Önce bir soru ile makalemize başlayalım: Devlet nedir? Bir tarife göre devlet; siyasi ve merkezi bir teşkilata sahip olan bir toprak parçası üzerindeki insan topluluğu, kuvvet, kudret, hâkimiyettir. Bir başka ifade ile bir kanun altında toplanıp birleşen ve bu kanunu icraya memur bir hükümete tabi olup, adet ve hissiyatı ve umumi menfaatleri bir olmak cihetiyle milli vahdet heyeti teşkil eden fertlere denilir.
İyi bir devlet, adil bir devlet nasıl olmalı, cai sualdir. Nitekim adaletin hükümran olmadığı yerde, insanların akıl sağlığı bozulur. Adaletsizlik insanın ve toplumun iç huzurunu kemiren bir zehirdir. Adil olmayan, bozulmuş bir devlette en kârlı iş, makam ve mevkilere ehil olmayan insanları taşımaktır. En hızlı zenginleşenler de makamlara taşınanlardır. Zira bunlar halkın sırtından geçinmeye başlarlar.
Bir ülkede cehalet ve biat birleştiğinde, kölelik bir nevi meslek haline gelir. Denir ki; “Allah kimseyi yanlışı savunacak kadar cahil, doğruyu inkâr edecek kadar nankör yapmasın.” Biz de aynı niyazdayız. Bu perişanlığı sadece yöneticilere yüklemek doğru değildir. Çünkü devletin başına gelen yöneticiler, o toplumun değerlerinden doğar.
Eğer bir toplum dürüstlüğü ödüllendiriyorsa, dürüst olan insanları yükseltir. Eğer bir toplum çıkarı, yanlış yapanı ödüllendiriyorsa, o zaman da vurguncuları, çıkarcıları, yanlış yapanları yükseltir. Onun için; “Siz ne haldeyseniz (neye layıksanız) o şekilde idare olunursunuz” buyrulmuştur.
Eğer bir ülkede adalet siyasallaşıyorsa ve korkuya teslim oluyorsa, o zaman korku üretenler güç kazanır, insanlar çözümü güçlü liderlerde arar. Bu yanlıştır. Zira tahta çıkanlar, gökte oldukları zannıyla oradan asla inmek istemezler.
Merhum Erbakan; “Hâkim devlet değil, hâdim devlet” ilkesini boşuna zikretmemiştir. Çünkü asıl olan milletin kendisidir. Devlet, sadece millete hizmet için vardır. Bu sebeple Şeyh Edebâli; “Oğul! İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın” buyurmuştur.
Devlet adamı adil olmalı ve devletin hizmetkârı olduğunu unutmamalıdır. Malum, makamlar sadece içinde bulunan kişiyi ortaya çıkarır. Güç, karakter yaratmaz, karakteri görünür kılar. İnsanın içinde ne varsa onu büyütür. Kibir varsa onu büyütür, açgözlülük varsa onu büyütür, vicdan varsa onu büyütür.
İmam Gazzâlî'ye göre; “Halkın bozulması devlet adamlarının yüzünden, devlet adamlarının bozulması da âlimlerin (aydınların) yüzündendir.”
İnsanlar adaletin mahkemelerde başladığını sanır. Oysa adalet, ehil olanın, ehil olduğu yere gelmesidir. Onun için devlet, ehil ve erdemli kişilerin omuzlarında payidar olur.
Unutmamak gerekir ki, devletin görevi, insanları kontrol etmek değil, insanların her konuda gelişebileceği ortamı oluşturmaktır. Yüksek sesle insanları susturmak da değildir. Korku salmadan idare edebilmektir. Ötekileştirmeden toplumu birleştirmektir. İnsanlar korku altında yaşadığında, sorgulamayı bırakır, biat eder hale gelir.
Hemen belirtelim ki, devleti yıkmanın en kestirme yolu, bürokrasiye politikayı sokmaktır. Ayrıca devlet, lüks, saltanat, fakirlik yüzünden, ehil olmayanlara makam vermekten yıkılır. Ama çöküş, sadece ekonomik sıkıntıdan, ordunun tutumundan, saraylardaki şatafattan başlamaz. İnsanların hedefsizliğinden başlar. Zira bir toplumun gerçek gücü parasından değil, ordusundan değil, teknolojisinden değil, vicdanından ileri gelir. Vicdanı nasırlaşmış insanlardan hayır gelmez. Böyle insanların idareci olması toplumun gücünü yok eder ve felaketlere sebebiyet verir.
İlâhî sistemin gözünde bir devletin büyüklüğü, en güçlü insanına verdiği değerle değil, en zayıf insanına gösterdiği adaletle ölçülür. Onun için devletin bekası, adaletle kaimdir.
Neticede güçlü bir devlet için, merhum şairimiz Abdurrahim Karakoç'un dediği gibi:
Allah'ım, sen bizi iki dünyada
Kör şeytana uyanlardan ayrı tut.
…
Katma bizi nursuzların içine
Hele hele arsızların içine
Dâhil etme hırsızların içine
Memleketi soyanlardan ayrı tut.
Rahman ve Rahim,
Kadir ve Muktedir,
Gaffar ve Settar olan Allah’a emanet olunuz.
“Ya Rabbi bu haftayı bize hayırlı ve bereketli kıl. Hayırlara yakın, şerlere uzak eyle.”
Selam doğru yola uyanlara olsun. (Taha/47).