Yıllardır yaşananları, verilen sözleri, yapılan açıklamaları ve sonrasında atılan adımları yan yana koyduğumuzda insanın aklına tek bir soru geliyor:
Bir millet daha ne kadar verilen sözlerle oyalanacak, dün söylenenlerin bugün tam tersinin yapılmasına daha ne kadar sessiz kalacak?
Dün başka, bugün başka konuşan; verdiği sözleri unutan, yapamadıklarına sürekli gerekçe bulan bir iktidara daha ne kadar sorgulamadan güvenilecek?
Milletin hafızası bu kadar mı kısa, yoksa siyasi bağlılık uğruna gördüklerimizi görmezden gelmeye mi alıştık?
Üstelik mesele yalnızca geçmişte söylenen sözler ve yapılan yanlışlar değil. O yanlışların birçoğunun sonuçlarını bugün de yaşıyoruz. Ekonomide, adalette, eğitimde, dış politikada ve milletin günlük hayatında aynı sorunlarla karşılaşmaya devam ediyoruz.
Gelin, yaklaşık çeyrek asırdır söylenenlerin, yapılanların ve bugün hâlâ devam eden yanlışların sadece bir kısmını hatırlayalım. Çünkü hepsini tek tek araştırıp yazmaya kalksak, değil bir köşe yazısı, 12 ciltlik kitap bile yetmez!
Üstelik daha iktidar partisinin içindeki çıkar ilişkileri, kamu kaynaklarından haksız menfaat sağlandığına ilişkin iddialar, milletin alın teriyle kazandığı helal parasına göz diktiği öne sürülenler ve siyasetin gölgesinde büyüdüğü iddia edilen rant düzeni gibi konulara bile girmedik!
Bunları da bütün yönleriyle araştırıp yazmaya kalksak, çeyrek asrın hesabını kaç cilde sığdırabiliriz, onu da bilmiyorum.
Şimdi yalnızca bazı örnekleri hatırlayalım.
Kararı herkes kendi vicdanıyla versin!
Bir zamanlar “Millî Görüş gömleğini çıkardık” dedi, uyanmadınız!
“Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanlarından biriyim” dedi, uyanmadınız!
Kıbrıs’ta belli oranda toprak verilebileceğini söyledi, uyanmadınız!
İsrail’in var olma hakkını savunan açıklamalar yaptı, uyanmadınız!
Irak savaşında Amerika’nın başarısına ilişkin açıklamalarıyla gündeme geldi, uyanmadınız!
İsrail’e meydan okudu, ardından İsrail ile diplomatik ilişkileri normalleştirdi, uyanmadınız!
Mavi Marmara konusunda yıllarca sert açıklamalar yaptı, ardından İsrail ile normalleşme anlaşması imzaladı, uyanmadınız!
Bir zamanlar Esad ile ailece görüşüldü, ardından yıllarca ağır suçlamalar yöneltildi, sonra yeniden görüşme yolları arandı, uyanmadınız!
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi’ye “darbeci” dedi, yıllar sonra aynı Sisi’yi Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde ağırladı, uyanmadınız!
Suudi Arabistan’a yönelik sert eleştiriler yapıldı, ardından aynı ülkeyle savunma ve bölgesel iş birliği geliştirildi, uyanmadınız!
Cemal Kaşıkçı cinayetinin bütün sorumlularının ortaya çıkarılmasını istedi, ardından Türkiye’deki dava Suudi Arabistan’a devredildi, uyanmadınız!
Kaşıkçı cinayetinin bütün sorumlularının hesap verip vermediği sorusu hâlâ ortada dururken Suudi Arabistan ile ilişkiler geliştiriliyor, uyanmıyorsunuz!
Birleşik Arap Emirlikleri’ne ağır siyasi suçlamalar yöneltildi, ardından milyarlarca dolarlık yatırım anlaşmaları yapıldı, uyanmadınız!
Terör örgütlerine destek verdiği gerekçesiyle İsveç’in NATO üyeliğine karşı çıktı, sonunda üyeliğini onayladı, uyanmadınız!
“Faiz sebep, enflasyon neticedir” dedi, ardından Merkez Bankasının politika faizi yüzde 50’ye kadar yükseldi, uyanmadınız!
Faizle mücadeleden söz edildi, vatandaşın yüksek faiz ve borç yüküyle mücadelesi hâlâ devam ediyor, uyanmıyorsunuz!
Enflasyonun düşeceğine dair defalarca vaatler verildi, vatandaş hâlâ hayat pahalılığıyla mücadele ediyor, uyanmıyorsunuz!
Türk lirasının değerini koruma hedefinden söz edildi, paramızın geçmiş yıllarda uğradığı büyük değer kaybının sonuçlarını hâlâ yaşıyoruz, uyanmıyorsunuz!
Milletin refahının artacağı söylendi, emekliler hâlâ geçim sıkıntısının altında eziliyor, uyanmıyorsunuz!
