“Kıymetli kardeşim Mesut Beyefendiye geliyorum. Şimdi ben Mesut Beyefendiden, bizim daha önce yapmaya çalıştığımız gibi, ne derece başarılı olduk, bunun takdiri Meclis’e aittir; yapıcı bir muhalefet ortaya koyacaklarını bekliyordum.
Hemen şunu ifade edeyim ki, sol partilerin muhalefette kalmasını saygıyla karşıladım. Çünkü onların ürettikleri alternatif görüşler inşaallah bizim daha iyi hareketimize vesile olacaktır.
Demokrasilerde muhalefet de en az iktidar kadar şerefli bir hizmettir. Sol partiler biz muhalefet yapalım dediler, kendilerine teşekkür ediyor, saygıyla anıyorum.
Şimdi söyleyeceğim şeyleri lütfen kardeşane bir şekilde dinlemenizi rica edeceğim!”
Milli Görüş destanlarından sayılan bu hitabı, T.C.’nin efsane Başbakanı rahmetli Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Refahyol Hükümetinin güvenoyu oylamasında yapmıştı.
İktidarın ve muhalefetin vazifelerinin ne olduğunu nazik, latif ve medeni bir üslupla, tutanaklara yazdıran rahmetli Erbakan Hoca’mızın bu hitabının videosu sosyal medya paylaşım alanlarında dinlenme rekoru kırmaktadır. Çünkü doğru siyaset budur, böyle ifadelerde maksat hasıl olur.
Uymama, başka türlü olma, aksini savunma; iktidarı elinde bulunduranların izlediği politikaları denetleme ve eleştirme anlamındaki muhalefeti önemseyen ve rahmetli Hoca’mızın ifadesindeki gibi “Şerefli” sayan ve bilen siyasetçiler tarihe isim bırakanlardır.
Merhum Demirel’, “İktidar her zaman vardır, önemli olan muhalefettir” tespitini de TV tartışmalarında hep duyurmuştur.
Basın mensuplarının muhalefetini isteyen bir İsmet İnönü örnekliğini, tanık olan bir gazetecinin yazdıklarında okumuş ve biz de bu sütunlarda aktarmıştık. O gazetecinin dilinden tekrarlıyoruz o anıyı.
“14 Mayıs seçimlerindeki CHP hezimetinden sonra, İsmet Paşa Ulus Gazetesi’ni ziyaret edecek, dediler. Herkeste bir telaş. Sorumlu arkadaş, çalışanların parti üyesi olmalarını istedi; sorulduğunda mahcup olmayalım gerekçesiyle. Biz iki arkadaş hayır, dedik ve üye olmadık.
İsmet Paşa geldi, muhabbetin sonunda, arkadaşlar partimizin üyesi mi diye sordu. Evet’lerden sonra,biz iki arkadaş hayır, cevabın verince, memnuniyet belirdi yüzünde. Bize döndü ve siz ikiniz bizim yanlışlarımızı, eksiklerimizi yazabilirsiniz, üye arkadaşlardan farklı olduğunuzdan dolayı bize muhalefet edebilirsiniz, dedi.
Muhalefete düştüğünde muhalefet isteyen bu İsmet İnönü tavrının benzerini, Menderes iktidarının Meclis Başkan Vekili Tevfik İleri, 1955’te yazdırmış gazetelere.
“Bize yanıldığımız zaman doğru yolu gösterecek eli, öpüp alnımıza koymaya hazırız. Fakat nerede o muhalefet? Beş seneden beri hasretini çekiyoruz.”
27 Mayıs’a giden yolda, DP’nin yandaşı gazetecilik örneği de var:
Gayri resmi sözcü diye anılan “Yeni Cephe” adındaki haftalık gazete, “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” vezninde bir haber yazmış.
“Diktatörleri sevmeyiz, fakat vatanın refah ve saadeti için çalışan otorite sahibi şahsiyetleri candan alkışlarız!”
“Mısır’da milli kalkınmayı köstekleyen demagoglara asla tesadüf edilmemektedir. Çünkü onları bekleyen var: Sehpa ve zindan.”
