Hastane önlerinde şöyle bir oturup, geleni gideni izlediniz mi hiç?
Ya da hastane içinde kayıt yaptırmaya gelenleri, röntgen, MR çektirenleri…
Pansuman yerlerine ulaşmaya çalışanları…
Kalabalıklar içinde neler yaşandığını gözlemleme şansınız oldu mu?
Olduysa neler düşündünüz?
Çok zor durumda olan yaşlı, kimsesiz, çaresiz, okuma yazması bile olmayan hastalar geliyor hastanelere… Yanlarında yakınları olsa bile onlar da çaresiz kalabiliyor!
Bu hastalara daha girişten itibaren yardımcı olmak gerekiyor!
Tamam, hastanelerde elbette ‘danışma’ stantları var. Gayet de faydalı oluyorlar ama yetmeyebiliyor bu danışma görevlileri.
İşte tam da bu aşamada birilerinin bir şekilde devreye girmeleri gerekiyor.
O birileri kim olabilir?
***
O birileri ülkemizde çok sayıda olan vakıf ve dernekler olabilir!
Bu vakıf ve derneklere kaynak aktaran hamiyetperver iş adamlarımız var, yardımsever zenginlerimiz var…
Bu sivil toplum kuruluşları çok da güzel, hayırlı işler yaptılar, yapıyorlar.
Bu sivil toplum kuruluşları, hastanelerde görevlendirecek elemanları ile kimsesiz, çaresiz, yaşlı hastalara her türden yardımı, yol göstermeyi, yer işaret etmeyi rahatlıkla yapabilirler.
* Mesela, daha hastane kapılarında ne yapacağını şaşıran yaşlı, yürümekte zorluk çeken hastalara hemen bir tekerlekli sandalye bularak yardımcı olabilirler…
* Mesela, hastaları asansöre kadar götürebilirler, asansörlerin yerlerini gösterebilirler. Çünkü öyle devasa hastanelerimiz var ki değil kullanmak asansör yerini bulmak bile zor!
* Mesela, hangi branşın yeri nerede bulmak güç! Burada yardımcı olunabilir… Bu görevliler biçare hastaları muayene olacakları poliklinik önüne kadar götürebilirler hatta yanlarında bir refakatçi yoksa doktor yanına birlikte girebilirler…
* Mesela, röntgen, MR çekilecek ya da kan alınması gerekiyor ya da idrar tahlili… Bu aşamalarda da çoğu hastalar yardıma muhtaç oluyor…
* Mesela, dijital sistemi, e-Devlet’i, e-Nabız’ı kullanamayan, telefondan ya da internet sitelerinden randevu alamayan hastalar oluyor. Bu hastalar kayıt sıralarında güçlük çekiyorlar. Bu aşamada yardıma ihtiyaç duyuyorlar…
***
Bu hizmet alanlarını artırmak mümkün... O kadar çok ayrıntı var ki, kalem kalem saysak sayfalara sığmaz…
Ülkemizdeki çok sayıdaki vakıf ve dernekler, özellikle vakıflar bu boşluğu doldurabilir…
Bu hizmetler elbette bir vakıf çatısı altında tamamen “gönüllülük” esasına göre de yürütülebilir…
Ama ve de ancak…
Bu hizmeti görecek olan vakıf ya da dernek görevlilerinde bir şart mutlaka aranmalı;
* Bu görevliler, daima güler yüzlü olmalı, ağızlarından asla azar kelimeleri ve cümleleri çıkmamalı…
* Bu görevliler, edepli, sabırlı, tahammüllü olmalılar…
YERE TÜKÜRENLERİN TÜKÜRÜKLERİNİ KÜLLEYEN VAKIFLAR!
Yere böyle ‘şlap’ diye ağız dolusu tükürmek…
Bir kere geleneklerimize, göreneklerimize, ahlakımıza, adaba aykırı bir davranış!
Bilemiyorum, futbolcular mecburen mi maç sırasında sahaya sık sık tükürürler! Bu görüntüler hoş değil, en hafif tabirle! Gençlere, çocuklara kötü örnek teşkil ediyor.
İyi de o zaman hakemler maç sırasında neden tükürmüyor? Ya da onlar da tükürüyor da izleyenler bunu fark etmiyor mu?
Neyse, konumuz bu değil!
Asırlar boyu dünyaya hemen her açıdan örnek olan ecdadımız Osmanlı İmparatorluğu…
Öyle vakıflar kurulmuş ki Osmanlı döneminde!
Mesela, yürürken yere tükürenlerin tükürüklerini külle kapatan vakıf kurmuş ecdad!
