Evinizde bir pis koku olsa, hemen kokunun geldiği yere doğru gidilir, bulunur, ölmüş ve birkaç günde şişmiş ve çürümeye başlamış, üzerinde kurtçuklar türemiş fare ölüsü olduğu anlaşılmıştır

Bu tasvir/betimlemeden ben hoşlanmadım, hiç böyle şeyleri kullanmamıştım özür dilerim ama İslam’ın kesin haram dediği bir şey, makam, servet, şehvet ve şöhretten herhangi birisi haram yollarla elde edilmişse, işte o haram, farenin kokmuş şeklinden daha fazla zararlıdır kişiye.

“Fare ölüsü” kelimesinden ve ölüsünden ne kadar iğreniyorsak herhangi bir haramdan da fare ölüsünden daha fazla iğrenmemiz gerekir.

Bu haramları işleyenlere kızmak yerine, acıyıp bataklıktan kurtulması için ip, sandal, helikopter, ambulans yerine geçecek telkinler sunmamız gerekirdi.

Rabbimiz bize İslam’ın tarif ettiği imana sahip olanların İslam’a aykırı olan her şeyden tiksineceğini şöyle haber verir:

“Bilin ki, Allah'ın Rasülü içinizdedir. Eğer birçok işte, o size itaat etseydi sıkıntıya düşerdiniz. Ancak Allah size imanı sevdirdi ve onu gönüllerinizde süsledi. İnkârı, fasıklığı ve isyanı size kötü gösterdi. İşte onlar, doğru yolu bulanların ta kendileridir.” (Hucürat Süresi ayet 49/7)

Servet, saltanat, şehvet ve şöhret…

İmtihan sorularımızın en zor olanlarındandırlar.

Hazreti Adem’in çocuklarında başlayan bu savaş hâlâ ailelerde, kabilelerde, devletlerde… devam etmekte.

İnsanda nefis oldukça, gökten yağmur indikçe, yerden mahsul bittikçe, denizden inci çıktıkça bütün bunları yönetecek makam oldukça kıyamete kadar devam edecektir.

Ancak evreni/kâinatı ve insanı yaratan Rabbimiz, gönderdiği peygamberlerle yoldan çıkanları sırat-ı müstekıyme çağırmak için peygamberler göndererek yan yollardan yan yan giden insanlara doğru yolu göstermiş.

“Asr-ı Saadet” diye adlandırılan Sevgili Peygamberimiz’in 23 yıllık peygamberlik döneminden önceki halini Mehmet Akif Ersoy merhum “BİR GECE” başlığı altında:

“Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;

Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!”

O sırtlanlara taş çıkartan insanları sözleri ve yaptıklarıyla hâlâ anılan veliler, kahramanlar, mücahitler haline dönüştürmüşler de arkadan gelen nesil, o 23 yıllık döneme “Asr-ı Saadet” demişler.

Onları o hale getiren Kur’an ve o Kur’an’ın nasıl anlaşılacağını ve nasıl uygulanacağını bize gösteren Sevgili Peygamberimiz’in sünneti, hadis kitaplarımızda.

Okunursa “Asr-ı Saadet’in” aynısı olur mu?

Olmaz, olmadığının delili, sahabe sayısından fazla Türkiye’de hafızımız var.

Bu cümle sakın yanlış anlaşılmasın.
Halen ben, “Hafızım” diyen biriyle karşılaştığımda ne olursa olsun, nasıl olursa olsun, kalbinde taşıdığına saygımı sunmaya çalışırım.

Neden? Hiçbir şey yapmasa bile, Kur’an-i Kerim’i gelecek nesillere taşıma görevini yaptığı için sever ve sayarım.

Evime aynı anda bir hafızla kendisini dünyanın kralı sayan adam gelseler baş köşeye hafızı oturturum.

Ahlak dersleriyle, din dersleri öğretmenlerinin üzerinde öğrettiklerinden bir eser/iz bulunmazsa hiçbir faydası yok demektir.

Sevgili Peygamberimiz:

“… Allah’ım, faydasız ilimden, Senden ürpermeyen/korkmaya kalpten, doymayan nefisten, kabul edilmeyen duadan Sana sığınırım” buyurmuş. (Müslim, Sahih, K. Zikr, bab 18)

Sevgili Peygamberimiz:

“Biz peygamberler topluluğu, miras bırakmayız, geride kalanlarımız da sadakadır.” (İbni Kesir ve Beğavi tefsirlerinde Meryem Süresi 6. ayetinin tefsirinde)

“Bize vâris olunmaz. (Biz miras bırakmayız) Bizim geriye bıraktıklarımız sadakadır” buyurmuş. (Buhari, Sahih, K.İ’tisam, bab 5, Humus 1, Müslim, Cihad 49, Ebu davud, İmarat 19)

Bu hadise dayanarak Hazreti Ebubekir emir’ul-mü’minin seçilince Sevgili Peygamberimiz’e ait olan Fedek hurmalığını, Hazreti Fatıma ve diğer vârislerine vermemiş ve hazineye kaydetmişti. Allah, onların hepsinden razı olsun.

Test:

Haramileri gördüğünüzde imreniyor musunuz, yoksa iğreniyor musunuz?

Yoksa yükseğe asılmış veya şeffaf buzdolabına konulmuş ciğere ulaşamayacağını anlayan kedinin uğraşmaktan vazgeçerken “Ciğer de murdarmış” dediği gibi mi iğreniyoruz deyip kendimi de tenkidin içine alayım.