Emeklinin, az gelirlinin avazı alabildiğine yüksek çıkarken, beton yığınağı binaların açılışı insanlarımızı mutlu etmiyor. Ama siyasilerimiz bu açılışlarla sükse yapmaya çalışıyor. Bu hal, milleti hesaba katmamaktır. Milletin feryatlarına kulak kapamaktır. Yıllardan beri aynı sahneleri seyrediyoruz, böylece avutuluyoruz. Fakir ile zengin arasındaki uçurum ise ürperticidir. Bu da adalet değil, zulümdür. Adaletin olmadığı yerde de insanın ruh sağlığı bozulur. Malum, insan ruhu, yalnızca yaşadıklarıyla değil, maruz kaldığı haksızlıklarla da şekillenir. Bu hal de duygusal yorgunluğa sebebiyet verir, ortamın gerilmesine neden olur. Güvenin olmadığı yerde ise insanda kaygı, öfke ve kırgınlık büyümeye başlar. Bundan dolayı fakir-fukara kavrulup durur.
Onun için idare edenler, idare edilenlerin sesine kulak vermeli, önce onlar yaşatılmalı, ondan sonra muhteşem hastaneler, otobanlar, köprüler, hava alanları yapılmalı, ondan sonra da muhteşem saraylar gündem konusu olmalıdır. Ülkemizde aslolan problem, siyasilerin vurdumduymazlığıdır.
Bahis konusu ekonomik bunalımın yanı sıra ahlaki çürüme, ar ve hayâsızlık aldı başını gidiyor. Çıplaklık zirve yapmış, giyim kuşam facia durumunda… LGBT arsızlığı ülkemizde cirit atıyor. Kumar oynamak, içki içmek meslek haline geldi. Onun için ülkemizde huzur azaldı.
Siyasette de maalesef kula kul olmaya başladık. Liderler tabu haline getirildi, onlara dokunulmuyor. Unutmamak gerekir ki, memleketler parasızlıktan değil, ahlaksızlıktan, çalıp soymaktan çökmüştür. Onun için biz susarsak, yarın çocuklarımız utanmayı bilmeden büyüyecek. Biz büyükler olarak susarsak, mahremiyet buharlaşacak. Bizler susarsak toplum çürüyecek ve böylece devlet çökecek.
Kepazeliklerin, israfın tavan yaptığı, edepsizlerin, rezillerin, düşük seviyeli insanların hâkim olduğu bir ülkede, selamet ve saadet beklenilemez. Beceriksiz, bilgisiz yöneticilerin ülkelerinde de dengeli kalkınma olamaz.
Fidel Castro der ki; “Devletin imkânları kullanılarak yapılan hizmetler, vatandaşa lütufmuş gibi sunulamaz.” Zira insanlar, bu hizmetleri yapmak için siyaset alanına dâhil olurlar. Onun için hiçbir siyasetçi, yaptığı icraatlardan kendisine paye çıkarmamalıdır.
Ayrıca ve özellikle Müslüman siyasetçi kibirli olamaz. Makamıyla, servetiyle ya da soyuyla övünüp, insanlara bir kibir abidesi gibi tepeden bakamaz. Müslüman devlet adamı, müşfik olmalı, büyüklüğün yalnızca Allah’a ait olduğunu bilerek yaşamaya çalışmalıdır. Yani firavun anlayışıyla icraatlarda bulunmamalıdır. Çünkü büyüklük ve yücelik yalnızca Allah’a mahsustur. Bu konu değişmez, çizgi nettir.
İnsan hangi makamda olursa olsun, diğer insanları küçümseyemez, yeryüzünde böbürlenerek yürüyemez. Aslında kibir, enaniyet/ego insanı yolundan saptırır. Böylece insan kendini ilahlaştırır. Ben yaptım, ben oluşturdum gibi kepazeliklere düşmeye başlar. Karunlaşır, doyumsuz olur, kasalarını doldurur, milletini düşünmez. Karındaşlarına, partidaşlarına, yalakalarına kapıları açtırır, onları zenginleştirir, fakirleri ise ağlatır.
