Malum, “Adalet mülkün temelidir.” Nitekim Hz. Ömer; “El-adlü esâsü’l-mülk”, İmam-ı Şâfiî de; “Adalet, Allah'ın emrine uygun şekilde amelde bulunmaktır” buyurmuştur.

Ayetlerdeki; “Allah, size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder” (Nisâ/58), keza; “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan hâkimler, adaletle şahitlik eden kimseler olun” (Mâide/8) ve ayrıca; “Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve yakınlarınız aleyhine de olsa Allah için şahitlik ederek adaleti gözetin” (Nisâ/135) emirleri son derece açıktır.

Adil olmayan, adaletle hareket etmeyen bir yönetimin devleti, gerçek devlet olamaz. Nitekim bu konuda, Aristoteles; “Bir devleti ayakta tutan şey adalettir”, Platon; “Adalet, güçlü olanın işine gelen değil, herkes için iyi olandır”, Cicero da, “Adalet olmadan devlet, büyük bir haydutlar topluluğundan başka nedir ki” demiştir. Adaletin hâkim olduğu yerde, gücün ve silahın yeri yoktur. Adalet asla siyasallaşmamalıdır. Çünkü kuvvete dayanmayan adalet aciz, adalete dayanmayan kuvvet ise zalimdir.

Namık Kemal de beytinde, vatandaşları arasında adaletin bulunmadığı bir devletin, bir gün yere çakılacağına işaret etmiştir:

Bulunmazsa adalet milletin efradı beyninde,

Geçer bir gün zemine, arşa çıksa da paye-i devlet.

Adaletle ilgili olarak Pascal der ki; “Adalet kuvvetli, kuvvetliler de adil olmalı." Olmalı ki, devlet ayakta kalsın. Montesquieu da; “Bir ülkede adaletin bozulduğunu görmek, bütün düzenin çöktüğünü görmektir” diyerek, adaletin önemini vurgulamıştır. Unutmamak gerekir ki, adalete dayalı devlet, bir evdir. Hükümet ise kiracıdır. Evin asıl sahibi de millettir.

Adaletsizliğe ne sebeple olursa olsun sessiz kalmak, ülkelerin fakirleşmesine sebebiyet verir. Çünkü yatırımcı olanlar güvenini kaybeder. Hukukun, adaletin işlemediği yerde insanlar ve insanlar tarafından kurulan şirketler geleceğine güvenemez. Böylece yatırımlar azalır. Ehliyetli insanlar ülkelerini terk etmeye başlar, işsizlik zirve yapar. İşte o zaman toplumda gerilmeler başlar. Halkın umudu ve üretme isteği zayıflar. Böylece servet, az sayıda kişide toplanır. Adaletsizlikler halkın sırtına biner. Kimi yer kimi bakar durumuna varılır ki, toplum asabileşmeye başlar. Zira zayıf olanlar, daima adalet ve eşitlik ister. Hâlbuki bunlar kuvvetlinin umurunda bile değildir.

Ancak adalete herkes, her an muhtaçtır. Onun için adaletin, merhamet ve itimat telkin etmesi lazımdır. Adaletin olmadığı yerde, kargaşa zemin bulur, hareketlenmeler başlar, arkasından da darbeler devreye girer. B. Shaw der ki; “En yüksek mahkeme, en yoksul kişinin girişimiyle harekete geçmiyorsa, (o zaman) adalet bir komediye dönüşür.” Çünkü: “Adalet yeryüzünde Allah'ın terazisidir.” (Hz. Ebubekir)

Timurlenk’in dediği gibi; “Ülkeler kılıçla alınır, ancak adaletle korunur.” Ama günümüzde adalet, güçlü olanların buyruğuna girmiş durumdadır. Zira birileri emredip, mahkemeler çalışmaya başlarsa, kararlar siyasallaşır, hukuk rafa kaldırılır.

Mehmet Akif’in, Hz. Ömer’e atfen yazdığı dizeleri unutulmamalıdır:

Kenar-ı Dicle'de bir kurt aşırırsa bir koyunu,

Gelir de adl-i İlâhî, sorar Ömer'den onu.

Zira insan fanidir. Her fiilin sorgulanacağı zaman gelecektir. “Güçsüz kimsenin incitilmeden hakkını alamadığı bir toplum yükselemez” hadisi nettir. Adaletin hâkim olmadığı yerde, ülkelerin kalkınması zorlaşır. Siyasi derebeyler ivme kazanır, dediği dedik olur.

Tekraren yazmakta fayda gördüğümüz, Mahatma Gandhi’nin ifadesiyle insanlığı ve toplumsal düzeni çürüten unsurlar;

· İlkesiz siyaset,

· Vicdanını sollayan eğlence,

· Çalışmadan zenginlik, (günümüzde olduğu gibi)

· Bilgili ama karaktersiz insanlar(ın varlığı),

· Ahlaktan yoksun bir iş dünyası,

· İnsan sevgisini alt plana atmış bilim,

· Özveriden yoksun bir din anlayışı,

· Toplumda meydana gelen ahlak buhranıdır.

Biz de şunları ekliyoruz;

· Toplumda ahlak ve maneviyatın buharlaşması,

· İnsanlarda ar ve hayâ perdesinin yırtılması,

· Çalmanın çırpmanın meslek haline gelmesi,

· Utanma duygusunun yok olmasıdır.

Merhum şairimiz Abdurrahim Karakoç’un dizelerindeki;

Bacısız, gardaşsız kalsam da garip,

Sahtekâra gardaş olamam varıp,

Camide ön safa karargâh kurup,

Kul hakkı yiyene gardaş mı deyim?

Sorusuna katılmamak mümkün mü?

Hemen belirtelim ki, bir ülkede devamlı kanunlar değiştiriliyorsa, yenileri devreye alınıyorsa, çıkan yasalar milleti bir türlü rahatlatamıyorsa, herkes bilmeli ki, o yasalar halkımızı değil, küresel şirketleri ve sermaye sahiplerini korumak için çıkarılmaktadır. Bu hal ise adaleti zayıflatmaktadır.

Büyük Sultan, Fatih Sultan Mehmet Han soruyor ve cevaplıyor: “Vebal nedir bilir misiniz? Hak etmeyenlere makam mevki vermektir.” Naehil insanların peşinde yorulmaktır. Bunların adaletsizliklerine seyirci durmak, siyaset alanını kirletmektir. Milleti soymaya çalışmaktır, çalanları alkışlamaktır. Adaletsizliğe seyirci durmaktır.

Bütün bunlara rağmen, günümüzde bazı siyasetçilerin, bürokratların, makam, mevki, sermaye sahiplerinin kepazeliklerini seyrediyoruz, vesselam.

Rahman ve Rahim,

Kadir ve Muktedir,

Gaffar ve Settar olan Allah’a emanet olunuz.

“Ya Rabbi bu haftayı bize hayırlı ve bereketli kıl. Hayırlara yakın, şerlere uzak eyle.”

Selam doğru yola uyanlara olsun. (Taha/47).