Önce Kur’an-i Kerim’den iki ayeti okuyalım:

“Kim hata veya günah işlerse, sonra o günahı günahsız birine atarsa, iftirayı ve apaçık günahı kendine yüklemiş olur.” (Nisa Süresi ayet 112)

“Yapmadıkları bir şeyle mü'min erkek ve mü'min kadınları incitenler muhakkak bir iftira ve apaçık bir günahı yüklenmiş olurlar.” (Ahzab Süresi ayet 33/58)

Rabbimiz, kıyamete kadar insanların karşılaşacağı her sorunun açıklamasını ve çıkış yolunu da gösterir.

Dünyayı daha rahat sömürelim ve böylece daha keyifli semirgen haline gelelim diyenler, her yerde karşılarına dikilen Müslümanları, hem Müslümanların gözünden hem dünya insanının gözünden düşürmek için kendi uydurduğu, kendi kültürünün bütün kirlerini sırtında taşıyan “terör” kelimesiyle kirletmeye çalışıyorlar.

Bir zamanlar “dostum” dediği insanları bir zaman sonra “terörist” ilan ediveriyor.

Saddam’ın tuvaletinde atom bombası arayan atom enerjisi uzmanları da bilim adamlığı rütbesini Saddam’ın tuvaletinin içinde bırakıp çıktılar.

Yüreği ve bileği sağlam her diri Müslüman’ı “terörist” ilan ettiği gibi dünya çapında ilmi, takvası ve gayret-i diniyyesi kabul edilen Yusuf el-Kardavi’yi (1926-2022) doksan yaşında iken, tek kişilik “terörist” ilan ettiler.

Devletleri idare edenler, o devletin iç dünyasının şekillenmiş, vücut bulmuş halleridir.

Biz ne isek onlar da odur.

İç bünyemiz gibiyiz.

Ülke içinde, köyümüzde, mahallemizde İslam’a aykırı hiçbir şey yapmamamız gerektiği gibi, haydi bir yanlış yaptık, o yanlışı başkasının üzerine yüklememeye dikkat edeceğiz çünkü zararını biz iki kat görürüz

Bir, o yanlışı yaptığımız için.

İki, o yanlışı başkasının sırtına yüklediğimiz için.

Köyde kötü bir olay olsa Hatice bacı, “Eden kendine eder guzuuum” dermiş.

Köyde çok iyi bir iş meydana gelse yine “Eden kendine eder” dermiş.

Bunun bu sözünden gıcık kapan komşu kadın, bu söze şaşar ve, “Yahu bu adam öbürüne kötülük yaptı. Kendine yapmadı ki” dermiş.

Bir gün Hatice bacı ıstarda halı dokurken, öbür kadın zehirli börek yapmış ve Hatice bacıya getirmiş ve, “Börek yaptım, ümüğümden geçmedi, sana da getirdim” demiş ve oradan sıvışmış.

Hatice bacı da, “Başa gelince yerim” derken köyün alt tarafından geçen kamyondan bir delikanlı iner.

Öbür kadının gurbetteki oğlu koşarak eve giderken Hatice bacıyı görür, anasının evde olup olmadığını sorar.

Hatice bacı da, “Guzuum kime niyet kime kısmet. Annen börek getirmişti. Sıcacık yiyiver” der.

Aç olan delikanlı, zehirli böreği yer ama annesini göremez.

O anne de, “Eden kendine eder” demeye başlamış.

Birçok atasözümüzün kaynağı ayet ve hadislerdir.

Değerli hocalarımız hayatı ayet ve hadislerle şekillendirdikleri günlerde atasözlerimiz de etkilenmişler.

Rabbimiz;

“Eğer iyilik yaparsanız, kendinize iyilik yapmış olursunuz. Eğer kötülük yaparsanız, kendinize (kötülük yapmış olursunuz). (İsra Süresi ayet 17/7) buyurmuş.

Bu ayet aslında kendi yaptıkları kötülükler yüzünden tarih boyu kendi ırkının kırımına sebep olan Yahudileri haber verir.

Kur’an-ı Kerim’in her ayeti aynı zamanda bizi ve bütün insanlığı bazen örnekleme yoluyla eğittiği için bu ayet doğrudan bizi de eğitir.

Bu ayet halkımızın dilinde “Eden kendine eder” haline gelmiş.

Tarlaya tohum atarsanız meyvesi size aittir.

Toprağa çiçek ekerseniz kokusu ciğerlerinizi, rengi gözlerinizi aydınlatır.

Bülbüle su verirseniz kulaklarınız ve ruhunuz bülbül sesiyle göğsünüze sığmaz olur.

Köpeğinize yaptığınız iyilik sizi düşmana karşı korur.

Köpeklerin fazileti üzerine bundan 1100 yıl sene önce kitap yazan değerli hadisçilerimizden Muhammed bin Halef el Merzübani (öl. Hicri 309, Miladi 922) eserinde bir devlet başkanının yolu üzerinde “Köpek baba” türbesi gördüğünü, türbenin üzerinde “Köpeğin macerasını filan köyden sorun” yazılı olduğunu, köye gidildiğinde yaşı yüzün üzerinde bir ihtiyarın “Bu köpek bir sultanındı. Sultan ne yerse o da ondan yerdi. Bir gün ormana gezintiye çıktığında tirit ve süt götürmüşlerdi. Ormanda gizlice bir yılan sütten içti ve zehrini de süte bırakıp gitti. Yılan kaçınca köpek ulumaya başladı. Sultanın sütü içmemesi için çok havladı ama anlatamadı.

Sultan tam kaşığını süte daldıracağı sırada köpek yerinden sıçradı ve süt kabından içmeye başladı ama derhal olduğu yere yığıla kaldı ve öldü.

Bunun üzerine sadakatin örneği olsun diye sultan bu türbeyi yaptırdı” diye anlatır. (Merzübani, Fazl-ül Kilab sayfa 10, Dar-ül Kütüb-il Mısrıyye, Mısır)

Sultanın köpeğine yaptığı iyilik, yine kendisine dönüyor.

Atalarımızın “Taş atana ekmek at” sözü, Allah (c.c.)’ün

“İyilikle kötülük denk değildir. Sen kötülüğü en güzel olanla defet. Bir de bakmışsın ki, seninle arasında düşmanlık olan kişi sanki sıcacık bir dost oluvermiş.

Buna (kötülüğü iyilikle defetmeye) ancak sabredenler kavuşturulur. Buna ancak (Kur'ân'dan) büyük bir haz alanlar kavuşturulur.” (Fussılet Süresi ayet 41/34) ayetinin deyimleşmiş halidir.

Bu devran böyle gitmez. Komünizmin paramparça olduğu gibi, kapitalizm de dünya leşi başındakiler gibi birbirlerini yerler.