Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), sözde "Bağımsızlık Günü" kisvesi altında gerçekleştirdiği askeri geçit töreniyle Doğu Akdeniz'deki tansiyonu tehlikeli bir boyuta taşıdı.
Lefkoşa’da düzenlenen geniş kapsamlı kortejde, İsrail’den milyarlarca dolarlık bütçeyle tedarik edilen Barak MX hava savunma füze sistemi ilk kez halka ve dünyaya sergilendi.
Bölgedeki hassas dengeleri doğrudan hedef alan bu hamle, Ankara ve Lefkoşa’da sert tepkilere neden oldu.

- ADA'DA YENİ BLOKLAŞMA!
Geçit törenini sadece yerli silah envanteriyle sınırlı tutmayan Rum yönetimi, küresel güçleri de korteje dâhil ederek Doğu Akdeniz'de açık bir ittifak arayışına soyundu.
Rum Milli Muhafız Ordusu ile omuz omuza yürüyen ABD, Mısır, Fransa ve İngiltere birlikleri, adadaki barış ortamını dinamitleyen cepheleşmenin en somut kanıtı oldu.
Törende ABD'nin Doğu Akdeniz'de konuşlu USS Roosevelt uçak gemisinden gelen deniz piyadeleri ile Mısır askeri polisinin resmigeçidi dikkat çekti.
Havada ise Yunanistan’a ait F-16 savaş uçakları ile Mısır Hava Kuvvetleri'ne ait nakliye uçaklarının uçuşları, provokasyonun uluslararası boyutunu gözler önüne serdi.
GKRY Lideri Nikos Hristodulidis, yabancı askerlerin törende yer almasını memnuniyetle karşılayarak bunu dış politika stratejisinin bir parçası olarak nitelendirdi.

- ANKARA’DAN SERT TEPKİ!
Rum kesiminin silahlanma çılgınlığına ve çok uluslu bu kışkırtmaya Türkiye'den gecikmeden çok net bir yanıt geldi.
Milli Savunma Bakanlığı (MSB), yapılan resmi açıklamada söz konusu provokatif ve kışkırtıcı hamlelerin Ada’daki güven ve istikrar zeminine ağır darbe vurduğunu vurguladı.
Bu tür eylemlerin bölgedeki istikrarı tehlikeye attığı belirtilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
“GKRY ve Yunanistan tarafından gerçekleştirilen provokatif eylemlerin Ada'da karşılıklı güvenin tesisine yönelik çabalara katkı sağlamadığı, aksine gerginliği artırarak istikrar ortamına zarar verdiği açıktır. Garantör ülke olarak Kıbrıs Türk halkının yanındayız.”
Ankara ve KKTC cephesi, Doğu Akdeniz’deki bu tehlikeli tırmanışı ve fiili dayatmaları yakından izlerken; Türkiye’nin garantörlük haklarından ve bölgedeki haklı menfaatlerinden taviz vermeyeceği kararlılıkla yinelendi.





