Ülkemiz ‘Adil Düzen’le değil, maalesef bir nevi köle düzeni ile yönetilmektedir. Malum köle, sadece istediğini yapamayan değildir. Düşündüğünü söyleyemeyen, inandığını yazamayan, düşüncesini ifade edemeyen insan da köledir.
Eğer bir ülkede eleştiri sınırlarını aşmayan ifadeler cezalandırılıyorsa, ceza alması gerekenler korunuyorsa, o ülkede adaletten bahsedilemez. Adalet de bir ülkede payidar olamıyor, tarafsızlığını kaybediyorsa, o ülkede adalet çökmüş demektir.
Fatih Sultan Mehmet Han buyurdu ki: “Aklı öldürürsen ahlak da ölür. Akıl ve ahlak öldüğünde millet bölünür. Kadıyı (hâkimi) satın aldığın gün adalet ölür. Adaleti öldürdüğün gün devlet de ölür.” Devletin ölmemesi için adaletin bağımsız olması gerekir.
Adaletin susturulduğu yerde, her türlü yalan köşe başı yapar, toplumda çürüme başlar. O zaman da her türlü rezillikler normalleşir. Yolsuzluklar, soysuzluklar tavan yapar. Kimsenin sesi çıkmaz. Bunun göz ardı edilmesi, çürümüşlüğe tavan yaptırır.
Onun için merhum Abdurrahim Karakoç der ki:
Burada kökleşmiş küfrün esası,
Dolmuş Firavunlar, yoktur Musa'sı.
Adam şöyle dursun; sözün kısası,
Bu şehrin halinden eşek tiksinir.
Bugün ülkemizde seyrettiğimiz manzaralar, maalesef ziyadesiyle utandırıcı ama yetkililerimiz hâlâ el yordamıyla işi halletmeye çalışmaktadır. Oysa; “Atı alan Üsküdar'ı geçmiş” durumdadır.
Beceriksiz yöneticilerin, tabanı dinlemeyen idarecilerin, hakkı tutup kaldırmayan devlet adamlarının özelliklerine gelince:
1. Namazı, orucu, haccı halkı kandırmak için kullanırlar.
2. Bu gibiler, Mâide/8: “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha uygundur.” Ve Nisâ/135: “Ey iman edenler! Kendinizin veya anne babanızın ve akrabanızın aleyhine bile olsa adaleti ayakta tutun, Allah için şahitlik eden kimseler olun. (İnsanlar) zengin olsunlar, yoksul olsunlar Allah onlara sizden daha yakındır. Öyleyse siz hislerinize uyup adaletten ayrılmayın. Eğer adaletten sapar veya üzerinize düşeni yapmaktan geri durursanız bilin ki Allah yaptığınız her şeyden haberdardır” emirlerini dinlemezler.
3. Bu gibiler, Nisâ/10: “Yetimlerin mallarını haksız olarak yiyenler şüphesiz karınlarına ancak ateş dolduruyorlar” emrine muhalif hareket eder, dindar görünür ama ülkelerini soyarak, milletin malını yerler.
4. Bu gibilerin sözleri birbirini tutmaz, konuşmaları çelişkilidir.
5. Bu gibi muktedirler, inananlara zulmeder, İslam düşmanlarıyla kol kola gezer, Allah'ın düşmanlarıyla dost olurlar.
6. Bu gibiler güzel sözler söyleyerek iktidar olurlar. Gücü ele alınca da derebeyi gibi hareket ederler.
7. Konuşmalarında vaatlerde bulunurlar ama verdikleri sözleri tutmazlar. Halkı aldatarak iktidara gelirler.
8. Toplumu kucaklaştıracakları yerde tam aksine kutuplaştırırlar.
9. Bu gibiler, heybetli duruşlarıyla, belagatli konuşmalarıyla insanları kandırırlar. Verdikleri sözleri unutturmak için de laf edebiyatı yaparlar.
10. Yanlış yapanları görmemezlikten gelirler. Fakir-fukaranın feryatlarını duymamak için kulaklarını kapatırlar. Bunun izmihlale sebebiyet vereceğini anlamıyormuş gibi davranırlar.
Maalesef bu gibiler alkışlanarak, bir nevi kutsallaştırılır. Oysa bu gibileri dış güçler destekleyerek makamlara getirirler. Sonra da bunlara her istediklerini yaptırırlar. Millilik ruhundan uzaklaştırarak, Siyonizm’in tuzaklarına düşürürler. Farkına varılmadığı için de bu gibilerin peşlerine düşülmektedir.
C. Numanoğlu’nun dediği gibi:
El etek öperek, susan dillere; (yazıklar olsun)
Rüşvet kapısında, bükük bellere; (yazıklar olsun),
Zulmü alkışlayan, gizli ellere; (yazıklar olsun)
Kullar yetmese de Mevlâ yeter ya… (inşallah)
Rahman ve Rahim,
Kadir ve Muktedir,
Gaffar ve Settar olan Allah’a emanet olunuz.
Selam doğru yola uyanlara olsun. (Taha/47). 05.11.2026