Her şey, AKP seçmenlerinin diline pelesenk olan “Çalıyorlar ama hizmet ediyorlar!” sözüyle başladı.
Peki, bu anlayışın “Zina ediyorlar ama gusül abdesti de alıyorlar!” demekten ne farkı var?
Bir yanlışın ardından yapılan doğru, o yanlışı ortadan kaldırır mı? Hizmet etmek, çalmayı meşru hâle getirir mi? Bir insanın yaptığı iyilikler, işlediği kötülüklerin üzerini örtebilir mi?
Ne yazık ki yıllardır bu anlayışla yanlışlar savunuldu, usulsüzlük iddiaları görmezden gelindi, kamu kaynakları üzerindeki tartışmalar hizmet söylemiyle geçiştirildi.
Ve bugün geldik fon skandallarına!
Ben fon işlerinden, borsadan, finans piyasalarının karmaşık hesaplarından anlamam. Zaten bugün sizlere ekonomik analiz yapacak da değilim.
Benim anlamaya çalıştığım çok daha basit bir mesele var:
Bu kadar büyük manipülasyon iddialarının, yaşanan mağduriyetlerin ve ortaya çıkan güven kaybının sorumlusu kim?
Gelin, elimizdeki açıklamalara birlikte bakalım.
Birincisi, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek.
5 Kasım 2025 tarihinde yayımlanan bir haberde, Bakan Şimşek’in şu sözleri dikkat çekiyor:
“Bazı fonlar üzerinden manipülasyonların yapıldığını biliyoruz, bu alanda da düzenleme ihtiyacının farkındayız.”
Dikkat edin! Bakan, şüpheleniyoruz demiyor. “Biliyoruz!” diyor.
Madem biliyordunuz, neden zamanında daha etkili tedbirler alınmadı?
Demek ki ortada ciddiye alınması gereken bir mesele vardı.
İkincisi, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz.
Maliye Bakanı’nın açıklamasından yaklaşık beş hafta sonra, 11 Aralık 2025 tarihinde yayımlanan bir haberde Cevdet Yılmaz’ın şu sözlerine yer veriliyor:
“Fonlara zarar verici bir durum asla söz konusu değil.”
Bir tarafta manipülasyon yapıldığını bildiğini söyleyen Maliye Bakanı, diğer tarafta fonlara zarar verici bir durum olmadığını ifade eden Cumhurbaşkanı Yardımcısı!
Üçüncüsü, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan.
Sayın Cumhurbaşkanı, ekonominin sorumluluğunu üstlendiğini defalarca ifade etti.
O hâlde sormak gerekiyor:
Maliye Bakanı’nın açıkça dile getirdiği manipülasyonlardan Cumhurbaşkanı’nın haberi var mıydı?
Haberi varsa, bu konuda hangi talimatları verdi? Hangi tedbirlerin alınmasını istedi?
Yoksa böylesine önemli bir mesele kendisine hiç iletilmedi mi?
İletilmediyse bu, devlet yönetimi açısından başlı başına vahim bir durumdur.
İletildiği hâlde yeterli önlem alınmadıysa bunun da siyasi sorumluluğu vardır.
Dördüncüsü ise “Çalıyorlar ama hizmet ediyorlar!” diyerek yanlışları normalleştiren seçmen anlayışı.
Belki de meselenin en düşündürücü tarafı burasıdır.
Bir toplumda hırsızlık iddiaları karşısında ilk tepki hesap sormak yerine yapılan hizmetleri hatırlatmak olursa, o toplumda hesap verme kültürü nasıl gelişecek?
Yolsuzluğa göz yummak, hizmeti hırsızlığın mazereti hâline getirmek değil midir?
“Zina ediyorlar ama gusül abdesti de alıyorlar!” anlayışıyla “Çalıyorlar ama hizmet ediyorlar!” anlayışı arasında ahlaki bakımdan ne fark var?
Gusül abdesti zinayı helal kılmadığı gibi, yapılan hizmetler de hırsızlığı meşru kılamaz!
Bir ülkenin yollarını, köprülerini, hastanelerini yapmak devletin görevidir. Bunları yapmak, hiç kimseye milletin malı üzerinde sınırsız tasarruf hakkı vermez.
Üstelik yapılan hizmetlerin bedelini de bu millet vergileriyle ödüyor.
Benim derdim herhangi bir fonun nasıl alınıp satıldığı değil.
Benim derdim, devletin en üst kademelerinde manipülasyon uyarıları yapılırken denetim ve hesap verme sorumluluğunun ne ölçüde yerine getirildiğidir.
Çünkü bir ülkede yetki sahibi olmak yalnızca başarıları sahiplenmek değildir. Yanlışların hesabını vermeyi de gerektirir.
Şimdi dört ihtimali yeniden önünüze koyuyorum:
Manipülasyonları bildiğini açıklayan Maliye Bakanı mı?
Beş hafta sonra fonlara zarar verici bir durum olmadığını söyleyen Cumhurbaşkanı Yardımcısı mı?
Ekonominin sorumluluğunu üstlenen Cumhurbaşkanı mı?
Yoksa yıllardır “Çalıyorlar ama hizmet ediyorlar!” diyerek yanlışlara göz yuman seçmen anlayışı mı?
Belki de mesele yalnızca bu dört ihtimalden birini seçmek değildir.
Asıl mesele, yanlışları yapanlarla yanlışlara göz yumanların oluşturduğu bu düzenin nasıl bu noktaya geldiğidir.
Ben fonlardan, borsadan anlamam.
Ama hırsızlığın hizmetle aklanamayacağını, devlet yönetiminde yetki varsa sorumluluğun da olması gerektiğini çok iyi bilirim.
Peki, bu fon krizinin siyasi ve idari sorumluluğu kime aittir?
Kararı siz değerli okuyucularıma bırakıyorum.


