Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.
Her insan ve canlı, ölmek için yaşar. Ölüm; insan için yok olmak değil, ölümlü dünyadan ebedi hayata göç etmektir. Gerçekte dirilmektir, hayat bulmaktır. Dünya hayatında İslam’la diri olabilenler, ölümle daha bir diriliğe kavuşur. Dünyada ölü olanlar ise ölmekle acı bir dirilmeyi tadarlar. Hayatın da ölümün de yaratanı Allah’tır. Ölümün hikmetini doğru anlamak, İslam’ca bir hayat yaşamak için önemlidir. İnsanın hayatı nasıl anlamlandırdığı, her şeyden önce ölümü nasıl anladığına bağlıdır. Eğer siz, ölümü bir bitiş ve yok olma şeklinde anlarsanız, hayatı İslamsız, ölü olarak yaşarsınız. Ama ölümü bir diriliş olarak anlarsanız, o zaman hayatı İslam’ca yaşarsınız. Herhangi bir şey yapmadan önce, onun hesabını yapar, hesaba çekileceğiniz bilinciyle hesaplı ve ölçülü davranırsınız. İnsana emredilen son görev, Müslüman olarak ölmektir. Ve ölüm, bir nimettir.
NASIL BİR ÖLÜM?
Mademki ölüm var, ölümden kaçış yok; öyleyse nasıl ölümle ölmek bize daha kolay, daha güzel gelir? Kutlu vaat ve acı gerçek şudur: “Nasıl yaşarsanız, öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz öyle haşrolunursunuz.” İslam’dan habersiz olarak yaşarsanız kâfir ölürsünüz. Allah’ın ilahlığında ona ortak ilahlar edinir, kendi zanlarınızı vahyin yerine koyar, din ve düzen edinirseniz müşrik olarak ölürsünüz. Zahiren Müslüman, gerçekte inkârcı ve müşrik olursanız, münafık olarak ölürsünüz. Ya da İslam’ca düşünür ve yaşarsanız, Müslüman ve mümin olarak ölürsünüz. Al-i İmran 102: “Ey iman edenler; Allah’tan gereği gibi ittika edin ve ancak Müslümanlar olarak ölün.” Kimin yolunda, hangi gaye uğruna yaşanılırsa, o amaç için ölüm gelecektir. Allah yolunda, O’nun rızası doğrultusunda yaşayanlar, elbet O'nun yolunda ve O'nun istediği gibi öleceklerdir.
ÖLÜM, BAŞLANGIÇTIR
Ölümü, yok oluş, bitiş ve neticesiz olarak gören insan, hayatın manasından da uzaktır. Onun için hayat, tesadüfler oyuncağıdır, kabir karanlıklara açılan bir kapı, ecel bütün sevdiklerinden bir daha kavuşmamak üzere bir ayrılıştır. Bunun için ahirete inanmayan kimsenin ruhu acı ve ıstırap içindedir, dehşet ve vahşet içindedir. Böyle bir insana hangi şey teselli verebilir? Cansız ve şuursuz cisimlerin bir zerresi bile kaybolmaz iken ve dağılan yıldızların atomlarından yeniden bir başka yıldız yaratılırken, büyük emanete talip, yeryüzünün halifesi insanın ölümden sonra bir avuç toprak olacağını düşünmek, derin bir nasipsizliktir. O, ölümünün ardından, sahip olduğu nimetlerden, yüklendiği emanetten hesaba çekilecek, mükâfat veya ceza için cennet ya da cehenneme gönderilecektir. Ölmemenin tek çaresi, doğmamaktır. Ama canlı cenaze şeklinde, hayat süren leş gibi yaşamanın tercih edilebildiği gibi, güzel ölümden sonra çok güzel bir hayata terfi etmek de mümkündür. Haşr 18: “Ey iman edenler; Allah’tan ittika edin ve kişi yarın için önden ne gönderdiğine baksın. Allah'tan ittika edin. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” Yolculuğa hazır mıyız? Yanımızda götürebileceğimiz ne var? Asıl önemli olan budur. Dünkü yediğimiz çok lezzetli yiyeceklerin veya zevkli saatlerin bugüne bir faydası yoktur. Yarına kalacak olan da sadece sevaplar veya günahlardır. Dünya bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Ahiret ise daha hayırlı ve devamlıdır.
HAZIR OLMAK
Allah’ın dışında tüm canlılar için ölümün kaçınılmaz bir gerçek olduğunu unutmamak ve ölüme hazırlıklı olmak her insanın gayreti ve özelliği olmalıdır. Ölümü anmak ve hazırlıklı bulunmak Müslüman olarak ölmek isteyen her mümin için gereklidir. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Lezzetleri yok eden ölümü çok anın.” Başka bir hadiste, kabir içinde olanların hatırlanması istenir: “Ölümü ve öldükten sonra kemiklerin ve cesedin çürümesini hatırlayın. Ahiret hayatını isteyen dünya hayatının süsünü terk eder.” Müminlerin en akıllısı; ölümü en çok hatırlayan ve ölümden sonrası için en iyi hazırlığı yapanlardır. Ölümle ilgili küfür sözlerinden de cehennemden korkar gibi sakınmak gerektiğini unutmamalıyız. Ölümle başlayan ebedi ahiret hayatını dünya görüşünün merkezine alamayan her insanın ufku, sadece bu geçici âlemle sınırlıdır. Ölümü düşünmek, hatırlamak istemez. Yatırımını sadece dünyaya yapar, mutluluğu salt dünyevi ölçülere göre tanımlar. Müslüman, hayata tevhit penceresinden bakmak zorundadır. Böylece Müslüman ölümden korkmaz; sadece ona hazır olur. Ölüme hazır olmaya çalışanlar; hayatı iman ve cihat olarak görenlerdir. Namaz dinin direği, cihat ise zirvesidir.
ÖLÜMÜ GÜZELLEŞTİRMEK
Hayatı güzelleştirmek istiyorsak, ölümü güzelleştirmek, ölüm ötesi güzelliklere lâyık hayat sürmek gerektiğini unutmamalıyız. Ölmeden evvel ölmeye çalışmalı ama öldükten sonra yaşamanın sırrını bulmaya gayret etmeliyiz. Ölümü ancak bu iki şekilde öldürebiliriz. Ölümün korkusu, ölmenin kendisinden çok daha beterdir. Ölümü bu iki şekilden biriyle öldüren bir gün ölür. Ölümden korkup kaçmaya çalışan ise her gün ölür. Ahiret yanında dünya bir gün kadar kısadır. Hesaba çekilmeden önce kendimizi hesaba çekmek için geceler büyük fırsattır. Gündüzü dünya hayatının, geceyi ölümün, yatağı kabrin karşılığı kabul ederek her yatağa girdiğimizde, günlük amel defterimizin kâr ve zarar hanelerini önce kendimiz değerlendirmeli, zararımız fazla ise onu tövbe ve gözyaşı silgisiyle silmeli ve daha hatasız hayat için kararlar alıp eyleme geçirmeliyiz. Yeniden bir dirilişi yaşayacağımız ertesi günü, önceki günden daha güzel yapma gayreti içinde olmalıyız. Her gün ve her gece, namaz sonlarında, işimizin arasında, her fırsatta; tefekkür edelim, özellikle ölümü, dirilişi, kıyameti, mahşeri, cenneti, cehennemi, günahlarımızı, Allah’ın nimetlerine teşekkürdeki kusurlarımızı derin derin düşünmeliyiz. Millî Görüş; ölümü iman ve cihat ile güzelleştirmek isteyenlerin yoludur.
Selam hidayete tabi olanlara…