Evde sakin ve sessiz bir halde otururken evin içinden bir kapı gıcırtısı gelince hemen “Hırsız var” diyerek koşar ve hırsız kadını yakalayıp bağladıktan sonra polisi çağırır.

Bağlı kadını göstererek, “Benim hanımım olduğunu söyleyen bu kadın hızsızdır” der ama polisler araştırma sonucunda hanımı olduğunu anlarlar, onları anlaştırıp giderler.

Doktorlarımızın diliyle Alzheimer, demans dendiği gibi halkımız tarafından “sunama veya aklını kaybetme” olarak adlandırılan hastalığa tutulmuş tanıdıklarımıza üzülürüz ve çaresi için doktorlarımıza gideriz ama sonuç hiç iç açıcı olmaz.

Müslüman amcamız bunasa, sizi tanıyamaz olsa ona olan üzüntünüz mü, yoksa Allah korusun kâfirlik, yani ateistlik mikrobuna tutulan dayınıza olan üzüntünüz mü daha fazla olurdu.

ABD başkanlığı da yapmış Ronald Reagan (1911-2004) yıllarca artistlik, Kaliforniya valiliği, 1961-1989 arasında ABD başkanlığı da yapmış ama Alzheimer hastalığından 93 yaşında ölmüş.

Bu da gösteriyor ki, ABD’nin tıbbı, ekonomisi, güçlü doları hem hastalığa hem ecele engel olamamış.

Annesini, babasını, eşini tanıyamayan birine doktorlar bir ad verirler geçer gider ve yakınları da ona üzülürler.

Allah celle celalühün, “Hüvellahü Ehad/O Allah birdir” kelamını Adem Aleyhisselam’dan Muhammed Aleyhisselamlara kadar İsa Aleyhisselam da dahil hepsi bu kelamı söylediği halde “Allah üçtür” diyenlerin kurumunun başkanına ne demeli veya ne yapmalı.

Acımalı ve tedavisi için gayret gösterilmeli.

Yine doktorlarımızın dediği gibi bu tür hastalıklara bulaşmamak için sağlıklı olduğumuz günlerde dikkat etmemiz gerekir.

Aklını kaybeden yakınlarımızı gördüğümüzde üzülmenin dışında bir şey yapamamak da bizi üzer.

Çünkü Rabbimizin insana verdiği en değerli şey o görünmeyen aklıydı ve onu kaybetti.

Aklını kaybeden bir Müslüman için din açısından kaybettiği bir şey yok.

Aklı var olduğu zaman içinde yaptıklarının iyilerinin sevabını alır, kötülerinin cezasını çeker ama aklı başından gittikten sonra yaptığı yanlışlardan günah kazanmaz.

İyi bir Müslüman iken yaptığı amel-i salihler/dine uygun işler, aklı gittikten sonra da yapmış gibi sevabını almaya devam eder inşallah.

Aklını kaybeden bir kâfirin işi zor.

Aklını kaybedenlere üzülürüz de hiç kâfire, yani Allah’ını tanımayan kâfire üzüldüğünüz oldu mu?

Veya Müslüman iken kâfir olan/Allah’ını kaybeden adamlara üzüldünüz mü?

Asıl üzülmemiz ve bin çare arayarak tedavisinin yapılması için çalışmamız gerekenler bunlar.

“Kâfir” kelimesi, bir şeyi gizleyen, kapatan, perdeleyen manalarına gelir.

Gül bahçesinde göz kapaklarınızı yumarak “Ben bu bahçede gül görmüyorum” diyen gibidir kâfir.

Firavun gibi bir yöneticiyi gözünde büyüterek kâinatı ve kendini yaratan Allah’ı görmemek için o yöneticiyi gönül gözüne kara kapılar gibi kapatması haline kâfirlik denir.

Tabiatta keşfedilen ve halen keşfedilmeyi bekleyen tabiatı ve kanunlarını kabul ettiği halde, saçının telinden ayağının tırnağına kadar onu yaratan Allah’ın hayatımızı düzenleyen hükmüne uymak yerine, kendinde zerre kadar katkısı olmayan yöneticilere uymayı tercih ederek Allah celle celalühü unutma numarasına yatana kâfir denir.

Bu kâfir kelimesini aşağılamak için değil, hastalığın adı olduğu için kullanıyorum.

Kur’an-ı Kerim’de kâfirliğin belirtilerinden birinin kalplerine perde çekmeleridir.

Eskiden Lat, Menat, Uzza gibi adamların kurallarını kendilerini yaratana karşı perde yaptıkları gibi çağdaş kâfirler de kendileri gibilerin kurallarını Allah’ın hükmüne perde yapıyorlar.

“Allah onların (yaptıkları kötülükler sebebiyle) kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerinde de (hakkı göstermeyen) perde vardır. Ve büyük azap onlaradır.” (Bakara Süresi ayet 2/7)

Hakkı, doğruyu, gerçeği görmezden gelmeleridir.

Semud (kavmine)’a gelince, biz onlara yol gösterdik, onlar ise körlüğü doğru yola tercih ettiler de, yaptıklarının karşılığı olarak alçaltıcı azabın yıldırımı onları yakalayıverdi.” (Fussılat Süresi ayet 41/17)

Put insanlara taparak kalplerinin katılaşmasıdır:

74 Sonra bunun (mu'cizenin) arkasından kalpleriniz katılaştı. Onlar taş gibi hatta daha da katı.” (Bakara Süresi ayet 2/74)

Yaptıkları zulümlerle kalplerine küf bağlamasıdır:

“Hayır, onların kazandıkları, kalplerine küf bağlamış (köreltmiştir).” (Mutaffifin Süresi ayet 83/14)

Özetle:

“(Onlar) sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık onlar dönmezler.” (Bakara Süresi ayet 2/18)