Önceki yazıyla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam…
Prof. Dr. Necmettin Erbakan 100 yaşında; yani 29 Ekim 1926 tarihinde doğdu…
Umran Dergisi Ekim 2026/386. sayısı; Necmettin Erbakan Yaşında şeklinde çıktı…
Umran Dergisi’nin kapağında Erbakan Hoca’nın fotoğrafı var. Kapakta ana başlık olarak yazılanları okuyalım: -Necmettin Erbakan 100 Yaşında -YENİ BİR DÜNYANIN EŞİĞİNDE -Varoluşsal Riskler, Tarihsel Misyon ve Adil Düzen Arayışı
Okumaya devam… “Son zamanlarda yapay zekâ ifşalarının da gösterdiği üzere teknolojik gelişmeler adil bir toplumu güçlendirebilir fakat adaletsiz bir toplumu da gözetleme, sömürme, manipüle etme ve yok etme kapasitesi bakımından daha güçlü duruma da getirebilir. Dolayısıyla maddi kuvvet bir güç çarpanıdır; ahlaki mefkûrenin yerini tutmaz. İslâm’ın adalet anlayışı, adaletin yalnızca siyasi bir erdem değil, aynı zamanda ilahi bir emir ve vahyin esas gayelerinden biri olduğunun kabulüyle başlar. Adaleti Allah’ın tesis ettiği ahlaki düzenin merkezine yerleştiren Kur’ân-ı Kerim adaleti, iyiliği emrederken kötülüğü ve haddi aşmayı yasaklar. (Nahl Sûresi, 90. ayet). Çok daha önemlisi vahiy, resullerin bütün görevini adaletin tesisiyle ilişkilendirerek mizanın altını çizer. (Hadîd Sûresi, 25. ayet). Hiç şüphesiz bu ayet-i kerimede mizana başka bir ifadeyle teraziye vurgu yapılması son derece anlamlıdır. Vahiy, insanlığa davranışların, iktisadi münasebetlerin, siyasi otoritenin ve toplumsal kurumların kendisiyle ölçülebileceği ahlaki bir kıstas sunar. Adalet, her bir şeyin kendine uygun yere konması ve herkesin meşru hakkını alması demektir. Bu, gücün hesap verebilirlikle, servetin sorumlulukla, hukukun ahlakla ve serbestliğin başkalarının haklarını gözetmekle sınırlandırılması demektir.
Rabbimiz güç sahiplerinin emanetleri ehline vermesini ve insanlar arasında adaletle hükmetmesini emreder. (Nisâ Sûresi, 58. ayet). Bu, yalnızca belli bir kesime değil, mesuliyeti bulunan herkese yönelik bir emirdir. İnsanın çok zalim ve çok cahil olduğunu idrak eden Muhammed Esed’in Allah’ın müminleri uyardığı “cahiliyye kanunu” (Mâide Sûresi, 50. ayet) kavramını her türlü ahlaki endişeden uzak, menfaat merkezli ve toplumsal dayanışmayı yok eden çıkarcılık şeklinde yorumladığı hatırlanmalıdır.
Şu oluş ve bozuluş âleminde yalnızca söylenenlere değil, bukalemun gibi dakikada bin renge, hokkabaz gibi bin şekle giren hakikat düşmanı aldatıcıların gerçek kimliğini kavrayacak basirete ihtiyaç duyuyoruz. Yaşadığımız dünya finansal kapitalizmin günden güne büyüttüğü eşitsizlik, hiper-finansallaşmış sermayenin spekülasyonları, çevresel krizler, dördüncü yapay zekâ devrimi, savaşlar, Gazze soykırımı, yerinden edilme ve teknolojik sarsıntıyla karşı karşıya kalırken İslâm’ın dünya ve ahirete şamil rahmet timsali hükümleri ve İslami düşünceyle hayata dair katkılar sunan âlimlerin, mütefekkirlerin ve hakperest aktörlerin görüşleri yeniden önem kazanmaktadır. İnsanlığın sadece daha fazla güce değil, gücün kullanımında bilgeliğe ihtiyaç duyduğu çok açıktır. Yalnızca daha fazla servete değil, servetin dağıtımında adalete muhtacız. Sadece daha güçlü yönetimlere değil, daha hesap verebilir yönetimlere gereksinim duymaktayız. Yalnızca teknolojik yeniliğe değil, yeniliği insan refahına yöneltebilecek bir ahlaki çerçeveye ve hakikat kıblesine ihtiyaç var.
Herkes idrak etmelidir ki hayat sınırlı ve fani, vazife ise mühim ve elzemdir. Medeniyetin varlığını sürdürmesi, nihayetinde mizanın temsil ettiği dengenin yeniden kurulmasına bağlıdır: güç ile hesap verebilirlik, servet ile mesuliyet, haklar ile vazifeler, özgürlük ile ahlaki sınırlama, teknolojik kapasite ile ahlaki bilgelik arasındaki denge. Hatırlamak gerekir ki bir nehir gibi akan vahyin şekillendirdiği tasavvur yalnızca ferdî ahlaka yönelik bir program değildir; adil bir medeniyetin temelidir.
Unutmayalım ki güç, servet ve ilim sayesinde yükselebilen medeniyetler ancak yalnızca adalet sayesinde varlıklarını sürdürebilirler. Çünkü adalet güven oluşturur, güven dayanışma meydana getirir, dayanışma istikrar yaratır, istikrar ise ilmin, iktisadi gelişmenin, kültürün ve teknolojinin gelişebileceği ortamı teşekkül ettirir.”