Bu yazı serimizdeki ana başlığımız böyle olacak ve elbette açılımı da olacak.
“Hakkı üstün tutan daha adil bir dünya ancak ‘Adil Dünya Düzeni’ ile kurulabilir” de diyebilir, meramımızı daha kolay anlatabilirdik ama başlığımız uzunca olurdu.
Daha kısa başlık ve kısa bir hatırlatma ile bile arif olan ne diyeceğimizi anlamıştır.
Daha iyi anlaşılması ve irşada da vesile olması amacıyla açılımlara geçelim.
Bunu yaparken de hem bu hem de bundan önceki yazı serisine vesile olan Kazım Erten arkadaşımızı şükranlarımızla birlikte tekrar anarak başlayalım.
***
Yeni Bir İnsanlık Sözleşmesine Doğru!
“Mekke’den Medine’ye, Medine’den İnsanlık Sözleşmesi’ne” başlıklı, 7 Ekim 2026 tarihli yazı, Kazım Erten arkadaşımızın bir çalışmasıydı; önemine binaen sizinle paylaştım ve bunu da “Medine’den insanlığa” başlıklı bundan önceki 4 yazı ile yaptım.
Yine iki başlıklı hatırlatma ile başlamış olacağım.
Birincisi: Yeni Bir İnsanlık Sözleşmesine Doğru…
İkincisi: Bir Cümleden Bir Dünya Tasavvuruna…
Yine Kazım Erten arkadaşımız, şu başlıklarla başlayan bir çalışma yaptı:
- ‘Dünya Beşten Büyüktür’ /
- ‘Kuvveti Değil Hakkı Üstün Tutan Daha Adil Bir Dünya Mümkündür’ mesajından Yeni Bir İnsanlık Sözleşmesine Doğru! /
- Bir Cümleden Bir Dünya Tasavvuruna!”
Konumuz açısından bu önemli başlıkları hatırlayıp hatırlattıktan sonra devam edelim…
***
Hakkın üstün olduğu adil bir dünya Düzeni
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, yıllardır, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kürsüsünden dünyaya aynı temel itirazı yöneltiyor:
“Dünya beşten büyüktür.”
Bu önemli söz, yalnızca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yapısına ilişkin diplomatik bir eleştiri değildir.
Bu söz yani bu önemli cümle, aslında modern dünya düzeninin temel varsayımlarına yöneltilmiş köklü bir eleştiridir.
Dünyanın kaderini kaç kişi, kaç devlet veya kaç güç belirlemelidir?
Ve daha önemlisi: İnsanlığın ortak geleceği güç ilişkileriyle mi, yoksa ortak bir adalet fikriyle mi belirlenmelidir? Sayın Erdoğan’ın bir başka ifadesiyle; “Gücün değil, Hakkın üstün olduğu daha Adil Bir Dünya” (Yani ‘Adil Dünya Barış Düzeni’) mümkündür.
Peki,
‘Daha Adil Bir Dünya’ mümkünse bu ‘Adil Dünya Düzeni’ nasıl kurulacaktır?
***
‘Adil Bir Dünya düzeni’ nasıl kurulacak?
Beş asırlık arayışın bilançosuna bakarak meseleye bakalım.
Son beş yüz yıl, bir bakıma, insanlığın kendi siyasal ve ekonomik düzenini yeniden kurma arayışlarının tarihidir.
Cumhuriyet Fikri, Sanayi Devrimi, Aydınlanma, Liberalizm, Kapitalizm, Sosyalizm, Ulus Devletler ve diğerleri.
Her biri, insanlığın önüne yeni bir gelecek tasavvuru koydu.
Akıl, özgürlük, eşitlik, üretim, refah ve ilerleme adına büyük dönüşümler yaşandı.
Fakat bütün bu dönüşümlerin sonunda insanlık şu basit soruya hâlâ kesin bir cevap veremiyor:
‘İnsanlık gerçekten daha adil bir dünyaya (‘Adil Dünya Düzeni’ne) ulaştı mı?’
Yirminci yüzyılın bilançosu (yani ‘Zalim Düzen’) daha da çarpıcıdır. (Devamı var)