Mısır’ın hakim yöneticisi Abdülnasır’ın anlatıldığı “yandaş gazete”nin ihtilal planlayıcılarına hizmetini fark eden DP’liler de vardı o günlerde; fakat, “Muhalefetin meş’um bir iktisadi ve mali suikastı karşısındayız. Vatanperver bir nuhalefetin tenkitleri ile asla alakası olmayan bu hücumlar ve tahrikler müsamaha ile karşılanamaz” savunmalarını duyunca parti yöneticisi ve sözcüsü yetkililerden, sustular!
“Çok tel kırılır sine-i kanun-ı cihanda,
Na-ehline mızrab-ı tasarruf verilirse.”
GÖZLERİNDE YAŞ VAR, NE ZAMAN AĞLADI?
ELLER FON FON OLMUŞ, KİM KİME DAYANDI?
“Sen geceleri teheccüde kalkıyor olabilirsin. Tesbihin aşınmış olabilir. Sakalın, sarığın, cübben yerli yerinde olabilir. Ama bütün bu dindarlığın sadece seni kurtarıyorsa, ümmeti kurtarmıyorsa eksiktir. Çünkü İslam sadece seccadede yaşanan bir din değildir. İslam bir nizamdır. Çarşıya hakim değilse, borsaya hakim değilse, Birleşmiş Milletler’e, NATO’ya, faize hakim değilse, senin camideki hakimiyetinin ne faydası var?”
Rahmetli Erbakan Hoca’mızın otuz yıl önce yaptığı ve sosyal medyada çok paylaşılan bir konuşmasından aldık bu cümleleri.
“Biz seccadelerini göz yaşlarıyla ıslatanların partisiyiz!”
Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yakınlarda duyurduğu savunma cümlesi de böyle.
“Fon meşhurları” listesini oluşturanlar da dahil mi, gibi polemik sorularına yol açmaya niyetimiz yok.
“Önce ahlak ve maneviyat” ilkesiyle siyasete başlanan Milli Görüş davasından gömlek çıkararak vazgeçenlerimiz, acaba kimin, hangi siyasi oluşumun gömleğini tercih etmişlerdi sorusuna, bir cevap bulmamızla ilgilidir durum.
50’li yılların bir haberidir vesikamız. Bahse konu kurumun, günümüzdeki “Fon” krizi dolayısıyla çok anılmasının, tarafımızca istenen bir hal olmadığı da bilinsin.
Haber şu: “Meclis’te Diyanet İşleri Bütçesi müzakere edilirken Ankara milletvekillerinden Ömer Bilen söz almış ve buyurmuş: Biz Müslümanız, Müslüman olarak kalacağız. Sabahla kalkıp Allah-u Ekber demek kolay mıdır?”
BİR VARMIŞ, BİR YOKMUŞ.
Fon listesinde olanları açıklamıyorsunuz, bari olmayanları açıklayın diyorlar!
Bir tanesi açıklanmıştı.İstifası kabul edilen bakanın yerine gelen, benim babam değil demişti.
Yetmez mi?
KASIM AYI GELENDE, BİZ BİR ANI YAYINLARIZ!
“Atatürk, Anadolu’ ya yeni geçmiş... Bir madam Fransa varmış o zamanlar... İnanmış Atatürk’e! Fabrikası varmış, hanı, külhanı varmış, hepsini satmış mücadele uğruna!
Mücadele kazanılmış. Madam Fransa parasız pulsuz hayatına devam etmiș! Bir gün Atatürk’e gelmişler, halini anlatmışlar ve onun için bir şeyler yapmasını rica etmişler:
— O her şeyi İstiklâl mücadelesi için verdi, demişler.
Atatürk, büyük cevaplarından birini vermiş:
— Ee şehitler, o hayatlarını verenler, onlar da her şeylerini verdiler. Onlara ne yapabiliyoruz? İlle karşılıkla mı yapılır yapılan?...”
(Eylül 1965-Nimet Arzık)