Ali Şeriatî’nin dediği gibi; “Hakkın ve adaletin safında olmadıktan sonra ister namazda ol, ister içki sofrasında, ne fark eder.” Hakkın ölçüleri dikkate alınmadan yapılan icraatlar, sorumluluk intaç eder. Alkışlar kurtuluş sebebi olamaz. “Millete saatlerce ‘israf etmeyin’ de, fakir peygamberi anlat, fakir sahabeyi anlat, ondan sonra kendin sırça köşklerde yaşa, bu ikiyüzlülüktür” diyen Prof. Dr. Mehmet Okuyan’a hak vermemek mümkün değildir. Nitekim fakirlik edebiyatı yapanların oturdukları köşkleri, konakları, villaları görmemek mümkün değildir. Pahalı elbiseler giydikleri, son model araçlar kullandıkları cümlenin malumudur.
İnsan, kendisini aldatabilmek için dizi dizi desiseler, vesileler icat eder. Oysa ya yaşamak insan gibi, ya ölmek aslan gibi… Hemen belirtelim ki, hiçbir miras, doğruluk kadar zengin değildir. Her zaman, her yerde ideal insan hayal edilir ama mevcudu yok gibidir. Zira insan dünyevileşti, hesap gününü unuttu.
Ne yazık ki, insanlar, idareciler kirlenmiştir. Yapılan soygunlara, sömürenlere aldırış etmemektedir. Usul dışı davranışlar, böbürlenmeler artmıştır. Her şeyde olduğu gibi, siyaset de kirlenmiş durumdadır. Nicolò Machiavelli; “Eğer bir millet, iktidarda bulunan kişilerin şereften, onurdan, ahlaktan yoksun davranışlarını, hırsızlığını yalnızca kendi siyasi görüşünden olduğu için görmezden geliyorsa, o millet erdemini yitirmiştir. Erdemini yitiren millet, bir gün (gelir) vatanını yitirir” diyerek, bu ahvalin sonuçlarına dikkat çekmektedir.
Onun için her konuda temkin esastır. Siyasette de prestij kazanabilmek için entrikalı yollara tevessül edilmemeli, millete hizmet ederek alkışlanmalıdır. “Eğer dikkatli olmazsanız, gazeteler mazlumlardan nefret etmenize ve zalimleri sevmenize neden olur.” (Malcolm X) O zaman da ülkede kaos oluşur.
Elbette külliyelere, hastanelere, otobanlara, limanlara da yatırım yapmak lazım. Ancak vatandaş aç biilaç bırakılmamalı, karnı doymalıdır. Elbette itibardan taviz verilmez. Ama Osmanlı son dönemlerinde itibar temini adına saraylar, köşkler, kervansaraylar yapmak için borçlandı, sonunda da üzülerek ifade edelim ki, yıkılıp gitti. Aynı akıbete uğramamak için, herkes gibi, devletin yöneticileri de dikkatli harcamalarda bulunmalıdır.
Unutmayalım ki, politikacıların vaatleri hudutsuzdur, çünkü yapmış olduğu vaatlere gümrük resmi ödemezler. Hemen belirtelim ki, bütün günahların membaı yalan, haset, hırs, gurur ve kibirdir. İnsanların, idarecilerin en kötüsü ahiretini dünyası için satandır. Daha kötüsü de, ahiretini başkalarının dünyası için satandır. Kibirli davranandır, yalan konuşandır. Lüzumsuz yere efelenip konuşandır. Yaptıklarıyla övünendir, yapmadıklarını da gizleyendir.
Sonuç olarak herkes ekonomiden şikâyetçidir. Ama kimse ahlaksızlıktan, edepsizlikten, çıplaklıktan, hırsızlıktan şikâyetçi değildir vesselam. Vah ki vah…
Rahman ve Rahim,
Kadir ve Muktedir,
Gaffar ve Settar olan Allah’a emanet olunuz.
“Ya Rabbi bu haftayı bize hayırlı ve bereketli kıl. Hayırlara yakın, şerlere uzak eyle.”
Selam doğru yola uyanlara olsun. (Taha/47).