‘SosYO-EKONOMİK Tufan’ ülkemizi ve dünyayı sarmış durumda…

çare ve çözüm önerilerimiz bu yazılarda; uygulanmayı bekliyor…

Önceki yazılarla birlikte okunmasını da tavsiye ederek devam…

***

“Lehü mülkü’s-semavâti ve’l-erdi /

Arzın ve semavatın mülkü O’nudur” (Maide 40)

Sizin ahırınızda inekler vardır, onların mülkü halife olarak sizindir, siz onların üzerinde tasarruf etme hakkına sahipsiniz. Canınız istediği zaman sütünü sağıyor ve sütünü içiyorsunuz, istediğiniz zaman da kesip etini yiyorsunuz. Siz ona sadece yem verdiniz, başka bir şey vermediniz. Bu hâliyle inekler üzerinde mutlak mülkiyete sahip oluyorsunuz.

Zalim değilseniz Allah’ın sizin üzerinize koyduğu hükümde neden hakkı olmasın, kısası koyma yetkisi neden olmasın?

Allah hükümler koyarken, bugünkü insanların yaptığı gibi şeytanın ürettiği modalar sebebiyle hüküm koymuyor.

Kimseden utanmıyor, kimseden korkmuyor.

Kendisinin çıkarı da söz konusu değildir, çünkü O hiçbir şeye muhtaç değildir.

O halde bunları bilmeniz gerekir.

Allah’a akıl vereceğinize O’nun ne istediğini öğrenip O’na uyun.

Mülk” Türkçede kullanıldığından biraz farklı manadadır, “Mülk” devlet demektir. Nitekim devlet başkanına “melik” denmektedir.

Ne var ki melik-i muktedir yalnız Allah’tır, mülk de sadece O’nundur, mülkte şeriki yoktur. İnsanlar malik değil, kayyumdurlar, Allah’ın halifesi olarak O’nun mülkünü tedvir etmektedirler. Bu tayin ve azil birilerinin ataması ile değil, muameledeki kazanması ile olmaktadır.

Diyelim ki bende 10 bin TL var. Sizde de bir araba var. 10 bin TL’yi yönetmek bana, arabayı yönetmek size aittir. Sen arabayı bana sattığın zaman görevlerimizi değiştirmiş oluruz. Mesela bir ilçede hâkim var, kaymakam var. Devlet onlara yetki vermiş, isterseniz görevleri değiştirebilirsiniz, üste de alabilirsiniz. Allah kâinatı işte böyle yönetmektedir. Demek ki kamu görevini yüklenirken insanlar görev değişikliğini yapabilmektedirler, yeter ki ehil olsunlar.

Diyelim ki matematik öğretmenliği vardır. Artvin Camili’de matematik öğretmenliğinin değeri 300 kupondur, İstanbul’dakinin değeri 3000 kupondur. Öğretmenlere kıdemlerine göre 1000, 1500, 2000, 2500 gibi kupon veriyoruz. Sonra kuponlar borsada alınıp satılıyor, devlet alıp satıyor. Stoka göre fiyatı düşürülür ve yükseltilir. 2500 kupon alan tecrübeli bir matematikçi Artvin Camili’ye giderek 2200 kuponu kazanmış olur.

Biz bu sistemi nerden ortaya çıkardık?

“Lehu mülkü’s-semavati ve’l-erdi”den çıkardık.

Onun halifesi olan devleti de o kanunlarla yönetmek gerektiğine inanıyoruz.

“Yuazzibu men yeşâü / Dilediğini ta’zib eder” (Maide 40)

“Uzbe” tatlı “Azab” ise acı demektir. Aslında “azab” kökü tat anlamındadır. Kalıba göre zıt manalar alır. “Böl” kelimesi ile “Bol” kelimesi böyledir. Aslı "bolmak" "olmak" anlamındadır. Yani var olanlar, çok olanlar anlamında kullanılmıştır. Bölmek ise parçalanarak bölünmek manasındadır. Uzbe tatlı olmuş, azab ise acı olmuştur. Duyu anlamındadır.

“İ’zab etmek” tatlılandırmak demektir, “Ta’zib etmek” eziyet etmek demektir. Arapçada üçlünün üstündeki bablar masdarlardan birinin olabilir. Bu sebepledir ki sülasi masdarlardaki birden fazla masdarlar bablar rubaiye geçtiklerinde bunlardan hangisi ile geçtiğini bilmemiz gerekmektedir. Kur’an’ın sarfı yapılırken mezid babların hangi babın ve masdarın mezidi olduğu belirtilmelidir. Bunun için Kur’an baştan sonuna kadar taranmalıdır. Ruhu-l Kur’an Programında bu çalışma yapılmıştır.

(Devamı var)