“Cebaliye: Bubi Tuzakları Diyarı!”
Siyonistler, Kuzey Gazze’yle ilgili paylaştıkları tüm haberlerde, Cebaliye’deki tüm direniş karargâhlarını ele geçirdiklerini, büyük bir ilerleme kaydettiklerini ve direnişin tünellerini yok ettiklerini açıklıyordu. İsrail’in resmi açıklamalarına göre işgalciler Aksa Tufan’ın hemen ertesi günü yani 8 Ekim 2023’te Nahal güçlerinin öncülüğünde Cebaliye’ye girmişti. Oysa sahadaki durum hiç de öyle değildi ve İsrail, henüz mücahitlerin Gazze’nin çevresindeki ele geçirdiği kibutzlara bile girememişti.
El-Cezire, İsrail komando birliği "Duvdevan"da bölük komutanı olan ve “Yüzbaşı M" olarak tanımlanan yüzü maskeli bir işgalci subayın video tanıklığını yayımladı. Söz konusu subay, bu anlatımında, 7 Ekim'de mücahitlerin Kfar Aza kibutzuna düzenlediği operasyon sırasında birliğinin durumunu ayrıntılı olarak şöyle aktarmaktadır: “7 Ekim 2023 sabahı yaşanan gelişmeler üzerine Kfar Aza’ya ulaştığımızda, karşı karşıya olduğumuz durumun boyutunu veya niteliğini ilk başta tam olarak kavrayamadık. İlk dakikalarda bunun sadece bir tünel sızması olduğunu; daha önce üzerinde eğitim aldığımız ve senaryolarını çalıştığımız türden, hızla kontrol altına alınabilecek, sınırlı ve küçük çaplı bir olay olduğunu varsaydık. Ancak bölgeye girdiğimizde, çatışmaların boyutu ve şiddeti karşısında şaşkına döndük. Kısa süre sonra, birliğimizin eğitimini aldığı muharebe doktrininin ve operasyonel planların, sahada direnişçilere karşı karşılaştığımız gerçeklikle hiçbir şekilde örtüşmediğini anladık.”
İsrail askerleri, Kfar Aza işgal karargâhına giren mücahitlerin cengâverliği karşısında geri çekilmekten başka bir şey yapamadılar.


Ancak Siyonist propaganda birimince kamuoyuna sunulan haberlerde daha Aksa Tufanı’nın ikinci ayında tüm mücahitlerin yok edildiğine dair cümleler yer alıyordu. Yıllarca kendilerini dünyanın en güçlü ordusu zanneden Yahudiler de bu haberlere inandı. 19 Aralık 2023 günü “İsrail ordusu Tuğgenerali Itzik Cohen, Cebaliye’de kontrolü sağladıklarını ve HAMAS'ın Kuzey Gazze Tugayı’nın tüm askeri altyapısını ve operasyonel yeteneklerini tamamen çökerttiklerini" söyledi. Onlara göre “Cebaliye eski Cebaliye değildi ve yüzlerce mücahidi öldürmüşlerdi.” Bu cümleler, gerçeğin tam tersiydi.
İsrailli işgalciler, 16 Kasım 2024 tarihinde mücahitlerin Kuzey Savunması’nın ve özellikle Cebaliye Direnişi’nin boyutlarını şu cümlelerle itiraf etmişlerdir: “İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), Cebaliye’de bugüne kadar yaklaşık 300 bubi tuzağı kurulmuş ev buldu. [Gazze'nin güneyinde] Refah semti, tüneller diyarı ise Cebaliye de patlayıcı düzenekler diyarıdır. HAMAS, çeşitli yaş gruplarından yeni savaşçılar devşiriyor. Yeni üyeleri eğitme imkânı yoktu. Genel bir askere alma çağrısı yaptı. Cebaliye’de HAMAS, İsrail güçlerini gördüğü anda vur-kaç saldırıları düzenliyor; tellere bağlı patlayıcıları infilak ettiriyor ve İsrail hareketlerini izlemek için araçların geri görüş kameralarını kullanıyor. Bu taktikler, 1980'ler ve 1990'larda İsrail'in Güney Lübnan’da maruz kaldığı, İslami Direniş Hareketi Hizbullah’ın ve Emel’in gerçekleştirdiği saldırıları anımsatıyor. Cebaliye’de keskin nişancılar da ortalıkta serbestçe dolaşıyor.”
