İktidar bir dönem daha kalabilmek için toplumu manipüle etmeye çalışıyor, bundan dolayıdır ki toplum gerilmiş durumdadır. Sokakta, evlerde, okullarda hemen hemen herkesten menfi sesler yükseliyor. İktidara ateş püskürtüyor ama muktedirlere sesini duyuramıyor. Çünkü televizyonların ekseriyeti, gazetelerin hemen hemen hepsi iktidara toz kondurmuyor. Ancak bu gidişin sonu kaosa yol açar.

Diğer taraftan muhalefeti de parçalamak için elden geldiğince her türlü tezgâhlama yapılıyor. Önce CHP parçalandı, arkasından Gelecek Partisi kapatıldı. Sıra Deva Partisi’ne gelecek. Böylece muhalefetsiz siyaset amaçlanmaktadır. Memleket ekonomisinin düzelmesi için değil, sosyal dengenin sağlanması için değil, yeniden iktidara gelmek ve iktidarda kalabilmek için her türlü madrabazlıklar yapılmaktadır.

Maalesef paramparça olan muhalefet ise bir türlü kendine gelemiyor. Çünkü siyasi ihtiraslar her şeyin üstünde görülmektedir. Bu tablo ülkeyi kuşatmış durumdadır. Millet sesini çıkartamıyor, çıkaranların büyük bir bölümü mahkemelerle uğraşıyor. Söz dinlemeyenler de bir vesile ile baskılanıyor. Bu gidişe adalet de maalesef teşne oluyor.

İşçiler, iş bulamayanlar, az gelirliler, emekliler de inzivaya çekilmiş gibi sessiz kalmayı tercih ediyor. Çünkü ailesini düşünüyor, onlara zarar gelmesin diye sabrediyor. Bu suskunluk hayra alamet değil. Şer güçler ise ortamın gerilmesi için kapıda mevzilenmiş durumdadır. Bu gidiş doğru değil, Allah muhafaza zevale doğru bir gidişi hatırlatıyor. Ayrıca her şeye karışan, istediği gibi kanun çıkartan, gelir dengesizliğini dikkate almayan, iç huzuru sağlayacak icraatlarda bulunmayan, tam aksi baskı üzerine baskı kuran bir iktidara şans vermeyi düşünmek bile akıl dışılıktır.

Ülkenin yönetimi adil değil, partidaşlara, karındaşlara imkân sağlamaya çalışılmaktadır. Bazı şirketlere kolaylıklar sağlanırken, ehl-i namus insanların talepleri dikkate alınmamaktadır. Yönetim tarafgirane hareket etmektedir. Kendi belediyelerini korumayı ama muhalif belediyelerin canını yakmaya devam etmeyi siyaset olarak kabul etmekte, çok ama çok yanılmaktadır.

Merhum Ömer Lütfi Mete diyordu ki; “Partiler kutsal değildir, ülkeyi partiler, programlar, reçeteler düzeltmez. Ahlâkımız düzelmedikçe, ahlâk siyasete egemen olmadıkça memleket de düzelmez.” Onun için sadece iktidarı kutsamak akla zarardır. Zaten bu gibi iktidarlar makamlardan düşmeyi asla istemezler. Zira menfaatleri zarar görür. Malum, açlık edebiyatıyla gelen iktidarlar zaman içinde tröstleşmektedir. Yandaşları, partidaşları, karındaşları da bu âlây-ı vâlâdan mahrum kalmak istemezler.

Kenar mahallelerden gelip, bunun öcünü alırcasına konaklara, villalara, köşklere taşınanlar, eski hale dönmemek adına, elden geldiğince bulundukları yerlerde kalmak için çalışmaktadırlar. Bunu yaparken devlet gücünü kullanmaktan da rahatsız olmamaktadırlar. Oysa dünya gelip geçicidir, baki olan ahiret yurdudur. Orada köşk sahibi olabilmek, dürüst olmakla sağlanabilir.

