Siyasi ikbal daimi değildir, gelip geçicidir. Bazen güldürür, bazen de ağlatır. Nitekim Allah buyuruyor ki: “İnsanlar arasında bugünleri bazen lehe, bazen aleyhe döndürür, dururuz. (Ama) Allah zulmedenleri sevmez.” (Âl-i İmrân/140) Hz. Ali de, “Bedeli ölüm bile olsa, asla zalime boyun eğmeyin” buyurmaktadır.
Yani dünyevileşme sebebiyle zalimlerin zulmüne karşı sessiz durmak, vebali muciptir. İnsanları yaptıkları işlerle değerlendirmek gerekir. İyi konuşuyor, Kur’an okuyor, namaz kılıyor diye alkışlamak doğru değildir. Hz. Ömer tam da bu konuda şöyle buyurur: “Bir insanın şöhretine ve görünüşüne aldanma, namaz ve niyazına bakma, aklına ve doğruluğuna bak” (ki aldanma).
Onun için siyasette peşine takıldıklarınıza iyi bakın. Sonra ateistten iman dersi almaya başlarsınız. Ahlâksız olandan ahlâk dersi, yalan konuşandan nasihat dinlemeye mecbur kalırsınız. Ülkemizde bu gibileri, her sahada bulabilirsiniz. Maalesef bu gibileri iyi konuşuyor diye alkışlıyoruz. Endamı yerinde diye övüyoruz. Bunlar zulmediyor, aklı eren bizler de alkışlamaya devam ediyor, baş tacı yapıyoruz ve onları mabutlaştırıyoruz.
Ali Şerîatî’nin şu sözü unutulmamalıdır: “Bir kere toplumun fikri seviyesi ve bakış açısı geriledi mi, artık dindarı, dinsizi, aydını, gericisi, âlimi, cahili arasında fark kalmaz.” Böylece toplum yozlaşır, kamplaşmalar ziyadeleşir, zulüm payidar olma şansını yakalar.
Merhum şairimiz Abdurrahim Karakoç da;
“Kula kulluk için yarışa çıkan
Tasmalı itlerden çekti insanlık” diyerek, insanların yanlışını vurgulamaktadır.
Aslında adil olmayan, kayırmacılık yapan, fonlananı tecziyeden uzak bir yönetime, hukuki yönetim denemez. Çünkü bir yönetimi ayakta tutan silahlar değil, halkın adalete olan güvenidir. Bu meselede siyaset müdahaleci olmamalıdır.
Aslında adaletsizliğe sessiz kalmak, ülkelerin izmihlaline sebebiyet verir. Milletin malını ne sebeple olursa olsun çalmak da zulümdür. Zalime iltifat ise zulme alkış tutmaktır.
Malumdur ki, bir devletin çöküşü ani olmaz. Önce doğrular yozlaştırılır, sonra da yanlış işler yapmak normalleşir. O zaman da sapla saman karışır, haramlar tavan yapar, helal olan her şey buharlaşır. Ülkemiz bu aymazlığa doğru sürükleniyor. Üstelik bir nevi suçlular alkışlanıyor, mazlumlar sorgulanıyor. Üzüldüğümüz husus ise, bu yönelişe, eğitimli ve tecrübeli insanların sessiz kalmalarıdır.
Önceki makalelerimizde de yazdığımız bir uyarıyı tekrarlamakta fayda görüyoruz. Fatih Sultan Mehmet der ki: “Vebal nedir bilir misiniz? Hak etmeyenlere makam, mevki vermektir.” Yani bizleri ve bugünü tarif etmektedir. Bu gibi insanların yüzünde iman, ahlâk eseri aramak boşunadır. Zira hesabı temiz olanın yüzü ak olur. Böyle insanlar da Bâkî’nin dediği gibi:
“Baş eğmezüz edânîye dünyâ-yı dûn içün
Allah’adır tevekkülümüz, itimadımız.”
Ve M. Akif Ersoy’un dediği gibi:
“Mefkûremiz göklerde dalgalanan bir sancak,
Allah'ın huzurunda eğiliriz biz ancak” derler.
Yani insanın izzeti de kendi elindedir, zilleti de kendi elindedir. Onun için sakın doğru olmayanlara meyletme, onları alkışlama.
Ayakta olmak, diz üstü yaşamaktan evladır. Çünkü şerefli insanlar bir kez ölür, şerefsizler ise her gün ölür.
Rahman ve Rahim,
Kadir ve Muktedir,
Gaffar ve Settar olan Allah’a emanet olunuz.
Selam doğru yola uyanlara olsun. (Taha/47). 29.10.2026