‘Adil Düzen’ barış ve düzenin, güvenin teminatıdır. Güvende olmayan bir insanın, bir ülkenin mutlu olması mümkün değildir. ‘Adil Düzen’de bazı kişilerin güvende olması yeterli değildir, ‘Adil Düzen’ herkesin güvende olmasını ister. Herkesin güvende olması, çatışma ve gerginlikle değil, diyalog ve uzlaşmayla, bu da sadece ‘Adil Düzen’le sağlanabilir.

Barış ve düzenin olmadığı yerde anarşi yuvalanır. Çekişmeler zemin bulur. O zaman da huzursuzluk ve çatışmalar tavan yapar. Siyaset kirlenir, özgürlükler kısıtlanır. Oysa insanın güvende olması, canından ve malından emin olması, bedensel ve ruhsal bütünlüğünün korunması çok önemlidir ve bunu da yalnızca ‘Adil Düzen’ sağlayabilir.

İnsanlar özgür olmalı, temel hakları garanti altına alınmalıdır. İnsan hakları ve özgürlükler Saadet’in ve ‘Adil Düzen’in olmazsa olmaz şartıdır. İnsanlar baskı ve dayatmalardan uzak olmalıdır, ancak böylece üretken olabilirler. Keza düşünce, inanç ve kanaat edinmede serbest olmalıdırlar. Bu hakları baskı altına almak, huzuru bozar. İnsanlar inançlarını özgürce ifade edebilmelidir. Düşüncelerinin, inançlarının gereklerini, engellenmelere takılmadan, yerine getirebilmelidir.

Hemen belirtelim ki, özgürlük tek başına bir güzelliktir. Üstelik bütün güzelliklerin de ön koşuludur. Güzellikler ancak özgür bir ortamda oluşur, olgunlaşır. ‘Adil Düzen’ de insan hak ve özgürlüklerini temel ilke olarak kabul eder. Onun için Millî Görüş/Adil Düzen herkesin hak ve özgürlüklerine öncelik tanır. Sadece muktedirlerin değil, herkesin özgür olmasını hedefler. Zira: “Bütün müminler kardeştir” (Hucurât/10) buyruğuna göre hareket eder.

Yani ırkı, rengi, cinsiyeti, dili, dini, mezhebi ve siyasi görüşü, sosyal kökeni, serveti veya diğer herhangi bir özelliğinden bağımsız olarak, bütün insanların doğuştan mezkûr haklara sahip olduğunu bilir ve buna göre uygulama yapar. Çünkü hak ve özgürlükler insan onur ve haysiyetinin koruma zırhıdır. ‘Adil Düzen’de bunlara asla dokunulmaz. Malum bu hakları, sosyalizm, komünizm, monopolizm, kapitalizm asla koruma altına almaz. Özgürlüğün buharlaştığı ülkelerin ise uzun ömürlü olmadığını, tarihen bilmekteyiz.

İnsanlar barış ortamında yaşamalı, kendini güvende hissetmelidir. Hak ve özgürlükleri garanti altında olursa, o zaman saadete ulaşılabilir. Ayrıca özgürlüklerin kullanılmasında da hududu adalet çizmelidir. Adalet, insanlar için şifadır.

Maalesef bugün ülkelerde, bu sınırlar adaletle çizilmiyor, siyasiler çizmeye çalışıyor. Oysa adalet, toplum olarak barış içinde yaşayabilmenin kaçınılmaz aracıdır. Adalet başta devlet ve siyasi erki kullananlar olmak üzere, herkesi bağlar. Bu sebeple ne pahasına olursa olsun, adaletin asla siyasallaşmaması lazımdır.

Malum ‘Adil Düzen’ güçlünün hukukunu, kuvvetlinin egemenliğini reddeder. Kuvvet, menfaat, çoğunluk, iktidar, para ya da başka bir imtiyaza asla cevaz vermez. Zira ‘Adil Düzen’de meşru hukuk geçerlidir. Meşru hukukun hâkim olduğu ülkelerde de refah zirve yapar. Bu ilke, bütün Millî Görüş partilerinde hâkim olmuştur.

Adalet çok gereklidir ama yeterli değildir. Zira insanın karnı da doymalıdır, ihtiyaçlarını yeterince ve kolay bir şekilde karşılayabilmelidir. Bugün milyonlarca insan açlık sınırında yaşamaktadır. Ucuz ekmek ve yardım alma kuyruklarında sıraya girmektedir. Ayrıca pazarlar, artıklarda yiyeceğini arayan insan manzaralarıyla doludur. Çocuklar karnı doymadan uyumak zorunda kalmaktadır. Geçim sıkıntısı içinde kıvranan insanların bunalıma girip, maalesef intihar etmekte olduğunu görüyoruz.

Bunun tek sebebi ‘Adil Düzen’in olmayışıdır. Pastanın küçük olması değil, pastanın adaletsiz dağıtılmasıdır. Necip Fazıl’ın ifadesiyle; “Bir kişiye dokuz pul, dokuz kişiye bir pul” ahvaline mecbur edilmesidir. Malum, günümüzde yatırım ve üretim değil, borç ve faiz, milletin bütünü değil, bir avuç rantiyeci şirket tercih edilmektedir.

Oysa ‘Adil Düzen’ faizcilik ve rant ekonomisini değil, alın teri ve üretimi esas alır. Onun için sanayileşmeyi hedef almıştır. Ama kurduğu ve açılışını yaptığı tüm çimento, kâğıt, şeker fabrikaları özelleştirilerek satılmış, böylece ekonomi çökmüş, işsizlik tavan yapmıştır.

‘Adil Düzen’ciler rantiye refahı değil, adil paylaşım, herkese refah sloganıyla siyaset yapmaktadır. Malum, Millî Görüş partileri refah için, ahlak ve maneviyat için, şahsiyetli dış politika için yola revandır. Ancak milleti henüz uyandıramamıştır. Millet de uyanmak niyetinde değildir.

Onun için ülkede nizam, selamet, refah, fazilet ve saadete ulaşılamıyor. Siyaset yapanlar ise Allah için değil, kula kul olmak için yarışıp duruyor. Özetle bütün meselelerin çözümünün ‘Adil Düzen’le sağlanabileceğini düşünüyor, onun için ‘Adil Düzen’ diyoruz.

Rahman ve Rahim,

​Kadir ve Muktedir,

​Gaffar ve Settar olan Allah’a emanet olunuz. ​

Selam doğru yola uyanlara olsun. (Taha/47). 15.10.2026