Bugünkü köşe yazımda siyasetin, ekonominin ve günlük tartışmaların biraz dışına çıkarak bilim dünyasından son derece dikkat çekici bir gelişmeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Alman BILD gazetesinin 16 Ekim 2026 tarihinde gündeme taşıdığı bir haber, hem ilgimi çekti hem de beni düşündürdü.

Üzerinde yaşadığımız, her gün dönüp duran ama hareketini hiç hissetmediğimiz Dünya’mızın son yıllarda zaman zaman normalden daha hızlı döndüğünü biliyor muydunuz?

Üstelik bu küçük değişiklikler, insanlığın geliştirdiği en hassas teknolojik sistemleri bile etkileyebiliyor.

Gelin, önce bu ilginç bilimsel gelişmeye, ardından da bize düşündürdüklerine birlikte bakalım.

BILD gazetesindeki haberin başlığı şöyle:

“Dünyamız neden aniden daha hızlı dönüyor?”

Hemen altında ise daha da dikkat çekici bir ifade yer alıyor:

“Artık saniye uygulaması kaldırılıyor!”

İlk bakışta sıradan bir bilim haberi gibi görülebilir. Ancak haberi dikkatlice okuduğumuzda, üzerinde yaşadığımız Dünya’nın hareketleri ve insanoğlunun kurduğu teknolojik düzen hakkında düşündürücü gerçeklerle karşılaşıyoruz.

Meğer üzerinde yaşadığımız Dünya, son yıllarda kendi ekseni etrafında zaman zaman alışılmışın dışında bir hızla dönüyormuş!

Üstelik bu durum yalnızca bilim insanlarını ilgilendiren bir mesele de değil.

Dünya’nın dönüşündeki milisaniyelik değişiklikler bile modern teknolojinin işleyişinde önemli sonuçlar doğurabiliyor.

Düşünebiliyor musunuz?

Milyarlarca insanın üzerinde yaşadığı, şehirler kurduğu, savaşlar yaptığı, sınırlar çizdiği, uğruna servetler ve iktidarlar biriktirdiği Dünya’nın dönüşündeki küçücük bir değişiklik, insanlığın en gelişmiş sistemlerini bile zorlayabiliyor.

İnsanlık uzaya araç gönderiyor, başka gezegenlerde hayat arıyor, yapay zekâ geliştiriyor ama üzerinde yaşadığı Dünya’nın dönüşünü kontrol edemiyor!

BILD gazetesinin haberine göre, 5 Temmuz 2024 tarihinde Dünya kendi ekseni etrafındaki günlük dönüşünü 24 saatten yaklaşık 1,66 milisaniye daha kısa sürede tamamladı.

Bu farkı günlük hayatımızda hissetmemiz mümkün değil.

Ancak atom saatleri, uydu sistemleri, uluslararası iletişim ağları ve finans işlemleri açısından zamanın en küçük parçaları bile büyük önem taşıyor.

1972 yılından bu yana Dünya’nın dönüşüyle atom saatleri arasındaki uyumu sağlamak amacıyla 27 kez artık saniye eklendi.

Sonuncusu 2016 yılının sonunda gerçekleşti.

O yılın son dakikası 60 saniye yerine 61 saniye sürdü.

Şimdi ise bilim dünyası bu uygulamadan vazgeçme yoluna gidiyor.

Çünkü zaman ölçümünü düzeltmek için yapılan bir saniyelik müdahale bile bilgisayar sistemlerinde beklenmedik sorunlara neden olabiliyor.

Ne büyük bir çelişki değil mi?

İnsanoğlu saniyenin milyarda birini hesaplayabilecek teknolojiye ulaştı ama bazen bir saniyelik değişikliğin ortaya çıkaracağı sorunlarla uğraşmak zorunda kalıyor.

Burada üzerinde durmamız gereken başka bir mesele daha var.

Bilim insanları Dünya’nın dönüş hızındaki değişimlerin nedenlerini araştırırken gezegenimizin iç yapısındaki hareketlerin, okyanusların, atmosferin, Ay’ın ve Güneş’in etkilerini inceliyor.

Yani üzerinde yaşadığımız Dünya, sandığımız gibi değişmez bir hızla hareket etmiyor.

Kendi doğal dinamikleri var.

Bazen hızlanıyor, bazen yavaşlıyor.

Milyonlarca yıldır devam eden bu hareketler karşısında insanoğlunun bütün teknolojik gücü sınırlı kalıyor.

Peki biz ne yapıyoruz?

Dünya’nın bütün kaynakları elimizin altındaymış gibi davranıyoruz.

Ormanları yok ediyoruz.

Denizleri kirletiyoruz.

Doğanın dengesini bozuyoruz.

Şehirleri beton yığınlarına dönüştürüyoruz.

Sonra da yaşadığımız felaketler karşısında şaşkınlığa uğruyoruz.

Elbette Dünya’nın dönüş hızındaki bu küçük değişimleri doğrudan çevre kirliliğine veya betonlaşmaya bağlamak bilimsel açıdan doğru olmaz.

Ancak bu haberin bize hatırlattığı çok önemli bir gerçek var:

İnsanlık, üzerinde yaşadığı gezegenin sahibi değil, misafiridir!

Dünya’nın hareketlerini ölçebiliyoruz ama istediğimiz gibi değiştiremiyoruz.

Depremlerin nerede ve ne zaman meydana geleceğini kesin olarak bilemiyoruz.

Doğanın bütün sırlarını çözebilmiş değiliz.

Buna rağmen insanlık, sanki her şeye hükmedebilecekmiş gibi hareket etmeye devam ediyor.

Beni asıl düşündüren de budur.

Bilim ilerledikçe yalnızca gücümüzün değil, bilmediklerimizin de farkına varmamız gerekmiyor mu?

Bugün bilim insanları Dünya’nın dönüşündeki milisaniyelik değişiklikleri tartışıyor.

Uluslararası kurumlar, dünya saatlerinin nasıl düzenleneceğine ilişkin kararlar alıyor.

Bir saniyenin eklenmesi veya çıkarılması bile dünya çapında değerlendirmeler gerektiriyor.

Fakat milyarlarca insanın geleceğini ilgilendiren çevre sorunlarında, savaşlarda ve doğal kaynakların korunmasında aynı ortak iradeyi gösterebiliyor muyuz?

İşte asıl sorgulamamız gereken meselelerden biri de budur.

Dünya’nın dönüşünü durduramayız.

Hızını istediğimiz gibi ayarlayamayız.

Ama üzerinde yaşadığımız gezegene nasıl davranacağımıza karar verebiliriz.

Son olarak şunu sormak istiyorum:

Dünya’nın dönüşündeki bir milisaniyelik değişikliği bile hesaplayan insanlık, kendi elleriyle dünyaya verdiği zararların hesabını ne zaman yapacak?

Belki de bu haberden çıkaracağımız en önemli ders şudur:

Dünya’nın hızlanmasından önce, insanlığın nereye doğru gittiğini sorgulamamız gerekiyor!