Padişah, “Haset eden/kıskanç iki adam getirin” demiş. Ülkenin her tarafında aranmış, taranmış, hasediyle ünlü iki kişi getirilmiş ve padişahın huzuruna çıkarılmış.
Padişah, “İkinizden biri benden bir şey istesin. Onu vereceğim. İstemeyene iki katını vereceğim” demiş.
Hasud insanların ikisi de susmuşlar.
Padişah, “Beş dakika içinde biriniz istekte bulunmazsa ikinizi de huzurumdan çıkaracağım” deyince o ikisinden biri bir adım ileri çıkar ve, “Padişahım, şu iki gözümden birini çıkarınız” der.
Topraktan yaratılan Hz. Adem’e secde etmeyen ve meleklerin, Hz. Adem’e secde etmesini kıskanan şeytanla birlikte haset hastalığı yaygınlık göstermeye başlar.
Yusuf Aleyhisselâmın kardeşleri, babalarının Yusuf’a olan sevgilerini kıskanırlar.
“Yusuf’u öldürün, yahut bir yere atın da babanızın yüzü (sevgisi) yalnız size kalsın. Bundan sonra (Yusuf’u yok ettikten sonra) Tevbe eder salihlerden oluruz” derler. (Yusuf 9)
Sevenin sevdiğini yok edeceksiniz, sonra onun sevgisini kendi üstünüze çekeceksiniz.
Bu, olmayacak şey. Sevgi, para gibi değil.
Parayı saçtıkça azalır.
Sevgiyi saçtıkça çoğalır.
Sevdiğiniz insanların sayısı arttıkça gönlünüz genişler.
Ormandaki ağaçlar birbirlerinden yağmuru kıskansalar ve “Sen olmasan ben daha çok yağmur alırım” diyerek birbirlerini kurutmaya çalışsalar bir gün gelir yağmur yağmayıverir.
Bakara Süresi’nin 109’uncu ayetinde ehl-i kitaptan (Yahudi ve Hıristiyanlardan) birçoğunun haset nedeni ile Müslümanları dinden döndürmeye çalıştıklarını haber verir.
Haset ederler çünkü uyuşturucu müptelası, fuhuş ticareti, soygun çeşitleri haksız yere öldürmeler, sömürmeler ve her türlü pisliğin kendi insanlarından türediğini ve insanlık ailesinin başına bela kesildiğini, dinini yaşayan Müslümanlarda bu tür hastalıkların az görüldüğünü görünce yüzü kızarıyor ve haset damarı kabarıyor.
“Hele yaşımız kırka varsın, hele altmışa varsın, yetmişine varınca düzeliriz” diyenlerimiz var.
Bu mantık Hz. Yusuf’un kardeşlerinin mantığı. “Yusuf’u yok ettikten sonra düzeliriz” diyorlar ama kuyuya attıkları Yusuf Aleyhisselâmın huzurunda diziliyorlar.
“Sonra düzeliriz” diyenler, birçok arkadaşlarının cenazesine katılıyorlar.
Çıkan nefesin girmeyebileceğini, giren nefesin çıkmayabileceğini düşünerek yaptığı işin, attığı adımın, iyi, güzel, sağlam, faydalı ve Allah’ın rızasına uygun olmasına dikkat etmeli.
Eşimize, çocuklarımıza, çevremize hiçbir zaman “Bana güvenmiyor musun?” dememeli.
İlk başta işi bu sözü söyleme durumuna getirmemeli. Yusuf’un kardeşleri, babalarına, “Bize güvenmiyor musun?” diyorlar.
Baba, eş, çocuk, arkadaş, ortak, “Evet, güvenmiyorum” dediği an iş biter.
Onun için biz özümüzle, sözümüzle, işimizle, imzamızla insanlara güven telkin edeceğiz. “Bana güvenmiyor musun?” diye bağırarak karşımızdakinin kelimelerini boğazının boğumlarında boğmayacağız.
Bin dostumuz olsa azdır, bir düşmanımız olsa çoktur diyerek dostları çoğumsamayacağız, düşmanları da azımsamayacağız.
Dinimin düşmanı cami yapsa o “Mescid-i dırar”dır.
Şerbet verse şaraptır, panzehir verse zehirdir diyerek ret edeceğiz.
Düşmanın iyiliği kasabın koyununa ot vermesi gibidir. Koyunun boynunu sıvazlaması sevdiğinden değil, keseceği yerin tespiti içindir.
Balıkçının balığa oltada yem vermesi gibidir.