***
Osmanlı’nın çevre ve sokak temizliğine, insan ve toplum sağlığını korumaya verdiği önemi ispatlayan yüzlerce belge var.
İstanbul’u fetheden cennetmekân Sultan Fatih döneminde…
Mikroplar ve salgın hastalıkların yayılmasını engellemek maksadıyla mikrop ve tükürükle mücadele edilmeye başlandı. Sokaklara ve umumi yerlere tükürmek ve balgam atmak yasaklandı.
Tükürüğün insanlara ve çevreye zararını kontrol altına almak için çeşitli tedbirler alındı.
Görevli kişiler vasıtasıyla su, kül ve kireç tozu ile temizletme yoluna gidildi.
***
Fransız Seyyah Jean de Thévenot’ın 1655-1656’da İstanbul’da yaptığı şu gözlemleri ve tespitleri ilginçtir;
* “Osmanlılar vücudu temiz tutmak ve sağlıkları için sık sık hamama giderler. Türkler sıhhatli yaşarlar ve az hasta olurlar. Bizim memleketlerdeki tehlikeli hastalıkların hiçbirini bilmezler. Yemeklerden evvel ve sonra elleri yıkamak, vazgeçilmeyecek umumi bir âdettir.”
***
Mikrobun yayılmasının sebeplerindendir, tükürük.
Ecdadımız, sokağa tükürmeyi yasakladı ve büyük bir ciddiyet ve duyarlılıkla bu yasağı takip etti.
Halkın yoğun olarak bulunduğu park, mesire yerleri ve umumi tuvaletlerin temizliğiyle özel olarak ilgilendi.
Bunun için ücretleri vakıf gelirlerinden verilmek üzere görevliler tayin edildi.
Mesela, Teselya’nın (Yunanistan’ın) Serez bölgesinde bu amaçla kurulan vakfın vakfiyesinden anlaşıldığı üzere görevli şahıslar, sırtlarında bir kap içerisinde kül olduğu hâlde cadde ve sokaklarda dolaşarak, gördükleri tükürük ve balgamların üzerine bir miktar kül serpiyorlardı.
Böylece hem göze hoş görünmeyen manzaralar ortadan kaldırıldı hem de bunların etrafa mikrop saçmalarının önüne geçildi.
***
Sultan Fatih’in tükürükle mücadelesi…
Fatih Sultan Mehmed Han Hazretleri, vasiyetnamesinde, Osmanlı medeniyetinin sokak temizliğine ve toplum sağlığına verdiği önemin altını çizdi.
Sultan Fatih, İstanbul’da tükürükle/mikropla mücadele etmek ve halk sağlığını korumak için 20’şer akçe yevmiye ile tutulan görevliler vasıtasıyla sokaklarda görülen tükürükler üzerine kireç tozu ve kömür külü dökülmesini şöyle vasiyet etti;
* “Ben ki, İstanbul Fâtihi abd-i âciz (âciz kul) Fatih Sultan Mehmed! Bizâtihi alın terimle kazanmış olduğum akçelerimle satın aldığım İstanbul’un Taşlık mevkiinde kâin (bulunan) ve mâlumu’l-hudut olan 136 bap (parça) dükkânımı aşağıdaki şartlar muvacehesinde (istikametinde) vakfı sahih eylerim: Bu gayri menkulâtımdan (taşınmaz mal) elde olunacak nemalarla (gelirlerle) İstanbul’un her sokağına ikişer kişi tayin eyledim. Bunlar ki, ellerindeki bir kap içinde kireç tozu ve kömür külü olduğu hâlde, günün belirli saatlerinde bu sokakları gezeler. Sokaklara tükürenlerin, tükürükleri üzerine bu tozu dökeler ki, yevmiye 20’şer akçe alsınlar…”

CENNETMEKÂN 2. ABDULHAMİD HAN NE YAPTI, PEKİ!
Osmanlı sultanı cennetmekân 2. Abdulhamid Han Hazretleri…
Abdülhamid Han, sokağa tükürme yasağı koyan Osmanlı padişahlarındandır!
Zira, arka arkaya yaşanan büyük savaşlar dolayısıyla yaşanan göç hareketleri, fakirlik, kıtlık gibi unsurlar veremin yayılmasını hızlandırmıştı.
Tükürüklerin tüberküloz/verem hastalığına yol açması ve o dönemde bu hastalığın salgın dereceğinde yaygın olması bu yasağın sebebi.
Tükürük yasağı ile verem mikrobunun yayılmasına karşı tedbir alınmak istenmiştir.
***
Son cümle; ecdad yaptı, biz neden yapmayalım…
---
