“Birlik ve beraberliğe çağırmayan var mı? Nerede, nasıl? Hangi adreste, kimlikte birlikte olunabilir; olunmalıdır?” sorularına doğru cevap, Hayat Kitabımız/Rehberimiz Kur’an-ı Kerim’de: Biz müminleri, hep birlikte semadan indirilen ipi Tevhid’e/Kur’an’a/İslam’a/tevhid’de beraberliğe, ümmet olmaya ve tefrikadan uzak durmaya çağırıyor. (Al-i İmran/103) Tevhid’in dışındaki birlik çağrıları, gerçekte aldatmaca ve “tefrika” çağrılarıdır; Rahmani değil, şeytanidir. (Fatiha/5-7, Enam/153, Araf/16-17, Nahl/36)
Tefrikamız, ihtilaflarımız sebebiyle kuvvetimiz gidiyor; yeryüzünde fitne ve fesad/zulüm egemen oluyor. (Enfal/46,73) Osmanlı’dan yüzyıl sonra, tekrar parçalanmak tehlikesi içindeyiz. Sebep, yine tefrika. Siyonistler, güçlerini, bizim ihtilaflarımızdan, tefrikamızdan alıyor. Tefrika azabımız, fitnemiz; bizim Kaderimiz’de var; Resulullah’ın (sav) Miraç’ta, kabul edilmeyen duası!.. Rabbimiz dileseydi, olmazdı; izin veriyor. Bu fitneden, ancak O’nun (cc) engin rahmetiyle korunabiliriz. (Hud/117-119) Mezhep ve ırk taassubumuz sebebiyle, bugün “beka” sorunumuz gündemden düşmüyor. Mazlum, kardeş, komşu İran’a dua bile ettirilmiyoruz... Üstelik, bizi savaşa sokmak için azami planlar var. “Mekke antlaşmasında neden İran yok? D-8 neden canlandırılmıyor?” soruları canımızı yakıyor. Merhum Erbakan Hoca’mız onlarca yıl önce, basiretiyle bu tehlikeleri uyarmasına rağmen, bu gaflet nedir?” Arz-ı Mev’ud’u kim çökertecek; çöplüğe atacak? İran mı, Türkiye mi? Hilafet kimin olacak?
HİLAFET İHTİYACIMIZ
Dinimiz de, vatanımız da bize bırakılmayacak önemde ve değerdedir. Egemen küresel düzenin sahibi Siyonizm, tamamen İslam'ın karşısında/bozguncu konumunda olduğu için, İslam’la savaşıyor. Evrenin, bitkinin, hayvanın, insanın fıtratını/genlerini bozuyor. Dini hükümleri, kavramları, kurumları değiştiriyor. Yüz yıl önce, hilafet kurumunun kaldırılmasını/ümmetin parçalanmasını sağladı. Öyle görünüyor ki, günümüzde Müslümanların başına, kendilerine bağlı yapay/sahte/çakma bir HALİFE’nin konmasını uygun görebilirler. Bunun gündeme taşınması bile, zaten dağınık ve çekişmeli farklı mezhep mensupları arasında rekabeti, husumeti, hatta savaşı bile sağlayabilir. "Sünni Türkiye yerine, Şii İran mı kapsın hilafeti?" konusu gündeme sokulabilir. Hem böylece, yeni bir ihtilaf konusu gündeme gelir; Siyonizm de rahat yürür. Bu ihtiyaç madem vardır; hakikisi ortaya çıkmadan sahtesi ortaya çıkartılmalı hesabını Yahudi yap(a)maz mı? Bu ihtilafa karşı hazırlıklı ve donanımlı olmak da, "ümmet" bilincini gerektiriyor. Hazır mıyız? Bakalım, başımıza hangi yeni bir "Bel'am"ı bela edecekler?! (Doç. Dr. H.Murat Kumbasar)
Kur’an nimet, emanet ve mirasına sahip çıkamadık. Bu yüzden, dara, zillete düştük. Toptan istiğfarla, kendimizi düzelterek, terk ettiğimiz yola tekrar girerek, kurtulabiliriz. (Taha/123-124, Nur/31, Fatır/32, Rad/11, Şems/9)
Kur’an hükümlerini terk ederek, hem dinimizi parçaladık hem de biz parçalanarak, zillete düştük. (Enam/159, Furkan/30, Taha/124)
İnsanlar arasındaki ihtilaflar/çekişmeler; temel hak ve değerler, inanç, fikir/görüş farklılıkları ve/ya dünyalık çıkarlar, hırslar sebepleriyledir.