Refah savunmasını bizzat HAMAS lideri Yahya Sinvar yönetiyordu. Refah savunması tünel odaklıydı. Zaten kendisi de savunma hattını hiçbir zaman terk etmemiş ve Aksa Tufanı’ndan bir buçuk yıl sonra, Refah’ta bir operasyon sırasında şehit düşmüştür. İsrail işgal ordusunun Arapça Birimi Basın Sözcüsü Avichay Adraee, katıldığı bir televizyon programında “Sinvar'ın ölümünün önceden planlanmış bir suikast operasyonu veya doğrudan bir istihbarata dayalı olmadığını, tamamen tesadüfen gerçekleştiğini” itiraf etmiştir. Ona göre işgalciler “Refah semtindeki Tellu’s-Sultan mahallesinde yaşanan çatışma sırasında karşılarındaki kişinin Sinvar olduğunu bilmiyordu ve işgalciler çatışmanın ertesi gününe kadar Sinvar'ın cesedini teşhis edemedi; kimlik ancak yapılan DNA ve diş eti testlerinin sonucunda belirlendi.” Sinvar’ın Refah savunması, ölümüne gerçekleştirilen bir direnişti. Tüm direnişçiler ölünceye kadar savaşmak üzere biat ettiler ve gerçekten de sözlerinde durdular. Açlıktan veya susuzluktan ölecek olsalar bile savaş hatlarını terk etmeyeceklerine dair ahd ettiler. Sözlerine sadık kaldıkları, tünellerde açlıktan şehit olduktan sonra bulunan naaşlarıyla ispat edildi. Refah savunması, başlı başına ele alınması gereken bir direniş hikâyesidir.
Cebaliye’de her yerin bubi tuzaklarıyla savunmaya alındığı, keskin nişancıların dilediği şekilde işgalcileri avladığı, Siyonistlerin her an kameralarla takip edildiği ve uygun noktalarda havaya uçuruldukları bir araziydi. Kassam bu operasyonlara ait görüntüleri defalarca paylaşmıştı. Ancak İsrail basın kuruluşlarına göre İsrail hiçbir zayiat vermiyor ve zaferden zafere koşuyordu.

Yaklaşık olarak 30 Ocak 2024’e gelindiğinde İsrail, Cebaliye’yi savunan İzzeddin el-Beyk ve arkadaşları karşısında yenildiğini itiraf etmemek için şöyle bir cümle yayınladı: “İsrail, kendi açıklamasına göre direniş komuta merkezini ortadan kaldırdıktan sonra bölgeden çekildiğini duyurdu ve böylece Filistinli grupların Cebaliye kampının kontrolünü kademeli olarak yeniden ele geçirmesine izin verdi.” Hâlbuki hiçbir mücahid, Cebaliye’yi terk etmemişti. Kontrollü bir geri çekilme zaten yoktu. Cebaliye’de yenilen İsrail’in ikinci kez bölgeye saldırdığı 2024 yılının Şubat ve Nisan aralığı, Siyonistler için tam bir hayal kırıklığı oldu. İsrail’in resmi açıklamasına göre “Şubat-Nisan 2024 arasındaki dönem, özellikle Cebaliye’nin doğu mahallelerinde, direniş ile İsrail ordusu birimleri arasında aralıklı çatışmalarla, topçu ateşi ve yüz yüze çatışmalarla, hiçbir tarafın kesin bir ilerleme kaydetmemesiyle karakterize edildi.” Oysa bu, bir yenilgi itirafıydı. Mücahitler zaten savunmadaydı. İlerleme diye bir planları yoktu. İsrail ise tüm Gazze’yi ele geçirip esir düşen askerlerine ulaşmaya çalışıyordu. Zaten bir tanesinin cesedini bile bulamamıştı. İlerleyemeyen tek kuvvet, İsrail’di.
Siyonist AmeriKAN güçleri Gazze’de savaştı mı?
Aksa Tufanı’ndan bahsedilirken görmezden gelinen ve yeteri kadar gündem edilmeyen bir konunun varlığına dikkat çekmek gerekir. Bu da Siyonistler ile Amerikan güçleri arasındaki dayanışmanın, aynı mevzide ölmeye vardığı konusudur. Kamuoyu hâlâ Amerikan güçlerinin Gazze katliamına bizzat ve fiili olarak yani ordu birlikleriyle iştirak ettiğini bilmiyor.

