Erbakan 100 Yaşında-7; Erbakan Hocamızı ve Cevat Özkaya’yı anma yazıları…

Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam…

Umran dergisi Ekim 2026/386. sayısı ‘Erbakan 100 Yaşında’ sayısı oldu...

“Yeni Küresel Düzenin Eşiğinde Adil Bir Düzen Kurmak Mümkün Müdür?” başlıklı Metin Alpaslan’ın yazısı da bu sayıda yayınlandı; önemine binaen paylaşıyorum…

***

MEVCUT DÜZEN BU KRİZLERİ ÇÖZEBİLECEK KAPASİTEYE SAHİP DEĞİL

Sadece kazanmaya odaklı sömürü çarkları devam ettikçe insanlığın kapitalist sistemin fesadından ve dünyadaki sarsıntılardan kurtulması mümkün değildir. İnsan tabiatındaki açgözlülük ve güç tutkusu ile kapitalist sistemin çarkları birbirini sürekli besleyen devasa bir mekanizmadır. Güç arzusu taşıyan insan, kapitalist sistemde sermayeyi ele geçirdiğinde kuralları kendi lehine değiştirmeye başlıyor. İnsanın içindeki en bencil dürtüleri büyütecek şekilde tasarlanan sistem ve kapitalizmin her ne pahasına olursa olsun sürekli büyüme mantığı, insan tabiatındaki açgözlülükle birleştiğinde bir tüketim çılgınlığı oluşturuyor.

Bu çark, adil paylaşımı sistemin devamının önünde bir engel görüyor. Günümüzde krizlerin bu denli sıklaşması, sistemin artık tamir edilemez şekilde yapısal bir iflas yaşadığını gösteriyor. Faizi ekonomik sistemin merkezine koyan sistem, paradan para kazanmayı üretimin önüne geçiriyor, servetin belirli ellerde toplanmasına yol açıyor. Borç mekanizmasıyla toplumları bağımlı hâle getirerek, ekonomik gücü siyasal güçle birleştiriyor. Dolayısıyla, hukuki ve entelektüel zemin kurulmadan atılacak her ekonomik veya siyasi adım, mevcut kapitalist düzenin bir taklidi ya da ona uydurulmuş bir kılıfı olmaktan öteye gidemiyor.

Nitekim bugün faizsiz iddiasıyla ortaya çıkan katılım bankalarının, yapısal olarak kapitalist bankalardan çok farklılaşamaması, arkalarında özgün ve güçlü bir hukuki-felsefi modelleme bulunmamasından kaynaklanmaktadır. Cari dünyada “faizsiz finans” veya “katılım bankacılığı” adı altında işleyen sistemlerin büyük bir kısmı, ne yazık ki kapitalist çarkların terminolojisini değiştirerek (faiz yerine kâr payı diyerek), kapitalist araçlara İslâmî kılıflar (sukuk, murabaha) uydurarak sisteme eklemlenmiş durumdadırlar.

Dünyaya cazip gelecek özgün, bağımsız ve tam teşekküllü bir makroekonomik model henüz tam anlamıyla sahaya yansıtılamamıştır.

İNSANLIK YENİ BİR SOSYAL SÖZLEŞMENİN EŞİĞİNDEDİR

Kapitalizm ve sosyalizm uygulamaları insanlığa adalet, mutluluk ve refah getirme konusunda başarısız olmuşlardır. Paradigma iflas etmiştir. Kapitalizm insanı sadece bir tüketiciye (homo economicus), sosyalizm ise üretim çarkının mekanik bir parçasına indirgediği için iki model de insan ruhunu, adaleti ve mutluluğu ıskalamıştır. Şu anda farklı jeopolitik dönemin eşiğindeki dünyada, insanlık tarihsel, kültürel ve felsefi bir çöküş yaşıyor. Batı medeniyetinin ve insanlığın zihninde “ilahi güç” inancı artık hayatı, ahlakı ve toplumu düzenleyen ana merkez olma özelliğini kaybetmiştir. Aydınlanma Çağı, bilim, teknolojik gelişmeler, rasyonalizm ve sanayileşme, insanı ve kâinatı açıklama konusunda dini devre dışı bırakmıştır. Dinin hayatın dışına itilmesi insan ruhunda devasa bir boşluk bıraktı. Hayatın temel dayanak noktası olan “ilahi hüküm” ortadan kalktığı için, onun üzerine inşa edilen tüm ahlaki değerler sistemi çökmüş, gerçek hayatın anlamı da yok olmuştur.

Krizler gerçekten insanlığın köklü değişimler yapması için hem birer uyarı işareti hem de doğum sancısıdır. Tarih, uluslararası sistemlerin genellikle büyük krizler, savaşlar veya büyük güç kaymaları sonrasında yeniden şekillendiğini göstermektedir. Yaşadığımız çoklu krizler çağı aynı zamanda değişimin gerçekleşmesi için bir fırsat sunmaktadır.

İnsanoğlu anlamsızlıktan, adaletsizlikten ve modern kölelikten yoruldu. Anlamsızlık içinde kaybolan insanlık bu çarkları kıracak çareler üretmediği takdirde, gelecekte çok daha büyük yıkımla karşılaşacaktır. Ya faziletin kazanacağı ya da yok olacağımız belirsiz bir geleceğe doğru yol alıyoruz! Tarihsel bir kırılma noktasındayız. (Devamı var.)