Siyaset ve fikir semamızın yıldızlarından merhum Erbakan Hoca’mız ile Cemil Meriç’imiz “sağ-sol” vb. tanımlama ve sınıflandırmaların; yapay, ithal, yabancı, bölücü, şaşırtıcı olduğunu vurgulamış ve üzerinde birleşilmesi gereken kimliğimizin “İslâm” olması görüşünü savunmuşlardır.
“Müslüman” üst kimliğimizle (Hac/78) farklı alt kimliklerimizin (Hucurat/1, 10, 13; Rum/22) mezhep, ırk, cinsiyet, dil, renk vb.) birlikte ifadesi, tanımı sorun değilken; hem Müslüman hem de başka din ve ideolojilere/dünya görüşlerine aidiyet ifadeleri “itikadi” bakımından sorunlu ve çelişik olmuyor mu? Hem Müslüman hem de laik, demokrat, sağcı, solcu, kapitalist, sosyalist, faşist, muhafazakâr vb. olunabilir mi? (Al-i İmran/19, Maide/3, Hucurat/1, Hud/1-2)
Rahman’ın (cc) sözleri nasıl ki, beşeri sözlerden üstündür; bunun gibi, O’nun (cc) dini/düzeni/yolu/hayat tarzı (hükümleri, yasaları, ilkeleri ve ölçüleri) olan “İslam”da, beşeri olanlarından/düzenlerden üstündür; tevhid gereği. Aksi inanış; affedilmez en büyük günah/zulüm ve şirktir. (Nisa/48, 116; Lokman/13)
Yüce Rahman’ın sözleri; şüphesiz ki, beşeri sözlerden üstündür; muciz, özgün, eşsiz, evrensel, benzersiz, mükemmel, adaletli, hikmetli, doğru, çelişkisiz...
TEVHİD-ŞİRK Yüce Rabbimiz’in sözleri, nasıl ki: muciz, eşsiz, benzersiz, özgün, evrensel, doğru, adil, hikmetli, çelişkisiz... özellikleriyle, beşeri olanlardan üstündür; bunun gibi, O’nun (cc) DİNİ/düzeni/yolu/hayat tarzı (yasaları, hükümleri, ilkeleri ve ölçüleri, değerleri) İSLAM’da, beşeri düzenlerden üstündür. (Tevhid ve Tekbir”de bu anlam var) Şeytan; insanları İslam’ın dışındaki yollara/düzenlere (şirk) çağırır… (Fatiha/5-7, Al-i İmran/19, Maide/3, Enam/153, İsra/9, Nisa /48, 116-119; Lokman/13, Nahl/36, Yasin/60-61, Hucurat/1, Nas/son)
Müslümanlık; Allah Teala’nın rızasına uygun/Resulü’nün (sav) önderlik, rehberlik ve örnekliğinde bir hayat sürebilmek çabası erdemidir…
Her konuda, sorunda “doğru” cevabı, hükmü; ehlinden/uzmanından sormalıyız… Her şeyi hakkıyla bilen, sınırsız ilim ve hikmet sahibi Allah Teala’ya sormak/Kur’an ve Sünnet’e başvurmak, nakle de akla da en uygun yöntem değil midir? (Nisa/59-61, Hucurat/1)
Bilgi “doğru” olmaz ise hüküm, karar, davranış, eylem, inanç, kanaat, düşünce, fikir, yorum nasıl “doğru” olabilir?
