Gerçek olarak bazı şartlarda ve durumlarda insanın alnı terler ve bu olağan dışı, bazen de olağanüstü bir olgu ve olayı işaret eder, anlatır. İnsanın belli bir organına atıf yapılarak bir olgu, olay, durum veya niteliğin ifade aracı şeklinde kullanımına başvurulmaktadır. Mesela “el kiri” deyimi, maddi değeri vurgulanarak ölçü alınmak istenen “para”, kimi zaman da “servet” kastedilerek mecazen kullanılmaktadır. “Alın teri” deyimi doğrudan insanın çaba ve çalışmasını, öz olarak da “emeğini” ifade eder. Genel ve mecazi anlamda “alın”, insanın varlığını, ona ayrılmaz şekilde bağlı olan kişiliğini, haysiyet, onur ve şerefini temsil eden bir organ hüviyeti kazanır. Böylece “alın”ın terlemesine özel bir anlam yüklenir ve dolayısıyla “emek” yüce bir değer sayılır. Bu insani değer, dini, ahlaki, hukuki bağlamda “hak” olarak tanımlanır.
Ne var ki emeğin hak olarak tanınması ve gereğine göre ona karşı davranılması kendiliğinden gerçekleşmemiştir. İnsanlık tarihinde uzun, zorlu, meşakkatli bir süreç yaşanmıştır. Haksızlıklar, zulümler, acılar, kıyımlar çeşitli boyutlarda ve niteliklerde gerçekleşmiştir. Yapılan çetin mücadelelerle birlikte emeğin insani bir hak olma niteliği belli ölçüler çerçevesinde ve temelinde genel bir kabul görmüştür. Hayatın ihtiyaçlarının çeşitlenmesi ve farklılaşmasına, düşüncenin, bilginin ve bilimin gelişmesine vb. koşut olarak “alın teri”, yani emek, ona sahip olanın konumunu, durumunu değiştirmiştir. İnsan olduğu gerçeğini daha anlamlı ve belirgin kılabilmiştir. “Sendika” olgusunun bir kurum olarak toplumsal, iktisadi, hukuki, siyasi, kültürel bir anlam ve değer kazanması, emeği ve sahibi olan insanın işlevini, görevini ve sorumluluğunu ortaya çıkartmıştır.
Emeğe, sahip olduğu anlam, değer ve işlev yeterince verilmediği takdirde, insan olarak bireyden toplumsal olana kadar genişleyen birtakım sakıncaların, olumsuzlukların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Bireysel ve toplumsal ilişkilerde açık ya da örtük bir düzen, denge, güvenlik, saygı-sevgi ve barış gerçekleşmesi zedelenebileceği gibi, iktisadi bakımdan üretim, refah, kalkınma konuları da kaçınılmaz olarak olumsuz etkilenmeye maruz kalabilecektir.
Öte yandan emeğinin karşılığını alamadığını ileri süren bir kimsenin ya da belli bir grubun, topluluğun sesini duymamak, duyarsızlık göstermek, başka alanlarda gerçekleşen haksızlık gibi bir haksızlıktır. Haksızlığın ortadan kaldırılması, bu durumun giderilmesiyle, hakkın gerçekleştirilmesiyle mümkündür. Kaba güç gösterilmesi ve kullanılması, hakkın varlığını ortadan kaldırmaz, aksine başka türden haksızlığı doğurur ancak. Çünkü güç, iktidar, hak değildir ve hiçbir zaman da olmamıştır.