30 Ocak 2024 tarihinde İsrail aldığı ağır yenilgiyle Cebaliye’den çekildi. Siyonist işgal devleti, derhal kendisi için ölecek, kendisine yardıma koşacak ve ileriki yıllarda da bunun bedelini ağır bir şekilde ödeyecek bir devlete başvurdu: “Amerika!” Bu durumu HAMAS'ın önde gelen siyasi ve medya yetkililerinden Mahmud Merdavi, gazeteci Ahmed Mansur’a şu cümlelerle ifade etmiştir: “7 Ekim 2023 Savaşı Filistinlilerin, Mescid-i Aksa’ya hürmetsizlik eden ve Batı Şeria’yı Filistin’den koparıp Yahudileştirmeye çalışan işgalci İsrail’e karşı yaptıkları bir savaştı; ancak 8 Ekim'den itibaren savaş, Amerika ve bazı Avrupa ülkeleriyle olan bir savaşa dönüştü.”

Siyonist Amerikan güçleri İsrail’i zaten hukuk, lojistik, istihbarat, teçhizat ve mühimmat bakımından destekliyordu. Ancak bu defa fiili olarak savaş sahasında yer aldılar. Amerikan ordusunda bulunan ve Irak’ın Felluce ve Musul işgallerinde vazife alarak “kent savunması” sahasında tecrübe kazanmış deniz kuvvetlerine mensup komandoları da İsrail’e desteğe gönderdiler. Amerika, İsrail için ölmeye hazırdı. Amerikan yönetimi, defalarca fiili savaşa girmeyeceğini açıklasa da bağımsız kuruluşlar Irak’taki Amerikan güçlerinin kara harekâtı için teyakkuza geçtiğini yazdı. Biden'ın kara birlikleri göndermeyeceği yönündeki vaatlerine rağmen, The Intercept tarafından elde edilen belgeler, Amerikan ordusunun bu olasılığa karşı hazırlık yaptığını ispatladı. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Sözcüsü John Kirby, 17 Ekim'de yaptığı açıklamada, "İsrail'de kara birliklerini savaş alanına gönderme planımız veya niyetimiz yok. Ancak daha önce de belirttiğimiz gibi, bölgede önemli ulusal güvenlik çıkarlarımız var” dedi. Kirby'nin açıklamalarından iki gün sonra, Beyaz Saray yanlışlıkla Joe Biden'ın İsrail'de gizli ABD özel operasyon birimlerinin üyeleriyle birlikte poz verdiği bir fotoğrafı paylaştı ve ardından hızla sildi. New York Times, Ekim ayı sonlarında Amerikan komandolarının ve istihbaratçılarının, HAMAS liderlerini öldürmek ve İsrailli esir askerleri kurtarma çalışmalarına yardımcı olmak için İsrail'de bulunduğunu bildirmişti. Amerikan askerlerinin Gazze’deki durumunu konuşan herkes şu konuda hemfikir: “Amerikan paralı askerleri Gazze katliamında yer aldı!”
İnsanlık, 25 Şubat 2024 tarihinde “tek kişilik” korkunç bir protestoya tanık oldu. O gün Aaron Bushnell isimli Amerikan askeri, İsrail'in Washington Büyükelçiliği önünde kendini diri diri ateşe verdi, canlı yayında yanarken "Soykırıma ortak olmayacağım" diyordu. ABD Hava Kuvvetleri askeri Aaron Bushnell, ABD ordusunun Gazze'deki tünellerde HAMAS ile doğrudan çatıştığına dair gizli belgeler gördüğünü söyledi. New York Post gazetesine konuşan yakın bir arkadaşı, Bushnell'in istihbarat verilerine erişimi olduğunu ve kendisine "Ordumuz Filistin'deki soykırıma doğrudan dâhil oluyor, tünellerde bizzat savaşıyorlar" dediğini öne sürmüştür. Arkadaşı şunları söyledi: "Aaron Bushnell bana, sahada askerlerimiz olduğunu, orada çok sayıda Filistinliyi öldürdüklerini söyledi. Ses tonunda, korktuğunu gösteren bir şey vardı. Onun ağzından daha önce hiç böyle bir ton duymamıştım."
