“Birinci Körfez Savaşı... Amerikan kuvvetleri karargâhı olarak kullanılan otelin bir odasında çok iyi Türkçe konuşan subayı dinliyorum.
Subay duvarda asılı olan haritada avucunu gezdirerek dehşet içinde dinlediğim açıklamalar ediyor:
“Savaş bitecek.
Amerikan kuvvetleri çekilecek.
Bıraktığı silahlar Kuzey Irak’taki Kürtlerin eline geçecek.
Kürtler Türkiye’den toprak isteyecek.
Ya vermeyeceksiniz ve savaşacaksınız ya da toprak vereceksiniz.”
Kulaklarıma inanamıyordum.
“NATO, iki ülkenin müttefik olduğu, Türkiye-Amerika dostluğu” gibi laflar geveliyorum.
Hiç oralı olmuyor...
.....................
Bir randevum daha vardı.
Başka bir odaya aldılar.
Gene duvarda asılı büyük bir Orta Doğu haritası.
Ve iyi Türkçe konuşan bir başka rütbeli subay.
O da avucunu Kuzey Irak ve Güneydoğu Türkiye üzerinde dolaştırıyor.
Bir önceki subayın anlattıklarını hemen hemen aynen tekrarlıyor.
O subaya da “NATO, Türkiye, Amerika dostluğu/müttefikliği” gibi kırık dökük bir şeyler söylüyorum.
Hiç oralı değil:
“Ya toprak vereceksiniz ya da vermemek için savaşacaksınız.”
***
Milliyet gazetesi yazarı Güneri Civaoğlu yıllarca önce bu satırları kaleme almış, bu köşede daha önce de bu satırlara yer vermiştim.
Civaoğlu, 14 Ekim 2014 tarihli yazısında şunları da ekliyordu;
“Bunları yazdığımda ABD’den bir “tekzip”, bir “yalanlama”, bir “düzeltme”, bir “açıklama” gelmedi.
Oysa...
O sırada çalıştığım SABAH gazetesi, Hürriyet’le başa baş satıyordu.
Birinci sayfadan yayımlanmıştı.
Görülmeyecek ya da görmezden gelinecek bir küçük gazete haberi değildi.
ABD’nin, “Sükût ikrardan gelir” söylemini hatırlatan bu suskunluğu Ankara’ya bir mesaj/uyarı izlenimini vermişti.”
***
Hatırlayalım lütfen!
Birinci Körfez Savaşı krizi 1990 yılında başladı…
2 Ağustos 1990 tarihinde Irak'ın Kuveyt'i işgaliyle siyasi ve ekonomik kriz başladı.
ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin hava bombardımanı 17 Ocak 1991 tarihinde devreye girdi.
28 Şubat 1991 tarihinde askeri operasyonlar bitti ve Irak yenilgiyi kabul etti…
***
İkinci Körfez Savaşı, 20 Mart 2003 tarihinde ABD ve İngiltere öncülüğündeki koalisyon güçlerinin Irak'ı işgaliyle başladı…
Bu askerî harekât, Saddam Hüseyin yönetimini devirdi.
ABD ve müttefikleri, Irak'ın kitle imha silahları ürettiğini ve dünya güvenliğini tehdit ettiğini iddia etti.
Oysa bu iddianın tamamen bir yalan ve palavra olduğu bilahare kendi ağızlarından ispatlandı.
Yani, tamamen bir kurgu-mizansen ile Irak işgal edildi.
Bağdat yönetiminin küresel terörizme destek verdiği öne sürüldü, bu yalan iddia ile!
20 Mart 2003'te karadan ve havadan başlayan operasyon kısa sürede Irak ordusunu dağıttı.
Mayıs 2003'te Baas rejimi son buldu.
ABD Irak’ı işgal etti.
Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin, Kurban Bayramı'nın ilk gününde sabah saatlerinde asılarak idam edildi.
Milyonlarca Iraklı katledildi.
Yüz binlerce Iraklı kadına tecavüz edildi.
***
Soru şudur; ABD, hemen sınırımızda bir piyon devlet kurmaktan vazgeçti mi, vazgeçmedi mi?
ORTA DOĞU’DA ATILAN HER ADIM SOYKIRIMCI İSRAİL’İN GÜVENLİĞİ İÇİNDİR!