Çalışanların enflasyona ezdirilmeyeceği söylendi, asgari ücretliler hâlâ ay sonunu getirmekte zorlanıyor, uyanmıyorsunuz!
İsrafla mücadele edileceği söylendi, kamu harcamaları, makam araçları ve kamudaki tasarruf uygulamaları hâlâ tartışılıyor, uyanmıyorsunuz!
Yolsuzlukla mücadele vaat edildi, kamu ihalelerine ve kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin iddialar hâlâ gündemden düşmüyor, uyanmıyorsunuz!
Liyakat ve ehliyetten söz edildi, kamu atamalarındaki torpil ve kayırmacılık iddiaları hâlâ devam ediyor, uyanmıyorsunuz!
Şeffaf yönetim vaat edildi, kamu harcamalarının yeterince denetlenip denetlenmediği hâlâ tartışılıyor, uyanmıyorsunuz!
Milletin alın teriyle kurulan kamu fabrikaları ve işletmeleri özelleştirildi, bu satışların ekonomik sonuçları hâlâ tartışılıyor, uyanmıyorsunuz!
Yerli üretimin öneminden söz edildi, çiftçiler hâlâ yüksek üretim maliyetlerinden ve ithalat politikalarından şikâyet ediyor, uyanmıyorsunuz!
Tarımda güçlü Türkiye hedefi açıklandı, üreticiler hâlâ mazot, gübre ve yem fiyatlarının altında eziliyor, uyanmıyorsunuz!
Hayvancılığın geliştirileceği söylendi, et fiyatları hâlâ vatandaşın sofrasını zorluyor, uyanmıyorsunuz!
Gençlere parlak bir gelecek vaat edildi, gençlerimizin bir bölümü hâlâ geleceğini yurt dışında arıyor, uyanmıyorsunuz!
Eğitimde büyük reformlardan söz edildi, eğitim sistemindeki değişiklikler ve sorunlar hâlâ tartışılıyor, uyanmıyorsunuz!
Üniversite mezunlarına umut verildi, diplomalı gençler hâlâ işsizlik ve güvencesiz çalışma sorunlarıyla karşılaşıyor, uyanmıyorsunuz!
Adalete güvenin güçlendirileceği söylendi, yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü tartışmaları hâlâ devam ediyor, uyanmıyorsunuz!
Avrupa Birliği üyeliği stratejik hedef olarak gösterildi, ardından Avrupa Birliği’ne yönelik sert siyasi söylemler geliştirildi, üyelik süreci ise hâlâ belirsizlik içinde, uyanmıyorsunuz!
Komşularla sıfır sorun politikası ilan edildi, ardından birçok komşu ülkeyle ciddi diplomatik krizler yaşandı, bu politikaların sonuçları hâlâ tartışılıyor, uyanmıyorsunuz!
Suriye’de yıllarca süren savaşın ardından Türkiye büyük bir göç yüküyle karşılaştı, bunun ekonomik ve toplumsal sonuçları hâlâ devam ediyor, uyanmıyorsunuz!
Sığınmacı meselesinin çözüleceği söylendi, milyonlarca insanın geleceğine ve göç politikalarına ilişkin sorunlar hâlâ gündemde, uyanmıyorsunuz!
Bir zamanlar sonradan FETÖ olarak adlandırılan yapıyla yakın ilişkiler kuruldu, ardından aynı yapı devletin en büyük tehditlerinden biri olarak ilan edildi, uyanmadınız!
“Ne istediler de vermedik?” sözü söylendi, sonrasında bu yapının devlet kurumlarındaki örgütlenmesinin ağır sonuçları ortaya çıktı, uyanmadınız!
Üç dönem kuralı parti içi yenilenmenin önemli ilkelerinden biri olarak sunuldu, ardından bu kuralın uygulanmasında değişikliklere gidildi, uyanmadınız!
Daha demokratik ve özgürlükçü bir anayasa vaat edildi, anayasa ve temel haklar konusundaki tartışmalar hâlâ devam ediyor, uyanmıyorsunuz!
Basın özgürlüğünün öneminden söz edildi, gazeteciler hakkındaki soruşturmalar ve medya üzerindeki baskı iddiaları hâlâ gündemden düşmüyor, uyanmıyorsunuz!
Kuvvetler ayrılığının güçlendirileceği söylendi, Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nde yetkilerin merkezîleşmesi tartışmaları hâlâ devam ediyor, uyanmıyorsunuz!
Ekonomide istikrar vaat edildi, vatandaş hâlâ döviz kurlarının ve fiyat artışlarının bütçesine etkileriyle mücadele ediyor, uyanmıyorsunuz!
Dar gelirlinin korunacağı söylendi, kira ve konut fiyatları hâlâ vatandaşın en büyük sıkıntıları arasında bulunuyor, uyanmıyorsunuz!
