Türkiye'nin jeolojik yapısı ve aktif tektonik kuşaklar üzerinde yer alması, deprem riski ile ilgili araştırmaların hayati önemini bir kez daha gözler önüne seriyor. Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü'nün (MTA) yerel ve ulusal düzeyde yürüttüğü arazi çalışmaları, yer kabuğundaki hareketliliği ve kırık sistemlerini en güncel verilerle haritalandırmaya devam ediyor. Yerleşim yerlerinin altından ya da hemen yakınından geçen fay hatlarının belirlenmesi, gelecekte atılacak kentsel dönüşüm ve afet yönetimi adımları için temel bir veri kaynağı sunarken, gözler bilim dünyasından gelen son analizlere çevrilmiş durumda.

DİRİ FAY SAYISINDA BÜYÜK ARTIŞ
MTA’nın son verileri, Türkiye’nin deprem sellik riskinin boyutlarını ve tektonik hareketliliğin yaygınlığını açıkça ortaya koyuyor. Yapılan haritalama çalışmaları sonucunda şu kritik veriler kaydedildi:
-
Aktif Fay Sayısı: Türkiye genelinde daha önce 485 olarak belirlenen haritalanmış diri fay sayısı 700’e yükseldi.
-
İzmir'de Öne Çıkan İlçeler: Bornova, Bayraklı, Konak, Karşıyaka, Kemalpaşa, Gaziemir, Menderes, Seferihisar, Güzelbahçe, Urla ve Karaburun doğrudan diri fay sistemlerinin etkisinde bulunuyor.
-
Ana Tektonik Yapılar: Kent genelinde İzmir, Bornova, Tuzla, Seferihisar, Gülbahçe ve Gümüldür fay hatları bölgenin ana kırık sistemlerini oluşturuyor.
ZEMİN VE BİNA İLİŞKİSİ TEHLİKEYİ BELİRLİYOR
İzmir'de deprem riski değerlendirilirken yalnızca fayların geçtiği güzergahlar değil, yerel zemin koşulları da bilimsel çalışmalarda ön plana çıkıyor. Özellikle Bornova ve Bayraklı ilçelerinin belirli kesimlerinde yer alan gevşek ve alüvyon özellikli zeminler, deprem dalgalarının genliğini büyüterek sarsıntının şiddetini artırıyor. Seferihisar, Urla ve Güzelbahçe hattında ise karadaki fay sistemlerinin yanı sıra deniz altındaki kırıklar da takibe alınmış durumda.
Uzmanlar, diri fay haritaları ile deprem risk haritalarının birbirine karıştırılmaması gerektiğinin altını çiziyor. Bir yapının güvenliği sadece faya olan mesafesiyle ölçülemiyor; binanın yaşı, taşıyıcı sistem kalitesi, malzeme yapısı ve yönetmeliklere uygunluk gibi çok sayıda faktörün bütünsel olarak incelenmesi gerekiyor. 30 Ekim 2020 İzmir depreminin ardından kazanılan acı tecrübeler, bölgedeki yapı stokunun acilen gözden geçirilmesi gerektiğini gösteriyor.




