‘SosYO-EKONOMİK Tufan’ ülkemizi ve dünyayı sarmış durumda…
Çare ve çözüm önerilerimiz bu yazılarda; uygulanmayı bekliyor…
Önceki yazılarla birlikte okunmasını da tavsiye ederek devam…
***
Değerler sadece nutukla geri gelmez.
Komşuluğu anlatmak yetmez; komşuluğu yeniden mümkün kılan mahalle sistemleri kurmalıyız. Usta-çırak kültürünü övmek yetmez; genci ustayla buluşturan eğitim ve üretim modelleri geliştirmeliyiz. Aile önemlidir demek yetmez; ekonomik, sosyal ve şehircilik politikalarını aileyi güçlendirecek biçimde tasarlamalıyız. Gençlere “üretin” demek yetmez; ürettikleri fikri, ürünü ve emeği katma değere dönüştürebilecek mekanizmaları önlerine koymalıyız. Yardımlaşmayı yalnızca koli dağıtmak olarak görmek yerine insanı yeniden ayağa kaldıran sosyal finans sistemleri kurmalıyız.
Çünkü değer dediğimiz şey duvara yazılan güzel söz değildir.
Değer, sistemin içinde çalışıyorsa değerdir.
Bugün ihtiyacımız olan şey geçmişe dönmek değildir. Dünya değişti. Teknoloji değişti. Şehirler değişti. Ekonomi değişti. İnsanların iletişim biçimleri değişti. Yüz yıl önceki hayatı bugüne taşıyamayız. Ama bizi millet yapan özü bugünün araçlarıyla yeniden üretebiliriz.
İmeceyi dijital çağın ekonomik paylaşım modeline dönüştürebiliriz. Mahalle dayanışmasını çağdaş iletişim ağlarıyla güçlendirebiliriz. Ahilik anlayışını bugünün esnaf ve girişimcilik sistemlerine taşıyabiliriz. Usta-çırak ilişkisini yeni eğitim modelleriyle yeniden kurabiliriz. İsraf etmeme kültürünü döngüsel ekonomiye bağlayabiliriz. Ahlâkı yalnızca nasihat konusu olmaktan çıkarıp sistem tasarımının parçası yapabiliriz.
Dosyada tarif ettiğim yeniden inşanın özü de budur.
Buna da sosyoekonomik inovasyon diyorum.
Bir zamanlar tersine inovasyonla yönü değiştirilen dönüşümü yeniden milletimizin lehine çevirmek zorundayız. Tüketiciden üreticiye, bireycilikten dayanışmaya, sürekli bekleyen insandan sorumluluk alan insana, taklitten özgünlüğe, yalnızlıktan topluluk bilincine doğru yeni bir yön oluşturmalıyız.
Yeni nesli dünyadan koparmak değil hedefimiz. Aksine dünyayı bilen, teknoloji geliştiren, bilim üreten, yabancı dil bilen, küresel rekabete açık; fakat kim olduğunu da bilen bir nesil istiyoruz. Milletini seven ama dünyaya kapanmayan, değerlerine bağlı ama yenilikten korkmayan, geçmişi bilen ama geleceği kuran bir insan modeli.
Bunu tesadüfe bırakamayız.
Çünkü milletlerin geleceği yalnızca ekonomileriyle kurulmaz.
Nasıl bir insan yetiştirdikleriyle kurulur.
Yıllarca sistemli biçimde zayıflayan değerlerin kendiliğinden geri dönmesini beklemek mümkün değildir. Dosyada söylediğim gibi, aileyi, komşuluğu, üretimi, güveni, sorumluluğu, ahlâkı ve aidiyeti yeniden sistemin içine yerleştirmek zorundayız.
Eğer toplum mühendisliği bir milleti kendi değerlerinden uzaklaştırmak için kullanılabiliyorsa, biz aynı sistem kurma bilgisini insanımızı yeniden kendi değerleriyle, milletiyle, üretimle ve sorumlulukla buluşturmak için kullanmalıyız.
Mesele geçmişe dönmek değil.
Mesele geleceğe kendimiz olarak yürümektir.
Tersine inovasyonla bozulanı, sosyoekonomik inovasyonla yeniden inşa etmek zorundayız.
Çünkü geleceği başkalarının kurduğu sistemlere bırakırsanız, bir gün kendi ülkenizde yaşayan ama sizin medeniyetinizin insanı olmayan nesillerle karşılaşabilirsiniz.
Bir milletin geleceği tesadüfe bırakılamayacak kadar değerlidir.
Ve’s-selam…