Es-Saftavi Kavşağı Operasyonu
İsrail’i Amerikan güçleri de kurtaramadı. Cebaliye’deki mücahitler pek çok operasyonda Amerikan güçlerine karşı büyük başarılar elde ettiler. Mücahitler 22 Ekim 2024 günü Cebaliye mülteci kampının batısında yer alan es-Saftavi Kavşağı'nın güneyinde bir pusu kurdu. Operasyonun tüm aşamalarını bir videoyla paylaştılar. Bu operasyon Generaller Planı’na karşı hazırlanan Kuzey Savunması’ndaki en önemli aşamalardan birisidir:
1. İstihbarat ve hazırlık aşaması: Kassam direnişçileri, İsrail ordusuna ait istihkâm ve mühendislik birimlerinin (yol açma, arama-tarama ve evlere, okullara ve hastanelere patlayıcı döşeyip havaya uçurma ekipleri) hareket rotasını önceden takibe aldı. Cebaliye Kampı'nın batısındaki Saftavi Kavşağı'nın güneyinde, askeri araçların geçmek zorunda olduğu dar bir intikal koridoru "pusu bölgesi" olarak seçildi.
2. Tuzaklama ve sızma: Mücahitler tarafından bölgeye, evvela yüksek patlayıcılı el yapımı patlayıcılar ve zırh delici düzenekler yerleştirildi. Bunlar yapılırken İsrail uçaklarından atılan ama infilak etmemiş Amerikan bombaları kullanıldı. Yayınlanan videolarda, direnişçilerin İsrail keşif insansız hava araçlarının (İHA) yoğun uçuş yaptığı esnada, gizlilik kurallarına uyarak binaların altından tuzaklama süreçlerini yönettikleri ama uçakların kendilerini fark etmediği görülmektedir. Bu durum, dronlara karşı kamufle yöntemlerinde profesyonel eğitim aldıklarını kanıtlamıştır.
3. Baskın anı ve imha: İsrail istihkam birliği ve onlara eşlik eden zırhlı araçlar pusu noktasına tamamen girdiğinde operasyon başlatıldı. Öncelikle öncü bir Merkava tankı zırh delici "Tandem" roketleriyle doğrudan hedef alınarak hareketsiz bırakıldı ve konvoyun kaçış yolu kapatıldı. Hemen ardından işgalci yıkım mühendislik ekibinin bulunduğu nokta ve diğer askeri araçlar, daha önceden döşenen anti-personel patlayıcılar ile havaya uçuruldu. Diğer araçlar Şuvaz bombaları ve YASIN105 roketleriyle imha edildi. Ardından sıfır mesafeden (yakın çatışma) hafif silahlarla çapraz ateşe tutuldu. Operasyon sırasındaki patlamalar o kadar şiddetliydi ki, bazı tankların ters döndüğü ve un ufak olduğu görüntülere yansıdı. Mücahitler, olay yerine intikal edip kalan araçları da ateşe verip imha etti.
4. Tahliye engelleme ve geri çekilme: Mücahitlerin saldırısının ardından bölgeye sevk edilen İsrail kurtarma ve tahliye unsurlarına da havan topları ve el yapımı patlayıcılarla baskı ateşi uygulandı. Bu ateş, mücahitlere geri çekilme olanağı sunmak amacını da taşıyordu. Pusuyu kuran mücahit timleri, İsrail ordusunun bölgeye yoğun duman bombaları ve hava desteğiyle müdahale ettiği esnada, önceden hazırlanan tünel veya yıkık bina hatlarını kullanarak kayıp vermeden geri çekildi.
Kassam, pusuyu "taktiksel bir başarı" olarak nitelendirip görüntülerini propaganda kanallarında paylaşırken; İsrail kaynakları da o dönem bölgede istihkâm birliklerinin "zorlu bir güvenlik olayıyla" karşı karşıya kaldığını doğrulamıştır. Ancak İsrail, her zaman olduğu gibi hiçbir kayıp vermediğini açıklamıştır. Tüm bunların yayınlandığı Kassam videosunda yer alan bir görsel, işbirlikçi düşmana mesaj niteliğindeydi. Operasyon planını anlatan mücahitlerin masasında üzerinde USA yazılı bir Amerikan askeri kasaturası duruyordu. Bu bıçak, Kassam’ın Amerikan güçlerini de hezimete uğrattığının bir simgesiydi. Yenilen Amerikan güçleri, bu defa yeni bir silah devreye koydu: Yardım Kolisi adı altında paralı askerlerini ve komandolarını Gazze’ye gönderdi.
(Devam edecek)