İstanbul mu seli aldı sel mi İstanbul’u aldı belirsiz. İstanbul’da sokak ve caddeler olta atılacak duruma geldi! Olmadı akşam ağ at sabah çek balıkları topla! Adeta sokak ve caddelerde balıklar yüzüyor! Şehrin âşıkları sandalla serenat yapmaya çıkacak! Bir sonbahar akşamı rastladım size, İstanbul sokaklarında yürümüyor yüzüyordunuz! Makara bir yana önceki hafta Çarşamba günü İstanbul’da sağanak, sağanak olmaktan çıktı. Gök delinmiş gibi yağıyor denir ya gök delinmiş gibi değil gök delirmiş gibi yağmur yağdı. Şiddetli, hiç ara vermeden gün boyu. Gece de devam etti. Fırtına eşliğinde.
Afetle makara yapılmaz ama yağmuru afete kimler çevirdi. Bir doğa olayı, bir doğal olay, nasıl oldu afet haline geldi. Tertemiz yağmur kirlenmiş şehrin üstüne inerken yağmuru afetleştirecek hale getiren kirli zihniyetlerin şehri çarpıklaştırması üzerine durulmuyor. Bu sorun bugünkü sorun değil yüzyıllık sorundur. Türkiye’nin kendine özgü bir şehir planlaması yok. Cumhuriyetle hızlanan Batılılaşma çabası, şehirleri Müslüman Türk şehri olmaktan çıkarıp ne idiğü belirsiz hale getirmiştir. Ne Batılı ülkelerin şehirlerine benzeyebildi ne de kendisi kalabildi şehirlerimiz. Bir kere devletin kendine özgü şehir planı yok. Hep dışarıyı taklit. Aynı durum evlerde ve apartmanlarda da aynı şekilde. Türkiye’de hangi şehrin tamamı kendine özgü Müslüman Türk evi/binasından oluşuyor. Hiçbir şehir. Arada tek tük denenmiş evler apartmanlar vardır, o da devede kulak bile değil.
Devletin kendine özgü şehir planı yok dedik ya. Hangi şehre giderseniz gidin kaldırımlara bakın; aynı sokak veya caddede kaldırımın bir kısmı geniş bir kısmı dar, bir kısmı yüksek bir kısmı alçak. O sokak ve caddeler yapılırken standart genişlikte ve standart yükseklikte kaldırım yapılamaz mı, yapılır, neden yapılmıyor. Devletin planı yok, siyasetçilerin böyle bir projesi yok. Vatandaş mı? Cebinden başka derdi olan var mı. Yalnız devlet bu işleri yaparken istimlâk ediyor, vatandaşa ne denirse uyar, adil olmak kaydıyla. Şu kaldırımdaki bina öne gelmiş kaldırımı daraltmış bu binayı geri çek, az ilerideki sahibinin belediyede adamı olan binayı neden geri çektirmiyorsun. Onu da geri çektir, adil ol. Adil ol kaldırım çarpık çurpuk olmasın. İstanbul kaldırımları mı, İstanbul’da karşılıklı birbirinin aynısı olan standart bir tane kaldırım yok, hangi ilçesine giderseniz gidin yok.
İstanbul’daki sağanak afetinin sonuçları ortada. Her ne kadar can kaybı fazla olmasa da şehir adeta yaşanmaz hale geldi. Nedeni altyapı sorunları. Yüzyıldır İstanbul’un altyapısı yapılamamış. Yani bugünkü dünkü mesele değil yüzyıllık bir mesele. Kaldırımları standart olmayan şehrin rögarları da kanalizasyonları da dere ıslahları da binaların nasıl, nereye yapılacağı da standart değil. Dere yataklarına bina yapılmaması söyleniyor ama bakıyorsunuz dört beş katlı binayı bırakın derenin dibine onbeş yirmi katlı rezidans yapılıyor. Aynı dere yatağına belediyede adamı olmayan beş katlı bina yapamıyor ama belediyede adamı olan onbeş katlı rezidans yapıyor. Nerede devletin şehir planı nerede uygulayıcıların yani siyasilerin adaleti. Biliyorsunuz bu yıl İstanbul’da kentsel dönüşüm furyası başladı. Yıkılan bina aynı şekilde yerine geri yapılıyor. Deprem yönetmeliğine uyan yok, kaldırımın üstüne gelmiş bina denetleyen yok. Kentsel dönüşüm için eski binayı yıkan yıkım ekipleri herhangi bir önlem almıyor, öyle yıkım yapıyorlar ki çevredeki binalar sallanıyor umurlarında değil, bir iki yıl sonra o binaların da yıkılması gerekecek hale geliyor. Yıkım ekipleri internet kablolarını kesiyor, yarı özel devlet telekomünikasyon kurumu internet kablolarını yapmayı yetiştiremiyor, her ikisi de aynı devletin kurumu ama birbirinden habersiz biri kesiyor biri yapıyor. İnternet kabloları yer altında olması gerek ama alınmıyor. Yol kazılınca elektrik, su, doğal gaz ve internet aynı anda standart bir şekilde yer altına alınsa sokak ve caddeler bin kez kazılmaz. İstanbul’da/Türkiye’de altyapı bir türlü bitmiyor. Bitecek gibi de değil.
Temizliği ve adaleti sadece adliyede sananlar, her sağanakta afet yaşarlar!