YouTuber ve belgesel yapımcısı Ruhi Çenet'in Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) New York şehrinde yaşayan Hasidik Yahudileri ile ilgili yayınladığı video büyük ses getirdi. Hasidik Yahudilerinin yaşamlarını konu alan belgesel, çok ilginç ve dikkat çekici ayrıntılar ortaya koymaktaydı. Kısa sürede 67 milyon izleyici sayısına ulaşan bu belgesel, sadece Türkiye'de değil küresel çapta tartışılmaya devam ediyor.
“Dünyanın En Gizli Yahudi Topluluğu: Hasidikler (İsrail İçin Dua Eden Chabad Grubu)” başlığıyla YouTube’da yayınlanan belgeselin en dikkat çekici noktalarından birisi, topluluğun kendilerine ait dini kuralları nasıl çarpıttığı ve nasıl kendi menfaatlerine uygun hale getirdiği gerçeğiydi. Bir diğer önemli nokta ise röportaj yapılan Yahudilerin, belgeselin birçok yerinde ‘Kudüs’ vurgusu yapması, İsrail’i “Kutsal Topraklar” olarak değerlendirmeleri ve ayinlerinde sürekli İsrail devleti için dua ettiklerini söylemeleriydi. Hatta bir Hasidik Yahudisinin gününün büyük çoğunluğunu Tevrat okuyarak ve büyük İsrail'e dua ederek geçirdiğine dair söylemleri de oldukça garip duruyordu. Belgeselin yapımcısı sinagogda bir Yahudi’ye şunu soruyor: “Buralı mısın, yani Amerikalı mısın?” Yahudi ise şu cevabı veriyor: “Hayır, buralı değilim, kutsal topraklardanım!" Kendilerince ‘Kutsal Topraklar’ olarak gördükleri ve kendilerine vadedildiği iddiasında bulundukları Kudüs'ü işaret ediyorlar. Kendilerini o derece masum görüyorlar ki, destekledikleri İsrail terör rejiminin Kudüs başta olmak üzere Filistin topraklarında işlediği insanlık suçlarına tek bir kelime ile dâhi değinmiyorlar.
Belgeseldeki bir diğer dikkat çekici husus ise Hasidik Yahudilerin nüfuslarını sürekli artırmaları. Burada yaşayan topluluk çok fazla çocuk sahibi olarak Amerikan hükümetinin sağladığı sosyal yardımlardan on binlerce dolar kazanç sağlıyor; bu da Hasidik Yahudilerinin varlıklarını refah içinde sürdürmesini kolaylaştıran bir etken oluyor. ABD hükümetinin Siyonist lobileri sevindirmek adına Hasidik Yahudilerini nasıl fonladığı gerçeği de bu şekilde ortaya çıkıyor. Burada kimsenin dikkat etmediği bir hususa da değinmek istiyorum; Hasidik Yahudilerinin çok fazla çocuk yapması ki, belgeselde bir ailenin en az 10 çocuğa sahip olduğundan bahsediliyor, aslında hayalini kurdukları büyük İsrail devletinin altyapısına insan kaynağı sağlama gayretinin bir parçası gibi görünüyor. Siyonist rejim, İsrail yayılmacılığının bir parçası olarak ‘Büyük Ortadoğu Projesi’ dediğimiz Fırat ve Nil nehirleri arasını kapsayan Arz-ı Mev’ud’u daha da genişletmek istediğinde, ihtiyaç duyduğu insan kaynağını bu topluluklardan temin edecek. Filistinlere ait yeni topraklar işgal edildikçe, buralara kurulacak yerleşim birimleri kimlerle doldurulacak? Tabii ki bugüne kadar olduğu gibi yurtdışından getirilecek Yahudilerle. İsrail hükümeti, yıllardır boşuna mı göçü destekleyen politikaları hayata geçiriyor ve İsrail’e yani gasbedilmiş Filistin topraklarına yerleşmeye yönelik yeni teşvik paketleri açıklıyor.
Belgeselin en çok ses getiren ve tartışılan bölümü ise bir hahamın, yapımcıya evini gezdirirken söylediği “Yahudi aklı buna da çözüm buldu” cümlesi. Haham, Tevrat’ta kendilerine Şabat gününde bazı yasaklar konulduğunu, buna rağmen sözde “Yahudi aklı”yla bu yasakları aşmanın yollarını bulduklarını gururlanarak anlatıyor. Hasidiklerin yaptığı bu eylemler, inandıkları ve emir aldıklarını düşündükleri İlahi merciyi hâşa kandırmaya çalışmak değilse nedir?
“Yahudi aklı” bugüne kadar insanlığa savaştan, çatışmadan, kaostan, terörden başka hiçbir şey getirdi mi? Özellikle Siyonizm’i benimseyen aşırı Yahudiler, kendilerini üstün ve seçilmiş ırk, kendilerinden olmayan herkesi Siyonizm’e hizmetle yükümlü köleler olarak gördüler. İşte bugün Orta Doğu’da yaşanan bütün işgaller ve katledilen milyonlarca masum, bu sapkın ve sakıncalı zihniyetin bir tezahürü. Şabat lambasını icat etmekle övünen “Yahudi aklı”, Filistin topraklarında üç buçuk senedir aralıksız devam eden soykırıma da bir çözüm bulabilir mi? Peki aynı “Yahudi aklı”, her zaman kendilerinin kazandığı, yoksul insanların sürekli kaybettiği küresel sömürü düzeninin ortadan kaldırılmasına da bir çözüm bulabilir mi? Bu sorular tabii ki ironi mahiyetinde; zira, bu kirli sistemin müsebbipleri ve sürdürücüleri doğrudan kendileri. Kötülüğü oluşturan ve kötülükten nemalananlar, kötülüğün ortadan kalkması için değil, aksine devam etmesi için mücadele ederler. Siyonist zulüm düzeninin mantalitesi başka türlü nasıl anlatılabilir ki?