Şimdi…
1) Komşumuz Suriye’de yeni bir dönem başladı. Esad gitti, rejim devrildi ve Şara koltuğa oturdu. Suriye’de nelerin planlandığı son dönemde kısmen ‘muğlâk ve kapalı’. En azından bize yansıyan sınırlı bilgiler…
2) Elbette Suriye’nin toprak bütünlüğünün sağlanması ve Suriye halkının istikrar içinde olması en büyük dileğimiz. Dünyanın birçok ülkesinde ve de ağırlıklı olarak ülkemizde bulunan Suriyelilerin kendi vatanlarına, ülkelerine, topraklarına dönmesi, ailelerine kavuşması, doğdukları yerde doymaları arzumuz…
3) Terör örgütü PKK’nın kendini lağvetmesi, silahlarını bırakması, topraklarımız üzerindeki iddialarını çöpe atması vb. en büyük temennimiz.
4) Tüm cihana nizam veren, selamet, refah, fazilet ve saadet dağıtan bir Osmanlı Devleti bakiyesi olan ülkemizin hiçbir ferdi, terörden yana tutum sergileyemez, sergilememeli!
5) Ülkemizin her karış toprağında milletimizin her bir ferdinin elini kolunu sallaya sallaya yatırım yapabileceği, fabrikalar açabileceği, tarım ve hayvancılık işleri ile uğraşabileceği, çoluğunu çocuğunu rahatça büyütebileceği - okutabileceği, doğduğu yerde doyabileceği bir ortam, hiç şüphesiz milletimizin ortak gelecek duygusu…
6) Ancak unutulmamalıdır ki, şu an ABD’yi yönetir gibi gözüken Sarı Kovboy, nam-ı diğer Donald Trump sadece kendisine söyleneni yapan, bir irade koyamayan, kendi medyalarının deyimi ile, “ayak üstü onlarca yalan söyleyebilen…” bir kişilik. Bugün ‘a’ dediğine, yarın rahatlıkla ‘b’ diyebilen bir palavracı!
7) Bakmayın, “Trump Netanyahu’ya şöyle sinirlendi, böyle tersledi, dediğini yapmayacak…” gibi repliklere… ABD’de asıl ‘hükümdar’ olanlara, ‘hüküm verebilen otoritelere’ bakılmalı…
8) Şunu zaten hiçbir an unutmamalıyız ki, bu dikenli bölgede, Orta Doğu’da atılan-atılacak hemen her adım Siyonist, soykırımcı İsrail’in güvenliği içindir… Nokta!

KÖTÜLÜĞÜN SINIRI YOK Kİ!..
İspanya’nın Gazze Soykırımı’na karşı dik duruşuna…
Sarı Kovboy Trump da…
Bebek katili Netanyahu da başından bu yana tepkili…
***
İspanyol gazeteci Jose Vizner, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun oğlu Yair Netanyahu'nun 2019'daki bir paylaşımına atıfta bulundu ve bir soru sordu;
* "Netanyahu'nun oğlu, 2019'da İsrail'in, Sebte ve Melilla'daki ayrılıkçı hareketleri finanse ettiğini ima ediyordu. Mevcut durumun, Sanchez'e karşı bir intikam olduğuna dair herhangi bir şüphe var mı?"
***
Malum, son günlerde binlerce düzensiz göçmen Fas'tan yüzerek İspanya topraklarına geçiş yaptı.
Sosyal medyada hızla yayılan görüntüler Avrupa'da infiale sebep oldu.
* İspanya'daki siyasi isimler ve uzmanlar, İsrail'in İspanya'nın Kuzey Afrika'daki toprağı olan Sebte (Ceuta) şehrindeki düzensiz göçmen akınını kullanarak, ülkede kaos çıkartmaya çalıştığını söylüyor.
* İspanyol siyasi uzman Carolina Alonso, Sebte'de yaşananları, Gazze'de soykırım işleyen İsrail'in, soykırıma karşı tutumuyla bilinen İspanya hükümetini zayıflatma girişimi olarak nitelendirdi…
Kötülüğün sınırı yok ki!.. Hele hele Siyonistler için…
---