“Kan kokusu almış köpek balığından daha tehlikeli bir şey varsa o da petrol kokusu almış Amerikan emperyalizmidir.” İrlandalı yazar George Bernard Shaw’ın bir asır önce dile getirdiği bu anlamlı söz, güncelliğini hâlâ korumakta. Dünyanın yoksul halklarını sömürmeye doyamayan Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Beyaz Saray’ın yönetimi hangi partiye geçerse geçsin, devlet başkanı kim olursa olsun fark etmeksizin, küresel emperyalizmin öncülüğünü yapmayı sürdürüyor. 3 Ocak 2026 tarihinde Venezuela’nın meşru Cumhurbaşkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Maduro’yu uluslararası eşkıyalık denilebilecek utanç verici bir operasyonla ABD’ye kaçıran Washington yönetimi, uzun yıllardır hayalini kurduğu Venezuela petrollerine çökme fırsatını eline geçirdi. Washington merkezli küresel hırsızlık çetesi, Maduro ailesini karanlık zindanlara atarken Venezuala’nın yer altı zenginliklerini gasp faaliyetlerine son sürat devam ediyor.
Geçtiğimiz günlerde ABD ile Venezuela’nın iş birlikçi hükümeti arasında imzalanan petrol anlaşması, insanlık vicdanına karşı adeta bir meydan okumaydı. ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela’yla imzaladıkları anlaşmayı "dünya tarihinin en büyük petrol anlaşması" olarak duyurdu ve Venezuela petrollerinin 1/5’ine tekabül eden 65 milyar varil petrol rezervi üzerinde kontrol sağladıklarını ilan etti. Venezuela petrollerinin 1/5’i ABD’ye gitti, peki diğer 4/5’ine ne oldu? ABD bu kadarıyla yetinecek mi dersiniz? Tabii ki hayır, hiç aceleleri yok, açgözlü vampirler şimdilik ihtiyaçlarını fazlasıyla görecek kadarını aldılar, diğer 4/5’ini de tabii ki Venezuela’nın yoksul halkına bırakacak değiller.
Amerikan emperyalizminin başı Trump, Venezuela ile yaptıkları anlaşmanın ABD'nin mevcut petrol rezervlerini iki katından fazla artıracağını söyledi. Bununla da yetinmeyen Trump, Venezuela’dan alacakları petrol ile ABD’nin stratejik petrol rezervlerini yeniden dolduracaklarını duyurdu. Trump, bir de dalga geçercesine 65 milyar varil petrolün “Venezuela'dan ABD halkına bir hediye" olduğunu ifade etti. Bugüne dek sayısız skandalın baş aktörü olan Trump, rezillikte sınır tanımayarak, bağımsız bir ülkenin kaynaklarını gasbetmenin adını “tarihi anlaşma”, hırsızlık malının adını da “hediye” olarak nitelendirdi. Trump’ın bu sözleri, ABD’nin liderliğindeki uluslararası zulüm düzeninin nasıl bir bataklığa dönüştüğünün açık bir ispatı değil mi?
Venezuela, dünyanın kanıtlanmış en büyük petrol rezervlerine sahip ülkesi. George W.Bush hükümeti binbir türlü bahaneye sığınarak Irak’ı ne amaçla işgal ettiyse ve bugün İran’a neden saldırıyorlarsa Venezuela’daki Nicolas Maduro yönetimini de aynı sebeplerle devirdiler. “Kimyasal silah” yalanına sarılarak petrol zengini bir İslam ülkesi olan Irak’ı perişan eden ABD, bir diğer petrol zengini İslam ülkesi olan İran’dan yediği şiddetli tokadın acısını bu anlaşmayla birlikte adeta Venezuela halkından çıkarmış durumda. Aç gözlü Amerikan emperyalizmi, Bernard Shaw’ın dediği gibi kan kokusu almış bir köpek balığından daha vahşi bir iştahla petrol zengini ülkelerin tepesine çöküyor, sözde medeni dünyanın gözleri önünde, tahakküm altına alabildiği ülkelerde zenginlik adına ne var ne yoksa çalıp kendi ülkesine taşıyor. Bu kepaze düzen değişmek zorunda ve acil bir şekilde değişmeli...
Venezuela ile yapılan anlaşmanın şartları, yüzlerce farklı sektörden Amerikalı para baronlarının kasalarını tıka basa dolduracağı profesyonelce tezgâhlanmış bir hırsızlık düzenini ortaya koyuyor. Trump, işte bu zorba ve utanmaz eylemleriyle 3 Kasım’daki ara seçimlerde bir kez daha Amerikan halkının karşısına çıkarak partisi ve adayları için oy isteyecek, Amerikan seçmeni “Venezuela’yı ne güzel soydun, İran’da ne de güzel cinayetler işledin” dercesine bu kan emiciye bir seçim daha kazandıracak olursa onlara da yazıklar olsun. Amerikan halkı bugüne dek George W. Bush gibi, Joe Biden gibi, Trump gibi birçok zalimi oylarıyla işbaşına getirdi, ABD’de az sayıda da olsa ılımlı söylemleriyle öne çıkan, Siyonizm’le mesafesini koruyan, savaş ve soykırım karşıtı siyasetçilerin olduğunu biliyoruz. Amerikalı seçmenler bari bu kez akıllarını başlarına alıp, barıştan yana olan isimleri sandıkta ödüllendirmeyi deneseler. Bari bu kez, insanlığa bir özür mahiyetinde, bu insanlığı yapabilseler…