Erbakan 100 Yaşında-6; Erbakan Hocamızı ve Cevat Özkaya’yı anma yazıları…
Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam…
Umran Dergisi Ekim 2026/386. sayısı ‘Erbakan 100 Yaşında’ sayısı oldu...
“Yeni Küresel Düzenin Eşiğinde Adil Bir Düzen Kurmak Mümkün Müdür?” başlıklı Metin Alpaslan’ın yazısı da bu sayıda yayımlandı; önemine binaen paylaşıyorum…
***
ÇOKLU KRİZLER ÇAĞI
Günümüzde hız, haz, tüketim ve güç kültürü sabır, kanaat ve sorumluluğun önüne geçmiş durumdadır. Ahlaki yozlaşma, adaletsizlik ve ruhsal kırılmalar insanın iç dengesini bozduğu için toplumlar hastadır. İnsanın içindeki bencillik merhameti, hırs ise adaleti, kibir de tevazuu yok etmiştir. Modern çağda teknik ilerleme artmış ama değerlerin çöküşüyle birlikte anlam üretimi zayıflamıştır. Güç düzeni merhameti değil, rekabeti önceliyor. Ekonomi sınırsız tüketimi, siyaset ise kutuplaşmayı körüklüyor. Başarılı olmak çoğu zaman “iyi” olmaktan daha değerli görülüyor. Bilgi var ancak hikmet yok! Savaşlar, göçler krizler, doymayan bir iştah, sürekli endişe ve yabancılaşma kolektif bir ruh hastalığı üretiyor. Yaşadığımız dünyada birçok büyük değişim ve dönüşüm yaşanıyor.
Şunlar otoriterliğin, popülizmin, savaşın ve ekonomik güç yoğunlaşmasının artmasına sebep oluyor: -Tek kutuplu dünya düzeninin çözülmesi ve güç merkezlerinin çoğalması. -Borçların büyümesi, servet eşitsizliği, finansallaşma ve üretim-finans arasındaki dengesizlik. -Enerji güvenliği ile çevre politikalarının çatışması. -Yapay zekâ ve otomasyonun üretimi dönüştürürken iş, gelir ve güç dağılımını değiştirmesi. -Yaşlanan toplumlar ve büyük göç hareketleri. -“Nasıl daha fazla kazanırım, daha fazla tüketirim?” sorusunu cevaplandıran fakat “Nasıl insan gibi yaşarım?” sorusuna yeterince cevap vermeyen erdemsiz bir kültür. -İnsanların birbirlerine, devletlere, kurumlara ve politikacılara olan güveninin aşınması.
Kaynakların ve gelirin adil bir şekilde paylaşılmadığı dünyada, insanlar sadece tüketmek ve çalışmak için birer modern köle hâline gelmiştir. Sadece maddeye dayalı bir hayat, insan ruhuna huzur vermiyor. Ekonomik kriz, işsizlik, toplumsal huzursuzluk, siyasi kutuplaşma, jeopolitik gerilim birbirini tetikleyerek bir kriz sarmalına dönüşüyor. Mevcut sistem, krizleri tekil sorunlar şeklinde ele aldığı için, bu zincirleme reaksiyonları yönetecek bütüncül bir kriz yönetim anlayışına da sahip olamıyor.
Çoklu krizlerin müsebbibi, küresel ölçekte yoğunlaşmış ekonomik, finansal, teknolojik, siyasi, bürokratik güç ağlarının oluşturduğu mevcut güç ekosistemidir ve bu güçlerin demokratik denetimin dışında kalmasıdır. Krizler birbirini besleyen tek bir sistemik krizler ağına dönüşmüş durumdadır. Açgözlülük, israf, güç tutkusu, tüketim bağımlılığı, liyakatsizlik, yolsuzluk, kolay kazanç arzusu, sorumluluktan kaçış gibi zaaflarıyla travma yaşayan insan, dengeyi kaybetmiş bir toplum üretmektedir. İbn Haldun, “toplumları ayakta tutan sadece inanç değil, adaletli düzen ve dengedir” diyor. Çözüm, insan haysiyeti, onu koruyan adalet, onu yönlendiren ahlak ve onu anlamlandıran iman hiyerarşisini kurmaktan geçmektedir.
MEVCUT DÜZEN, BU KRİZLERİ ÇÖZEBİLECEK KAPASİTEYE SAHİP DEĞİL
Kurulu dünya düzeni insanın ve toplumun iyiliğine hizmet eden bir sistem olmadığı gibi, bu krizleri çözebilecek ne kapasiteye ne de niyete sahip değildir. İklim değişikliği, ekonomik eşitsizlikler, jeopolitik çatışmalar, göç dalgaları ve yapay zekânın getirdiği teknolojik riskler aynı anda dünyayı sarsarken mevcut küresel düzen, bu birbiriyle bağlantılı karmaşık sorunları çözmekte çok ciddi bir kapasite yetersizliği yaşamaktadır.
Sanayi çağına göre tasarlanan mevcut siyasal ve finansal kurumlar, siber savaşlar, küresel salgınlar veya algoritma temelli dezenformasyon gibi 21. yüzyılın dijital ve sistemik risklerini yönetebilecek hukuki ve operasyonel altyapıya sahip değillerdir. Mevcut düzen krizleri çözmekten ziyade, etkilerini hafifletmeye ve yeni bir model kurmak yerine kozmetik rötuşlarla sömürü çarkını sürdürmeye çalışmaktadır. (Devamı var)