İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan seçimler yaklaştıkça Filistinlilere yönelik zulümler, baskılar ve şiddet çağrıları da giderek artıyor. Seçim sürecinde bâriz bir şekilde göze çarpan gerçek şu ki; aşırı sağcı partiler bir dönem daha iktidarda kalabilmek için en iyi bildikleri şey olan ‘şiddet’i sonuna kadar kullanmaya kararlılar. Soykırım kabinesinin Başbakanı Binyamin Netanyahu, provokatif çıkışlarıyla meşhur Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir ve İslam düşmanı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ile irili ufaklı Siyonist politikacılar bu aralar birbirleriyle yarışırcasına “Filistinlileri öldürmekten, kitlesel göçe maruz bırakmaktan, Batı Şeria, Gazze ve Kudüs’te Filistinlilere ait olan yerlere Yahudileri yerleştirmekten” bahsediyorlar. Şiddet, kan, cinayet, soykırım... İnsanlık ve iyilik nâmına bildikleri hiçbir şey yok. Onlar için varsa yoksa Yahudilerin kazançları. ABD Başkanı Donald Trump gibi zalim bir silah baronunun arkalarında olmalarının da verdiği cesaretle, kötülüklerini her gün daha da artırarak sürdürüyorlar.

Binyamin Netanyahu’nun bugüne kadar girdiği her seçimde yaptığı gibi, bu seçimde de İsrailli seçmenleri ikna etmek için reklam şirketlerine milyonlarca dolar aktardığı bilinen bir gerçek. Soykırımcı Netanyahu, siyasal iletişimin önemli konularından olan “kutuplaştırma” ve “düşmanlaştırma” politikalarıyla İsrail’in kararsız seçmenlerini tarafına çekmeye çalışıyor. Netanyahu’nun zihniyeti, sürekli çatışmadan beslenen kirli bir zihniyet. Anaokulundan yaşlanana kadar savaş ve şiddet hikâyeleriyle beslenen İsrail kamuoyu, bu aldatma politikalarına alışkın ve her seçimde sandık başına giderek Netanyahu’nun palavralarına gönüllü bir şekilde teslim oluyorlar. Çünkü kendileri de Filistinlilerin topyekûn imha edilmesini en az Netanyahu kadar istiyorlar. İsrail’de barışsever insan sayısı genel nüfusa oranla o kadar az ki, bırakın Filistin’in bir devlet olarak var olma hakkını savunabilmeyi, Filistinlilerle birlikte barış içinde yaşama bahsini açabilmek dâhi büyük bir cesaret istiyor. Bu savaş karşıtı kitleler, radikal Yahudiler tarafından şiddete uğruyor ve linçleniyor.

Seçimlerde oylarını artırıp iktidar ortağı olarak kalabilmenin derdine düşen Itamar Ben-Gvir de son günlerde çirkeflik boyutlarını fazlasıyla aşan açıklamalar yayınlıyor. Ben Gvir’in son birkaç günde yaptığı açıklamalardan sadece birkaçı şu şekilde "Gazze’de her gece 30 ila 40 kişiyi öldürmemiz gerekiyor", “Gazze’de yaşayanlar hayatta kalmayı hak etmiyor, onlar insan bile değil”, “Gazze’nin tamamı İsrail topraklarına dahil edilmeli”, “Gazze tamamen Yahudileştirilmeli”.. Bunların hepsi radikal Yahudilerin damarlarını besleyen söylemler…

27 Ekim’e çok bir zaman kalmadı, eğer Netanyahu ve aşırı sağcı terör kabinesi, bir dönem daha iktidarda kalırsa Filistin her anlamda daha da kötüye gidecek. Peki diğer tarafta ne var? Netanyahu ve terör kabinesine karşı en yakın rakipleri olan muhalefet ittifakının kazanabilmesi ihtimal dâhilinde. Geçtiğimiz Nisan ayında İsrail’in iki eski başbakanı siyasi bir ittifak kurarak partilerini tek çatı altında topladıklarını duyurmuştu. Sağ görüşlü Naftali Bennett’in liderliğini yaptığı “Bennett 2026” ile merkez çizgideki Yair Lapid’in liderliğindeki “Gelecek Var” tek parti olarak Netanyahu’ya karşı seçim yarışı verecek. Bu isimlerin hepsi Siyonizm canavarının politikaya tezahür etmiş halleri, aralarındaki tek fark öldürmek istedikleri Filistinlilerin sayısı. Netanyahu’nun aşırı sağcı hükümet bloğu tüm Filistinlileri yok edelim derken, Naftali Bennett ve Yair Lapid ikilisi biraz daha ılımlı söylemlerle Netanyahu karşıtlarının oylarını toplamaya çalışacak. Tüm verileri ortaya koyduğumuz zaman 27 Ekim seçimlerinde Netanyahu’nun başını çektiği aşırı sağcıların sandıktan hezimetle ayrılmasını temenni ediyorum. İsrail’in Siyonizm temelli mevcut devlet düzeninde Filistinlilerin rahat edebileceği bir partinin iktidara gelmesi pek de mümkün görünmüyor. Zulüm ve baskılar her şekilde devam edecek. Filistinlileri kurtaracak çareyi İsrail seçimlerinden beklemek beyhudedir, çare İslam dünyasının güçlü hükümetlerinin, Filistin mücadelesini her şeyiyle sahiplenmesinden geçmektedir.

***