Vergide adaletten söz edildi, dolaylı vergilerin dar gelirli üzerindeki yükü hâlâ tartışılıyor, uyanmıyorsunuz!
Kamu kaynaklarının milletin yararına kullanılacağı söylendi, kamu-özel iş birliği projelerindeki garanti ödemeleri hâlâ eleştiriliyor, uyanmıyorsunuz!
Siyasi ahlak ve hesap verebilirlik vaat edildi, mal varlığı açıklamaları ve siyasi etik konusunda daha güçlü denetim talepleri hâlâ karşılık bekliyor, uyanmıyorsunuz!
Her fırsatta millet iradesinden söz edildi, seçilmiş yöneticilerin görevden alınması ve kayyum uygulamaları hâlâ tartışılıyor, uyanmıyorsunuz!
Millete hesap veren bir yönetim vaat edildi, önemli siyasi kararların ve kamu harcamalarının yeterince sorgulanıp sorgulanamadığı hâlâ tartışılıyor, uyanmıyorsunuz!
Herkes için eşit fırsatlar vaat edildi, vatandaşın işe alımlarda ve kamu hizmetlerinde adalet beklentisi hâlâ devam ediyor, uyanmıyorsunuz!
Peki, daha ne olması gerekiyor?
Şimdi yıllardır iktidarı destekleyen vatandaşlarımıza birkaç soru sormak istiyorum.
Bütün bunlar başka bir partinin iktidarında yaşansaydı ne düşünürdünüz?
Aynı ekonomik sıkıntılar başka bir hükûmet döneminde devam etseydi yine aynı sabrı gösterir miydiniz?
Aynı dış politika dönüşlerini başka bir siyasi lider yapsaydı aynı şekilde savunur muydunuz?
Bir gün söylenenin ertesi gün tam tersinin yapılmasını başka bir siyasi parti söz konusu olduğunda da normal karşılar mıydınız?
Bir siyasi partiye oy vermek, o partinin her yaptığını savunmak zorunda olmak değildir.
Bir lideri sevmek, onun bütün kararlarını sorgulamadan kabul etmek değildir.
Bir iktidarı yıllarca desteklemiş olmak, bugün yaşanan yanlışları görmezden gelmeyi gerektirmez.
Yanlış, yapan kişinin kimliğine göre doğruya dönüşmez!
Üstelik bugün eleştirdiğimiz meselelerin önemli bir bölümü geçmişte kalmış değil.
Emeklilerin geçim sıkıntısı devam ediyor.
Gençlerin gelecek kaygısı devam ediyor.
Çiftçilerin üretim maliyetleriyle mücadelesi devam ediyor.
Adalet, liyakat, şeffaflık ve kamu kaynaklarının kullanımı hakkındaki tartışmalar devam ediyor.
Vatandaşın hayat pahalılığıyla mücadelesi devam ediyor.
Bir tarafta milletin sabretmesi isteniyor, diğer tarafta verilen sözlerin ne zaman yerine getirileceği sorusu cevapsız kalıyor.
Peki, bu sabrın bir sınırı yok mu?
Çeyrek asır az bir zaman mı?
Bir nesil büyüdü, başka bir nesil yaşlandı. Gençler iş arıyor, emekliler geçim derdine düşüyor, çiftçiler üretimde kalmaya çalışıyor.
Bütün bunlar yaşanırken hâlâ geçmiş dönemlerin gerekçeleriyle bugünün sorunları açıklanmaya çalışılıyor.
Oysa ülkeyi yıllardır yönetenlerin artık yalnızca vaatleriyle değil, ortaya koydukları sonuçlarla değerlendirilmesi gerekiyor.
Mesele yalnızca dün yapılanları hatırlamak değil, bugün devam eden sorunların hesabını da sormaktır.
Çünkü milletin görevi iktidarın her kararını alkışlamak değil, gerektiğinde yanlışlarına itiraz etmektir.
İktidarların görevi de kendilerini eleştirenleri susturmak değil, millete hesap vermektir.
Siyasi tercihlerimiz farklı olabilir. Ancak hepimiz aynı ülkenin geleceğinden sorumluyuz.
Bugün susulan yanlışların bedelini yarın çocuklarımız ödeyebilir.
Bu nedenle mesele artık yalnızca bir siyasi partinin iktidarda kalması değildir.
Mesele, milletin geleceği, devletin kaynakları, çocuklarımızın yarınları ve siyasetin hesap verme sorumluluğudur.
Sahi, çeyrek asırdır yaşanan bunca olay, verilen bunca söz, yapılan bunca siyasi dönüş ve bugün hâlâ devam eden sorunlar da mı sizi uyandırmayacak?
Daha ne olması gerekiyor?
Tufan mı gelmesi lazım?
Yoksa tufan geldiğinde uyanmak için artık çok mu geç olacak?