“Medine Sözleşmesi’nden İnsanlık Sözleşmesi’ne” konusudur asıl konumuz ve önceki yazımızla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam ediyoruz…
- “Erbakan 100 Yaşında; Kur’an ve Adil Düzen” dedik, önceki ilk 4 yazımızda…
- “Küresel Zalim Düzen ve Adil Düzen Kurmak” dedik, devamındaki 6 yazımızda.
Umran Dergisi Ekim 2026/386. sayısı ‘Erbakan 100 Yaşında’ sayısı oldu ve “Yeni Küresel Düzenin Eşiğinde Adil Bir Düzen Kurmak Mümkün müdür?” başlıklı Metin Alpaslan’ın yazısı da bu sayıda yayınlandı; önemine binaen o yazıyı paylaştım…
ÇOKLU KRİZLER ÇAĞI anlatıldı önce ve dendi ki; “Ahlaki yozlaşma, adaletsizlik ve ruhsal kırılmalar insanın iç dengesini bozduğu için toplumlar hastadır.”
MEVCUT DÜZEN KRİZLERİ ÇÖZEBİLECEK KAPASİTEYE SAHİP DEĞİL başlığı altında dendi ki; “Kurulu dünya düzeni insanın ve toplumun iyiliğine hizmet eden bir sistem olmadığı gibi, bu krizleri çözebilecek ne kapasiteye ne de niyete sahip değildir... / Mevcut düzen krizleri çözmekten ziyade, etkilerini hafifletmeye ve yeni bir model kurmak yerine kozmetik rötuşlarla sömürü çarkını sürdürmeye çalışmaktadır... / Dünyaya cazip gelecek özgün, bağımsız ve tam teşekküllü bir makro ekonomik model henüz tam anlamıyla sahaya yansıtılamamıştır…”
İNSANLIK, YENİ BİR SOSYAL SÖZLEŞMENİN EŞİĞİNDEDİR başlığı altıda dendi ki; “Kapitalizm ve sosyalizm uygulamaları insanlığa adalet, mutluluk ve refah getirme konusunda başarısız olmuşlardır... / Tarihsel bir kırılma noktasındayız… / Önümüzdeki dönem bir Adil Düzen’in kurulması için hem muazzam fırsatlar hem de ciddi tehlikeler barındırıyor... / Güç merkezlerinin kaydığı, teknolojik kırılmaların yaşandığı ve küresel eşitsizliklerin derinleştiği günümüzde Adil Bir Düzen imkânsız bir ütopya değildir. Böylesi krizler çağında Adil Bir Düzen kurmak zordur ama mümkündür.”
Çözüm önerileri devam ediyor: “Anlamsızlıktan, adaletsizlikten ve modern kölelikten yorulan insanoğlu yeni bir arayış içerisindedir. İslâmî referansları ve insani değerleri merkeze alan, mevcut kapitalist işleyişin ve şekilsel din anlayışının ötesine geçen köklü bir yapısal dönüşüme ihtiyaç vardır. Ahlak ve maneviyatın bir kenara itilmesiyle büyük acılar yaşayan insanoğlu, artık gücün ve açgözlülüğün sınırlandırıldığı insanca ve hakça bir Adil Düzen istiyor. Adil Düzen yalnızca askerî veya ekonomik güce dayalı olmayan, insan odaklı ve kapsayıcı yeni bir küresel hukukun inşa edilmesiyle mümkündür. Adil Düzen hem ülke ölçeğinde hukuki ve toplumsal adaleti hem de uluslararası alanda hakkaniyeti hedefle yen bütüncül bir medeniyet tasavvuru gerektirir.
Medine Sözleşmesi’nin farklı inanç ve grupları ortak bir adalet zemininde buluşturma vizyonu, bu küresel ittifakın ilham kaynağı olabilir.”
ERBAKAN’IN ADİL DÜZEN MODELİ diyor ki; “Necmettin Erbakan’ın Adil Düzen Projesi, özgün bir ekonomik ve siyasi model teklifi olarak, ahlaki ve bilimsel boyutları ile ciddi bir sistem arayışı idi. Sanayileşme, ekonomik bağımsızlık, ahlaki değerlerin güçlendirilmesi Türkiye’nin siyasi ve toplumsal hayatında yol açıcı bir rol oynamıştır.
Medine Vesikası ve Osmanlı millet sisteminden esinlenerek, devletin farklı toplumsal ve dini gruplara eşit mesafede durduğu, kendi hukuk kurallarıyla yaşama imkânı tanıyan çoğulcu bir yapıdan yanaydı... “Millî Sanayi Hamlesi” ile Türkiye’nin dışa bağımlılığını azaltmayı hedefledi... “Önce Ahlak ve Maneviyat” diyordu. İslâmî ahlak ile ekonomik ve toplumsal düzen arasında yeni bir sistem kurma teşebbüsü olan Adil Düzen Modeli ciddi bir girişimdi. Erbakan, ekonomiyi ahlaktan bağımsız bir teknik alan görmüyordu. İslâm ülkelerinin siyasi, ekonomik, askerî iş birliği yapması gerektiğini savundu. D-8 onun vizyonunun evrensel boyutunu ve İslâm dünyasında dayanışma arayışını göstermekte. Bu girişim, Necmettin Erbakan’ın Adil Düzen vizyonunu uluslararası sisteme taşıyan ve Batı hegemonyasındaki G-7 yapısına alternatif olarak kurgulanan en müşahhas dış politika hamlesiydi.”
(Devamı var; “Medine Sözleşmesi’nden İnsanlık Sözleşmesi’ne” devam edecek.)