Erbakan 100 Yaşında-5; Erbakan Hocamızı ve Cevat Özkaya’yı anma yazıları…
Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam…
Umran Dergisi Ekim 2026/386. sayısı ‘Erbakan 100 Yaşında’ sayısı oldu...
“Yeni Küresel Düzenin Eşiğinde Adil Bir Düzen Kurmak Mümkün Müdür?” başlıklı Metin Alpaslan’ın yazısı da bu sayıda yayınlandı; önemine binaen paylaşıyorum…
***
Dünyamız, teknolojik devrimlerden jeopolitik kırılmalara kadar tarihin en hızlı ve köklü dönüşüm süreçlerinden birini yaşıyor. Hayatın her alanını yeniden şekillendiren bu dalga yeni gelişmelere gebedir. Büyük sistemlerin normal zamanlardan ziyade, genellikle kriz dönemlerinde değiştiğini tarih bize gösteriyor. Yaşadığımız gerçekler, egemen güçlerin çıkarlarını korumak üzere kurulan vesayet odaklı uluslararası kurumların ve kurguladıkları veto sistemlerinin bugün meşruiyetini yitirdiğini gösteriyor.
İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan IMF ve Dünya Bankası gibi kurumlar tarafından inşa edilen küresel finans mimarisi, bugünün çok kutuplu dünyasını temsil etmekte ya yetersiz kalmakta ya da taraflı davranmaktadırlar. Tıkanan BM gibi uluslararası örgütler, günümüzün çok kutuplu dünyasını temsilde yetersiz kaldığı gibi reform taleplerine de direnç göstermeye devam etmektedirler. İktisatçılar neoliberal küreselleşme çağının kapandığını, yerini içeriye dönük liberal, dışarıya karşı ise merkantilist yeni bir düzene bıraktığını kaydediyorlar. Küresel finans, teknoloji ve askerî kapasite hâlen az sayıda ülkenin tekelindedir.
Gücü elinde bulunduran aktörler, mevcut avantajlarından kolayca vazgeçmek istememektedir. Yeniden şekillenen dünyadaki güç rekabetinde kavga çok büyüktür.
İslâm dünyası da birçok karmaşık sorunla bu kavganın bir parçasıdır. Yapay zekâ, nadir toprak elementleri ve temiz enerjiye erişimdeki eşitsizlikler, zengin ülkeler ile gelişmekte olan ülkeler arasındaki makası giderek açmaktadır. Yapay zekânın yönlendirdiği merkezi planlama modelleri veya henüz bilmediğimiz başka siyasal yapılar ortaya çıkabilir. Şu var ki iktidar dengeleri değiştikçe insanlık yeni kurumsal yapılar arayışına girecektir.
Gelgelelim veto yetkisine ve sistemik imtiyazlara sahip aktörlerin küresel güç rekabeti ve mevcudu koruma arzusu, uluslararası hukukun tarafsızlığına ve evrenselliğine inancı da oldukça zayıflatmıştır. Haksız kazanç üzerine kurulu bugünkü kapitalist ekonomik sistem, düşene hayat hakkı tanımamaktadır.
“Paran varsa insansın, paran yoksa ezilmeye mahkûmsun.”
Zenginlerin serveti arttıkça fakirlerin sefaleti aynı oranda artmaktadır. Günümüzde güç artık yalnızca devletlerin elinde değildir. Büyük finans kuruluşları, çok uluslu şirketler, teknoloji platformları, enerji şirketleri, yatırım fonları, lobi ağları, medya ve iletişim kuruluşları, uluslararası hukuk ve standart belirleme mekanizmaları küresel karar süreçlerinde ciddi ağırlığa sahiptir. Büyük teknoloji şirketlerinin bütçeleri birçok devletten daha büyüktür. Birer canavara dönüşen finansal çarklardan tutun yapay zekâya kadar birçok kritik alanda bağlayıcı bir ahlaki mutabakat sağlanmadığı için dünya bunların tahakküm alanı hâline gelmiştir. Bunlar toplumların ve hatta devletlerin hareket alanını ciddi biçimde sınırlayabiliyor, verdikleri borçlarla finansal bağımlılık oluşturup bağımsız politika alanlarını daraltabiliyorlar. Teknoloji platformları topladıkları verilerle davranış analizleri yapıp ekonomiyi ve siyaseti etkileyebiliyorlar. Çok uluslu şirketler, sahip oldukları üretim ve tedarik zincirleri ile stratejik bağımlılık oluşturup siyasi kırılganlıklara sebep olabiliyorlar.
Dünyadaki tüm ticaret, swift sistemleri ve rezerv para birimleri kapitalist kurallara bağlıdır. Bu ağın dışına çıkmak tam bir ekonomik izolasyon riski taşımaktadır. Yakın zamanda Türkiye de bu izolasyona maruz kalmamak için İran havayolu şirketinin Türkiye seferlerini durdurmuş, ardından 1982’den bu yana Türkiye’de faaliyet gösteren İran merkezli Bank Mellat’ın faaliyet iznini de kaldırmıştır.
(Devamı var)