Dilimizi/sözlerimizi doğrultamadan; işlerimizi, özümüzü, kendimizi/kalbimizi, ahlakımızı, imanımızı, yolumuzu nasıl düzeltebiliriz? (Ahzab/70, Hud/112) O halde, en kolayından başlayalım: Büyük günahlardan olan yalanı terkten başlayalım, kendimizi düzeltmeye. Biz, kendimizi düzeltmedikçe, Rabbimiz (cc) de bizi düzeltmiyor. (Rad/11) Düzelmeye ihtiyacı olmayan var mı?
Eğri cetvel ile düz çizgi çizilebilir mi?
GÜVEN SORUNUMUZ Dünyada, ülkemizde en az bulunan "değer"lerden birisi de, "güven”dir. En yakınlar bile birbirine güvenemiyor. Bütün güzelliklerin, iyiliklerin kaynağı İslam dinidir. Dinin temelinde (doğru) iman/inançlar ve emniyet/güven vardır. Mümin kelimesinde hem inanç hem de emniyet birlikte var; emin/güvenirlik, müminliğin olmazsa olmazı sayılmış. Fert ve toplum olarak, düzelmeye muhtacız. Yoksa kurtuluş yoktur. (Rad/11) Dilimizi/sözümüzü düzeltmeden/doğrultmadan, ahlakımızı, eylemlerimizi, işlerimizi düzeltemeyiz. (Ahzab/70) "Kalbimiz düzelmeden, organlarımız düzelmez." (sav) Açıkça görülüyor ki, düzeltmeye dilimizden/sözlerimizden başlamalı; öncelikle sözümüzde durmalı, yalanı terk etmeliyiz… Bu bilinç, ahlak toplumumuzda yerleştiğinde, düzelme başlamış olur; böylece de “güven" sorunumuz aşılmış olur. Onun için, "önce ahlak" ilkesi, gerek eğitimle gerekse toplum öncülerimizin dillerini düzeltmesi/yalanı terk etmesi, sözünde durması ile başlamalı, ahlaki dönüşüm için adım atılmalıdır. Bu değişim sağlandığında, toplum olarak güven ve huzura kavuşabiliriz. Hz. Peygamber (sas) kendisinden nasihat isteyene: "İman et, dosdoğru ol!" buyurmuştur. Yalan, büyük günahlardan sayılmış; imanla yalan bir arada olmaz, tehdidi, uyarısı yapılmıştır (sav). Ve emredildiği gibi doğruluk emredilmiş, cennetle müjdelenmiştir. (Hud/112, Fussilet/30)
YORULDUK Dünyamızı, kalplerimizi daraltan, karartan, bunaltan zehirli, büyülü ve/ya narkozlu beşeri/şeytani mesajlardan/gafletten yüz çevirmeye; aydınlatan, yol gösteren, dirilten/hayat, şifa ve huzur veren ilahi mesajlara/O'na (cc) yönelmeye, sığınmaya ihtiyacımız var; O'nun (cc) tevfiki, yardımıyla... (Hud/88, Ankebut/41)
Herkes için; hayat, inanç, akıl, nesil (aile), mal, şeref vb. temel değerler, hak ve özgürlükler ancak, İslam düzeninde mümkündür. Çünki O, ilahi, fıtri, mükemmel bir adalet, barış ve saadet düzenidir. Günümüzde bütün insani değerler, bozguncu Siyonistlerce yok edilebilmektedir.
Dünyada belki de en dokunulmaz, korunaklı "yapılanmalar" egemen Siyonist yapılanmalar değil midir? Siyasi destek alınamayan STK’lara operasyon kolay...
Elbette; evrende Yaratan, Yöneten/her an tam tasarrufta bulunan Allah Teala izin vermeden, yaratmadan hiçbir şey "ol"amaz ki... Sınav gereği, iyiliklere de kötülüklere de izin veriyor, özgürüz; yoksa sorumluluk olmazdı...
Tevhidde Vahdet/Ümmet ol(a)mayınca, her ülke, her kurum ve kuruluş (parti, STK, cemaat vb.) başkasına olanı seyrederek, belki de sevinerek, şuursuzca, kendine yapılacak operasyon sırasını bekler, durur!..
Her zaman, her yerde güvenilip sığınılacak tek kale, liman, sığınak TEVHİD’dir. Biz de yorulduk; o kaleye sığınıyoruz, vesselam...