Avrupa’nın farklı ülkelerinden gelen görüntüler, kıtanın geleceği konusunda ciddi endişeler doğuruyor.

Yanan otomobiller, tahrip edilen kamu binaları, polisle çatışan göstericiler ve giderek büyüyen toplumsal huzursuzluk…

19 Ekim 2026 tarihli Alman BILD gazetesi bu gelişmeleri çarpıcı bir manşetle duyuruyor:

“EUROPA BRENNT!” — “AVRUPA YANIYOR!”

Hemen altında ise şu soruyu soruyor:

“Şiddet bize de sıçrayacak mı?”

Gazetenin haberinde Fransa, Belçika, İtalya ve Arnavutluk’taki olaylara yer veriliyor. Paris’te yüz binlerce kişinin katıldığı gösteriler, yaralanan polisler, gözaltılar ve ateşe verilen binalar Avrupa’nın içinde bulunduğu gerilimi gözler önüne seriyor.

Ancak benim sormak istediğim başka bir soru var:

Avrupa yanıyor da bu yangını yıllardır kim körüklüyor?

Avrupa yalnızca sokaklarda mı yanıyor?

Bana göre Avrupa’daki yangın, otomobillerin ateşe verilmesinden çok önce başladı.

Bir tarafta giderek zenginleşen küçük bir kesim, diğer tarafta geçim sıkıntısıyla mücadele eden milyonlarca insan var.

Ev kiraları yükseliyor, hayat pahalılığı artıyor, gençler geleceklerinden endişe ediyor.

Peki, yıllardır Avrupa’yı yöneten siyasetçilerin bu tablodaki sorumluluğu nedir?

Her sorunun suçlusu göçmenler mi?

Avrupa’da toplumsal huzursuzluklar yaşandığında tartışmaların merkezine çoğu zaman göçmenler yerleştiriliyor.

Elbette herkes yaşadığı ülkenin kanunlarına uymalıdır.

Ancak ekonomiyi, eğitimi, konut ve göç politikalarını belirleyenler göçmenler değil, hükûmetlerdir.

Avrupa’nın fabrikalarında, madenlerinde, hastanelerinde ve inşaatlarında çalışan milyonlarca göçmenin bu ülkelerin kalkınmasına yaptığı katkılar neden unutuluyor?

İş gücüne ihtiyaç duyulduğunda göçmenler aranıyor, sorunlar büyüdüğünde ise suçlu olarak yine göçmenler gösteriliyor!

Savaşları körükleyen Avrupa barışı nasıl sağlayacak?

Avrupa’nın yalnızca iç politikalarını değil, dış politikalarını da sorgulaması gerekiyor.

Afrika, Asya ve Orta Doğu’da yaşanan savaşlarda sömürgeciliğin, dış müdahalelerin ve uluslararası çıkar mücadelelerinin etkileri unutulmamalıdır.

Bugün de savaşlarda arabuluculuk yapmak yerine taraf tutan, sivillerin öldürüldüğü çatışmalarda silah ve para yardımlarını sürdüren ülkeler var.

Gazze’de binlerce sivil hayatını kaybederken İsrail’e verilen askerî destekler bunun en tartışmalı örneklerinden biridir.

Savaşlar milyonlarca insanı yerinden ediyor. İnsanlar Avrupa’ya sığındığında ise aynı ülkeler göçmen sorunundan şikâyet ediyor.

Savaşların sonuçlarından şikâyet edenler, o savaşlar karşısındaki kendi politikalarını neden sorgulamıyor?

Avrupa kendi çıkarlarını mı, ABD’nin çıkarlarını mı savunuyor?

Ukrayna savaşı Avrupa’nın dış politikasındaki çelişkileri açıkça ortaya koyuyor.

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısının sorumluluğu Rus yönetimine aittir. Ancak Avrupa, güçlü bir arabuluculuk rolü üstlenmek yerine askerî ve mali destekle savaşın taraflarından biri hâline geldi.

Özellikle Almanya, yıllarca Rus enerjisine bağımlıydı.

Yaptırımlar ve enerji krizinin sonuçlarını sanayiciler, işletmeler ve vatandaşlar ağır biçimde hissetti.

Şimdi ise ABD’nin Rusya ile enerji ticaretinde esneklik aradığına ilişkin gelişmeler tartışılıyor.

9 Ekim 2026’da gündeme gelen dizel tedariki ve yaptırım muafiyeti tartışmaları da bu çelişkiyi yeniden gündeme taşıdı.

ABD kendi çıkarları için Rusya ile anlaşma yolları ararken Avrupa neden ekonomik bedel ödemeye devam ediyor?

Avrupa’nın Ukrayna halkına yardım etmesine değil, barış için yeterince güçlü diplomatik girişimlerde bulunamamasına itiraz ediyorum.

Yangının gerçek sorumluları kim?

BILD gazetesi, “Şiddet Almanya’ya da sıçrayacak mı?” diye soruyor.

Ben ise Avrupa’yı yönetenlere soruyorum:

Yıllardır büyüyen gelir adaletsizliğinin, yanlış ekonomik politikaların, toplumsal kutuplaşmanın ve savaşların ağır sonuçlarının hesabını kim verecek?

Whatsapp Image 2026 10 19 At 18.47.52

Avrupa, başkalarının çıkarlarına göre hareket etmek yerine kendi halkının huzurunu, refahını ve geleceğini düşünmelidir.

Çünkü yanan otomobiller söndürülebilir, tahrip edilen binalar yeniden yapılabilir.

Ama toplumun adalet duygusu, güveni ve birlikte yaşama iradesi yıkıldığında bunları yeniden inşa etmek çok daha zordur.

Avrupa’daki yangını söndürmek isteyenler, önce bu yangını körükleyen politikalarla yüzleşmelidir!