Ama hemen belirtelim ki; bu anlayış yani dürüst olma anlayışı ülkemiz için geçerli değildir. Zira gelen gideni aratmaktadır. Bu konuda Millî Görüş partileri istisnadır. Onların ortak olduğu hiçbir hükümet döneminde, yolsuzluk, çalma ve çırpmakla anılan tek ferdi vahit yoktur, göremezsiniz de. Çünkü ‘Adil Düzen’ anlayışı kişileri kontrol altında tutuyor, ahlak ve maneviyatla terbiye ediyor. Ahlak ve maneviyatı öteleştiren hiçbir partiden hayır gelmez. Bu sebeple de bazıları biz Millî Görüş gömleğini değiştirdik dediler.

Bu akıl almaz gidişatı değiştirmenin, mutlu ve muzaffer bir ülke haline gelebilmenin tek yolu ‘Adil Düzen’le mümkün olabilir. Zira Millî Görüş adam kayırmayı, yanlışı, yolsuzluğu, ahlâksızlığı asla onaylamaz. Milletin derdi ile hemdert olan, kederiyle mükedder olan, sevinciyle mesrur olan bir siyasi kadrodur. Onların gömleği tenleridir, onun için bu gömlek asla değiştirilemez. Çünkü: “Yol O’nun, varlık O’nun, gerisi hep angarya…

Ülkemizde gelenler de maalesef sadre şifa olamadı, tam aksi dertlerimiz yoğunlaştı, azalmadı. Her alanda yangın ziyadeleşti. Ormanlar yanıyor, ziraat azalıyor, hayvancılık yok olmakta, sanayileşme nasırlaşmış, ithalat zirve yapmış, böyle bir iktidarı yeniden baş tacı yapmaya çalışmak deliliktir.

Mevcut iktidar döneminden önce yapılan tüm kâğıt, çimento ve şeker fabrikaları özelleştirilerek, satışa sunuldu. Az paralar karşılığında da satılmış oldu.

Bir ülkenin ithalatla payidar olduğu görülmüş şey değildir. Buna rağmen yumurtadan süte kadar, meyveden sebzeye kadar ithal edilerek, zürra işin içinden çıkamaz hale getirildi. Pahalılık her tarafta hükümran oldu. Özetle bu iktidardan memnun olanların sayısı az olduğu halde, demokrasi oyunu ile iktidar olabiliyor ve iktidarda kalabiliyor.

Şimdiki ‘terörsüz Türkiye’ sloganıyla da üniter yapı sorgulanır hale getirilmektedir. Elbette her düşünebilen insan terörden kurtulmak ister ama ülkeyi tehlikeye sokmadan. Bu gidiş huzurun daha çok bozulmasına, bazı kamplaşmalara sebebiyet verecektir. Böylece kardeşlik bağları zarar görecek ve asabiyet zirve yapacaktır.

50 bin insanın ölümünden sorumlu olanları, yeniden iktidar olabilmek için af işlemine tabi tutmak, siyasi zekânın yokluğundan ileri gelmektedir. Dünya savaşına doğru gidilmekte olan bir zaman diliminde, ABD’nin koltuğu altına girmek son derece tehlikelidir. Maalesef böyle bir savaşta Müslüman ülkelerin tek tek ortadan kaldırılıp, Büyük İsrail Devleti’nin kurulması hedeflenmektedir. Buna teşne olanlara yeniden iktidar imkânı verilmesi, ülkenin ve milletin lehine değil, aleyhine olur.

Sonuç olarak merhum Necmettin Erbakan'ın dediği gibi: "Korkarım ki beni anladığınız vakit dövecek diziniz de kalmayacak!” Zira iş işten geçmiş olacak, tekrar ikaz ederek söylüyoruz ki, bu gidiş doğru gidiş değil. Allah: “Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Resulü’ne de itaat edin ve amellerinizi boşa gidermeyin," (Muhammed/33) buyurmaktadır. Menfiden uzak durup doğru amelleri işlemek, kurtuluş için tek reçetedir vesselam.

Rahman ve Rahim,

​Kadir ve Muktedir,

​Gaffar ve Settar olan Allah’a emanet olunuz. ​

Selam doğru yola uyanlara olsun. (Taha/47).