تَبَادَرُوا إِلَى أَمْرِهِ ، مَحْفُودٌ مَحْشُودٌ لاَ عَابِسٌ وَلاَ مُفَنَّدٌ ، قَالَ أَبُو مَعْبَدٍ : هَذَا وَاللَّهِ صَاحِبُ قُرَيْشٍ الَّذِي ذُكِرَ لَنَا مِنْ أَمْرِهِ مَا ذُكِرَ
“Gördüğüm öyle bir kimse idi ki, nur yüzlü güzel huylu idi. Şekli şemâili yerli yerinceydi. Ne karnı büyük ne de başı küçüktü. Endâmı, biçimi, simâsı hoştu. Gözleri siyah, kirpikleri çok, sesi nâzik idi. Gözünün beyazı çok beyaz, karası da pek kara idi. Kudretten sürmeli idi. Kaşlarının ucu ince, saçları koyu siyahtı. Boynu hafif uzunca ve yüksek, sakalı da sıkça idi. Sustuğunda sekînet ve vakar, konuştuğunda güzellikler görülürdü. O, güler yüzlü, tatlı sözlü idi. Kelimeler mübârek ağzından teker teker çıkar, sanki dizilmiş inci gibi tatlı tatlı akardı. İfadeleri net ve açıktı. Cümleleri ne az ne de çoktu. Uzaktan bakılınca insanların en heybetlisi, yakınına gelince tatlı ve çekici idi. Orta boylu olup ne uzun ne de kısa idi. Yanında arkadaşları vardı. Hizmet için koşuşurlardı. Hürmet olunan biriydi. Asık suratlı değil, güleçti. Kimseyi kınamaz, azarlamaz ve ayıplamazdı.”

Serbest tercemeyle çok güzel anlatan Mustafa Eriş Bey’in bu tercemesi, Altınoluk Dergisi, 2004 - Mart, sayı 217, sayfa 60’ta yayımlanmıştı.

Sevgili Peygamberimiz’i kocasına tanıttığı o tarif, başta Hakim’in Müstedrek’inde, Beyhaki’nin Delailü’n-Nübüvve’sinde, Ebu Nüaym’in Ma’rifetü’s-Sahabe’sinde… birçok hadis kitaplarında rivayet edilmiş ve Arap dili ve edebiyatının insan tarifinde öncülük yapmıştır.

Sevgili Peygamberimiz’in bu yaratılış şekline değil ama güzel ahlakına uymak da bizim için sünnettir.

Ama bizde meşhur olan Hilye Hazreti Ali’nin (r.a.) tarifi daha çok meşhur olmuş ve her Osmanlı hattatı en az bir defa Hilye yazmış, bugünlerde yetişen hattatlarımızın da en çok yazdıkları Hazreti Ali’nin Sevgili Peygamberimiz’in mübarek başından, saçının dalgalı oluşundan ayak altına kadar tarif ettiği Hilye’dir.

İşte o Hazreti Ali’nin Hilye’sinin sonuna doğru:

من رآه بديهة هابه ومن خالطه معرفة أحبه يقول ناعته لم أر قبله ولا بعده

“O’nu ansızın gören sevgiyle ve saygıyla ürperir, O’nu tanıyan O’nu sever ve O’nu başkalarına anlatırken O’ndan önce veya sonra O’nun gibisini görmedim der” diyor.

Sevgili Peygamberimiz’in şairi Hassan da:

وأجملَ منكَ لم تر قطّ عينٌ

وأكملَ منكَ لم تلد النساء

خُلقت مبرءاً من كل عيبٍ

كأنك قد خُلقت كما تشاء

“Hiçbir göz, senin kadar güzelini görmedi,

Hiçbir kadın, senden mükemmelini doğurmadı,

Sen bütün ayıplardan uzak yaratıldın

Sanki sen, senin istediğin şekilde yaratıldın” diyerek övmüş.

Sevgili Peygamberimiz, kendisine peygamberlik görevi verilmeden Mekke’de kırk yıl yaşadı.

Hiçbir zaman hoş olmayan işleri yapmadı. Adına “güvenilecek adam” anlamına gelen “Muhammedü’l-Emin” denildi ama peygamberlik verildiği andan itibaren O’nun hayat kumaşı Kur’an ayetleriyle nakış nakış işlendi.

Ve O’nun ahlakının büyüklüğü Rabbi tarafından onaylandı:

وَإِنَّكَ لَعَلَى خُلُقٍ عَظِيمٍ

“Hiç şüphesiz sen büyük bir ahlâk üzeresin.” (Kalem Süresi ayet 68/4)

Hazreti Ali’nin Hilye’sinde:

وإذا التفت التفت معا

“O, birisine bakarken bütün vücuduyla döner öyle bakardı” diyor.

Buyurun, bu yazıyı okuduğunuz andan itibaren, annenize, babanıza, eşinize, çocuklarınıza, komşunuza, arkadaşınıza, size seslenen tanımadığınız bir adama bakarken boynunuzu döndürerek, yan bakarak değil, bütün vücudunuzu ona döndürerek dinlemeye veya cevap vermeye bugün başlayıverin.

Hazreti Ali’nin rivayet ettiği hadisin adı bizde “Hilye” olarak meşhur olmuştur.

Değerli hattatlarımız yazmışlar, ince ruhlu tezhibçilerimiz süslemişler ve evlerimizi, camilerimizi, sanat evlerimizi ve müzelerimizi süslemişler.

O “Hilye” hadisinin bir yerinde Hazreti Ali:

وَإِذَا الْتَفَتَ الْتَفَتَ مَعًا

Biriyle konuşurken ona doğru bütün vücuduyla döner, yüzü katmerli gül gibi tebessümlü olur ve öyle konuşurdu” diyor. (İbni Hişam, Sire, Vasfu Aliyyin li rasülillahi, Beyhaki, Delalil, 1/260)

Sevgili Peygamberimiz, dost veya düşman kiminle konuşursa konuşsun nezaketten ayrılmazmış. Konuştuğu kelimelerin nazik olmasına dikkat ettiği gibi kendi tavırlarına da dikkat edermiş.

Evlerimizde veya camilerimizde asılı olan “Hilye”lerde Hz. Ali, Sevgili Peygamberimiz’i tarif ederken “O, insanların en cömerdi ve en geniş yüreklisi idi.

En doğru sözlü ve en yumuşak dilli idi.

Biriyle konuşurken bütün vücudu ile ona dönerek konuşurdu” diyor.

Biz de bu özelliklere sahip olmak için huyumuzu kontrol altına alalım ve kırk günde bu huyların bize de geçmesi için gayret gösterelim.